Bediüzzaman: Şimdi şarkta müthiş bir silâh imal ediliyor

Bediüzzaman: Şimdi şarkta müthiş bir silâh imal ediliyor

Bunun hak kısmına sahip olmalı. Yoksa yine küssek

A+A-

Risale Haber-Haber Merkezi

(Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Rumûz adlı eserinden bölümler.)

Mühim bir nokta

İslâm (Müslümanlar) gaflet edip küstü. Hıristiyanlık dini fen ve medeniyeti kendine mal edip, iki silâhla galebe çaldı. Şimdi şarkta müthiş bir silâh imal ediliyor. Bunun hak kısmına sahip olmalı. Yoksa yine küssek, onu da Hıristiyanlık İslâmiyet aleyhinde istimal edecektir. Buna karşı dayanılmaz.

Cumhur-u avama müteveccih olan bir fikir, bir kudsiyet almazsa söner. O desatire kudsiyet verecek iki muazzam rakîb din var. Şu keskin fikir, gözünü açtığı vakit hasmını ve hasmının elindeki silâhını Hıristiyanlık dini bulmuştur. Öyleyse o fikir kudsiyet almak için İslâmiyete dehalet etmeye mecburdur.

Said Nursi

(AÇIKLAMA: Müslümanlar; Hristiyan âlemindeki sefahat, rezalet ve mimsiz medeniyetin insanlığa verdiği çirkinlikleri ve mahzurları müşahede ettiklerinden, onlarla ilgili müspet veya menfi, faydalı veya zararlı her şeye karşı istinkâf etmişler, mesafeli durmuşlar, hatta bazen kapıları tamamen kapatmışlardır.

Hâlbuki Avrupa ikidir. Biri medeniyetin sefahat ve rezaletini yayan ve empoze eden Avrupa;

Diğeri ise; fenne, bilime, teknolojiye ve doğru medeniyete kuvvet veren Avrupa. Bir kâfirin ve sefihin bütün sıfatları ve özellikleri kâfir ve sefih olması icap etmez.

Daire-i itikadı daire-i muamelata karıştırmamalıyız. Fen ve teknolojiyi almak ayrı, ideolojiyi almak ve kabul etmek ayrıdır.

Biz Müslümanlar Avrupa’nın fennini, teknolojisini ve medeniyetini almamız ve kullanmamız icap eder.

Ancak sefahatinden ürktüğümüz ve korktuğumuz Avrupa’nın ve Hristiyan âleminin; fennine ve teknolojisine de maalesef muhalefet etmişiz, sanayi devrimini yakalayamamışız. Üstadımız'ın tabiriyle Kanuni'den sonra bir nevi tembelleşmişiz.

Hristiyanlık ise, fenni ve medeniyeti kullanarak bu iki silahla; yani, bilim ve çağdaşlık silahıyla, gözleri kamaştırmış diğer insanların ve Müslümanların dikkatini üzerine çekmiş ve dünyaya bu iki silahla hâkim olmuştur.

Müslümanlar ise; bu iki silahtan istifade edemeyip soğuk davrandıklarından, maddeten ve dünyevi noktadan maalesef mağlup olmuşlar ve zayıf kalmışlardır.

Muazzez Üstadımız bu zayıf kalan noktamızı kuvvetlendirmek ve telafi etmek niyeti ile ifade etmektedir.

Şarktaki müthiş silah ise; sosyalizmdir.

Sosyalizm insanların kahir ekseriyetinin bir nevi sığınma yeri ve kurtarma simidi olarak kullanılmıştır.

Mazlumların, zayıfların, fakir, fukaranın ve cahillerin, bilim adamlarının ve felsefecilerin; kısaca bütün ezilmişlerin ve ezilenlerin taassüngahı olarak sosyalizm sistem olarak kurulmuştur. Ancak sosyalizmi Bolşeviklikten ayrı düşünmeliyiz. İslamiyet fakir fukaranın, mazlumların ve ezilmişlerin hakiki taassüngahıdır. Böyle bir İslamiyet mazlum halkı ve ezilmiş insanları korumakta sosyalizmden daha sağlam ve daha muhkem ve hak bir kaledir.

Muazzez Üstadımız insanların çoğunluğu, idare edilenler, hakları elinden alınanlar ve ezilenler olduğundan, bunları kurtarma projesi olan sosyalizmi İslam’a daha yakın gördüğünden, bu silahın İslamiyet’le ilgili haklı ve faydalı olan kısmına sahiplenerek, o sistemden istifade etmeyi ve o silahı İslamiyet’in muhafazası ve dik durması açısından kullanmayı ve o silaha sahiplenmeyi tavsiye etmektedir. Zira sosyalizmin söylemlerine ve prensiplerine İslamiyet, din olarak Hristiyanlık'tan daha yakındır ve daha muhittir. Bizim bu sistemin haklı olan kısmını kabullenmemiz gücümüzü artırır ve varlığımızı pekiştirir.

Çünkü mazlum ve ezilmiş çoğunluk her zaman, sefih ve zalim azınlığa galip olmuştur. 

Zira Allah zulmü devam ettirmez. Bu sebeple İslamiyet ve Müslümanlar; sosyalizmden medet uman mazlum avam olan çoğunluğun cereyanına yaklaşmayı ve onu İslamiyet lehine kullanmayı iyi düşünmelidirler. 

Üstadımız da bu mesele ile ciddi manada alakadar olmuş, Müslümanları ve mazlum çoğunluğun imdadına koşmaya çağırıyor. Sorularla Risale)