Bediüzzaman Said Nursi hakkında çok bilinmeyen ayrıntılar

Bediüzzaman Said Nursi hakkında çok bilinmeyen ayrıntılar

Bayram Yüksel, Ali Uçar ve Mehmet Çiçek'i rahmetle anıyoruz

A+A-

Risale Haber-Haber Merkezi

Bugün Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin yakın talebelerinden Bayram Yüksel ile dava arkadaşları Ali Uçar ve Mehmet Çiçek ağabeylerimizin 21. vefat yıl dönümleri.

Bayram Yüksel, aynı otomobilde bulunan Ali Uçar ve Mehmed Çiçek 19 Kasım 1997 tarihinde Almanya dönüş yolunda iken, Bulgaristan’da geçirdikleri kaza sonucunda vefat etmişlerdi.

Üç nur şehidine Cenab-ı Hak'tan rahmet dilerken ruhlarına Fatihalarımızı da gönderiyoruz.

Bayram Yüksel ağabey hizmet hatıralarını Ömer Özcan’a anlatmıştı. Ağabeyler Anlatıyor-1 kitabında yayınlanan bu hatıralardan önemli bazı bölümleri şöyledir:

HER HA­Dİ­SE­NİN İÇİN­DEY­DİK, HER ŞE­Yİ Bİ­Lİ­YO­RUZ

1950’den son­ra­ki Üs­tad ve Ri­sa­le-i Nur­lar­la alâ­ka­lı her ha­di­se­nin için­dey­dik, her şe­yi bi­li­yo­ruz.

***

ÜSTAD ŞA­FİÎ İDİ, FA­KAT NA­MAZ­LAR­DA RÜ­KÛ­DAN SON­RA EL­LE­Rİ­Nİ KAL­DIR­MAZ­DI

Üstad Şa­fiî idi, fa­kat na­maz­lar­da rü­kû­dan son­ra el­le­ri­ni kal­dır­maz­dı. İmam ar­ka­sın­da Fa­tiha okur­du.

As­lın­da Üs­tad azi­me­te tâ­bi olur­du. Me­se­la eli ka­na­dı­ğın­da, Şa­fiî’ye gö­re ab­des­ti bozul­ma­dı­ğı hal­de yi­ne de ab­dest alır­dı.

***

ÇO­RAP­SIZ NA­MA­ZA DU­RUR­DU

Üstad ab­dest­ aldıktan son­ra ıs­lak ayak­la ye­re bas­maz, he­men çorap­la­rı­nı gi­yer­di; na­maz­da ise ço­rap­la­rı çı­ka­rır, ço­rap­sız na­ma­za du­rur­du.

***

NA­MA­ZA DU­RUR­KEN...

Üs­tad’ımız hu­zu­ru bul­ma­dan kat’iyen na­ma­za du­ra­maz­dı. Tek­rar tek­rar ‘İlâ­hi estağfurullah, İlâ­hî es­tağ­fu­rul­lah, İlâ­hi estağfurullah…’ çe­ker, bir­den elleri­ni bağ­la­dı­ğın­da sar­sı­lır­dı. Biz de ar­ka­sın­da he­ye­can­la dururduk. Mü­ba­lâ­ğa­sız ah­şap ev sal­la­nır­dı.

***

KAR KIŞ FIR­TI­NA Bİ­LE OL­SA ARA­BA­YI DUR­DU­RUR NAMAZINI VAKTİN EVVELİNDE KILARDI

Üs­tad’ımız, na­maz­la­rı­nı dai­ma vak­tin ev­ve­lin­de kı­lar­dı. O ka­dar ki, di­ye­lim Emir­dağ’a gi­di­yo­ruz, kal­mış üç-beş ki­lo­met­re; kar kış fır­tı­na bi­le ol­sa Üs­tad Haz­ret­le­ri ara­ba­yı dur­du­rur, na­ma­zı eda et­tik­ten son­ra ha­re­ket et­ti­rir­di.

***

NE KA­DAR ACE­LE İŞ OLUR­SA OL­SUN KÜÇÜK TES­Bİ­HA­TI YAP­TI­RIR­DI

Üs­tad kü­çük tes­bi­ha­tı, ya­ni ‘Sub­ha­nal­lah, El­ham­dü­lil­lah, Al­la­h-u Ek­ber’ di­ye ya­pı­lan tes­bi­ha­tı mut­la­ka yap­tı­rır­dı.

Hat­ta bi­ze ‘Tes­bi­ha­tı­nı­zı yap­tı­nız mı?’ di­ye so­rar; ‘yap­ma­dık’ der­sek, ne ka­dar ace­le iş olur­sa ol­sun tes­bi­ha­tı yap­tı­rır, öy­le gön­de­rir­di.

Di­ğer tes­bi­hat, ace­le du­rum­lar­da yol­da, ara­ba­da da ya­pı­la­bi­lir.

***

DUA EDERKEN EL­LE­Rİ CAN­SIZ DUR­DUK MU UYARIRDI

Dua eder­ken Üs­tad’ımız el­le­ri­ni omuz­la­rı­na ka­dar kal­dı­rır, avuç­lar omu­za ba­kar­dı. Bazı kar­deş­lerimiz yor­gun­luk ve uy­ku­suz­luk­tan boy­nu eğik, el­le­ri can­sız dur­du mu ih­tar eder­di.

***

KIY­MET­Lİ EŞ­YA­LA­RI OR­TA­DA BI­RAK­MAK DOĞRU DEĞİLDİR

Üs­tad pa­ra gi­bi kıy­met­li eş­ya­la­rı or­ta­da bı­rak­tık mı bi­ze da­rı­lır­dı. ‘Kay­bo­lur­sa, aca­ba han­gi kar­de­şim al­dı, di­ye bir­bi­ri­ni­ze su­-i­ zan eder­si­niz’ der­di.

***

CEPTE KÂĞIT PARA TAŞIMAK

Ta­hi­ri ağa­bey bir gün Is­par­ta’dan Af­yon’a Üs­tad’ımı­zı zi­ya­re­te ge­li­yor. Ta­hi­ri ağa­bey na­maz kı­lar­ken pa­ra re­sim­li ol­du­ğu için cüz­da­nı­nı çı­ka­rı­yor, sa­bah­le­yin gi­der­ken de cüz­danı­nı unu­tu­yor...

Ga­ra­ja gel­di­ği za­man bi­let al­mak için cüz­da­nı­nı arı­yor, bu­la­ma­yın­ca ge­ri dönü­yor.

Üs­tad’ımız Ta­hi­ri ağa­be­yi gö­rün­ce, ‘Ni­ye gel­din?’ di­ye so­ru­yor. Ta­hi­ri ağa­bey, ‘Pa­ra re­sim­li ol­du­ğu için cüz­da­nı­mı çı­kart­mış­tım, bu­ra­da kal­mış, onu al­ma­ya gel­dim’ di­yor.

Üs­tad’ımız, Ta­hi­ri ağa­be­ye epey da­rı­lı­yor, ‘Bir daha böy­le yap­ma, za­ra­rı yo­ktur, ya­rım in­san ya­şa­maz’ di­yor.

***

ÜS­TAD ŞAP­KA­ VE KRA­VA­TA NA­SIL BA­KAR­DI?

Is­par­ta’dan Bar­la’ya Üs­tad’ın ya­nı­na gi­de­cek­tim.

Git­me­den ön­ce Sey­ra­ni ile gö­rüş­tüm. Sey­ra­ni fötr şap­ka gi­yen sa­kal­lı, mus­ka da ya­zan bir ho­ca idi. Mev­sim yaz, do­la­yı­sıy­la sı­cak ol­du­ğun­dan, Sey­ra­ni, ‘sı­cak ba­şı­na geç­me­sin kar­de­şim’ di­ye­rek ba­na bir şap­ka ver­di.

Bar­la’ya va­rın­ca be­ni Zü­be­yir ağa­bey kar­şı­la­dı, ba­şım­da­ki föt­rü gö­rün­ce, ‘Aman Bay­ram kar­deş, Üs­tad gör­me­sin!’ de­di ve şap­ka­yı alıp kes­ti. Ben o za­man kü­çük ve ye­ni idim.

Üs­tad kra­va­ta hiç­bir şey de­mez­di; hat­ta Zü­be­yir ağa­bey Af­yon mah­ke­me­si­ne kra­vat­la ge­lir­di. Yal­nız Üs­tad şap­ka­ya çok üzü­lü­yor­du...

***

ÇA­YI ‘KIT­LA­MA’ İLE İÇ­ME­Yİ TEŞ­VİK EDER­Dİ

Üs­tad Haz­ret­le­ri ça­yı ‘kıt­la­ma’ ile iç­me­yi teş­vik eder­di; hat­ta be­ni, ‘Kıt­la­may­la içer­sen üç se­fe­re ka­dar sa­na mü­sa­a­de var’ di­ye teş­vik et­miş­ti. Ken­di­si de es­ki­den kıt­la­ma içer­miş, ama yaş­la­nın­ca li­mon­lu ve şe­ker­li iç­me­ye baş­la­dı.

***

ÇA­YA MUT­LA­KA Lİ­MON İS­TER­Dİ, LİMON YOKSA…

Üs­tad’ımız ça­ya mut­la­ka li­mon is­ter­di. Eğer li­mon yok­sa gi­dip bak­kal­dan li­mon tu­zu al­dı­rır­dı.

***

ET YER­Dİ

Ba­zı kar­deş­ler Üs­tad’ın et ye­me­di­ği­ni söy­lü­yor­lar­mış. Yok böy­le bir şey... Üs­tad 15 gün­de bir ko­yun eti yer­di. İne­ğin de yo­ğur­du­nu yer­di.

***

BO­ŞAN­MA­YA RA­ZI OL­MAZ­DI

Bay­ram ağa­bey, ba­zı kar­deş­le­rin yan­lış ev­li­lik yap­tı­ğı­nı, son­ra da bo­şan­ma­ya kal­kış­tı­ğı­nı söy­le­di; “Üs­tad’ımız bo­şan­ma­ya kat’iyen kar­şıy­dı, bo­şan­ma­ya ra­zı ol­maz­dı” de­di.

***

DERSA­NE ANAH­TA­RI YA­NI­MIZ­DA Bİ­RİK­MİŞ­Tİ

Üs­tad’ımız ders­ha­ne­le­re çok önem ve­rir­di.

Üs­tad Haz­ret­le­ri, bir ders­ha­ne açı­lı­şı ol­du mu, mut­la­ka ken­di gi­der­di. Gi­de­mez­se biz­le­ri gön­de­rir­di.

O ders­ha­ne­yi açan­la­ra, ‘O be­nim evim­dir!’ der­di. Ci­var­dan ders­ha­ne açıp zi­ya­re­ti­ne ge­len­le­ri, mut­la­ka ka­bul eder­di. Bun­lar açı­lan ders­a­ne­le­rin anah­tar­la­rı­nı ge­ti­rip Üs­tad haz­ret­le­ri­ne ve­rir­ler­di. Böy­le­ce bir­çok dersa­ne anah­ta­rı ya­nı­mız­da bi­rik­miş­ti.

***

Zİ­YA­RE­Tİ­NE Bİ­Rİ­Sİ GEL­Dİ­Ğİ ZA­MAN ÖN­CE İKİ ŞEY SO­RAR­DI

Üs­tad’ımız zi­ya­re­ti­ne bi­ri­si gel­di­ği za­man ön­ce iki şey so­rar­dı:

  1. Ri­sa­le-i Nur­la­rı oku­yor mu­sun?
  2. Bu­lun­du­ğun mu­hit­te ders­ha­ne var mı, ders­le­re gi­di­yor mu­sun?

***

TARİHÇE-İ HAYAT’I KİM YAZDI?

Yeğeni Abdurrahman ağabey yazdı, on­lar kı­say­dı.

Son­ra Zü­be­yir ağa­bey yaz­dı, Sun­gur ağa­bey yaz­dı, biz yar­dım et­tik.

Son­ra ağa­bey­ler Üs­tad’a tak­dim et­ti­ler, Üs­tad üç ke­re oku­du, ken­di­ne ve ke­ra­met­le­ri­ne ait kı­sım­la­rı çı­kart­tı.

Ta­rih­çe-i Ha­yat için ‘On or­du kuv­ve­tin­de­dir’ der­di.

Ta­rih­çe-i Ha­yat’ı oku­ma­yan, bil­me­yen ri­sa­le­ler­den tam fe­yiz ala­maz.

***

DÜN­YEVÎ İŞ­LER­DE ÇA­LI­ŞAN­LAR DA ‘TA­LE­BE’ SI­NI­FI­NA D­HİL OLA­Bİ­LİR­LER Mİ?”

S: Üs­tad’ımı­zın ‘ri­sa­le­le­ri ken­di ma­lı gi­bi bi­lip sa­hip çık­ma’ şar­tıy­la ‘ta­le­be’ sı­nı­fı­na dâ­hil ol­ma­ya, bi­zim gi­bi bir iş­te ça­lı­şan­lar na­sıl nail ola­bi­le­cek­tir?

C: “Ni­yet­le... Her şey­de ve iş­te, hat­ta bir kâ­ğıt ve ka­lem gö­tü­rür­ken bi­le hiz­met ni­yet edilir­se dâ­hil olu­nur.”

***

YE­Nİ YA­ZI­YI NA­SIL TASH­İH EDER­Dİ?

Bu so­ru­ya mem­nun ol­dum. Es­ki ya­zıy­la ta­kip eder­di. Bir kar­de­şe ye­ni ya­zı­yı oku­tur, ken­di­si ta­kip eder­di.

***

YAZACAĞIMIZ MEKTUPLARI TARİF EDER BİZ ÖYLE YAZARDIK

Bir mek­tup gel­di mi, ‘Bay­ram bu­nu şöy­le şöy­le yaz’ der, biz de he­men ya­zar­dık. Üs­tad ya tash­ih, ya tas­dik eder­di...

Üs­tad, ‘İh­tar var, he­men kâ­ğıt ka­lem ge­ti­rin’ de­di mi, he­pi­miz ko­şar ge­ti­rir­dik. Üs­tad çok hız­lı söy­ler, çok hız­lı yaz­dı­rır­dı. O ka­dar ki ço­ğu­muz ya­rı yol­da ka­lır­dık...

***

SEM­BO­LİK PA­RA­LAR­LA HİZ­ME­TE İŞ­Tİ­RAK ET­Tİ­RİR­Dİ

Üs­tad’ımız hiz­met kas­tıy­la Ri­sa­le-i Nur­la­rı gön­der­me­den ön­ce bü­tün kar­deş­ler­den kitap­la­rın be­de­li­ne sem­bo­lik pa­ra­lar ala­rak iş­ti­rak et­ti­rir­di; 25’er ku­ruş gi­bi...

Bu ve­si­ley­le kardeş­ler hiz­me­te iş­ti­rak et­miş olur­lar­dı.

***

ZE­K­TI Rİ­SA­LE-İ NUR ALA­RAK Kİ­TAP OLA­RAK VER­ME­Yİ…

Üs­tad’ımız, ze­kâ­tı Ri­sa­le-i Nur ala­rak ki­tap ola­rak ver­me­yi tav­si­ye eder­di.

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.