Bediüzzaman, "Bana ihtiyaç kalmadı" dedi

Bediüzzaman, "Bana ihtiyaç kalmadı" dedi

Bediüzzaman Said Nursi’nin talebelerinden Abdullah Yeğin ile yaptığımız röportajın 7. bölümü

Röportaj: Abdurrahman Iraz, Mehmet Ali Bulut, İhsan Atasoy, Nurettin Huyut / Risale Haber

Teknik Yönetmen: Abdülkadir Özsoy

 

7. BÖLÜM

 

(1. BÖLÜM için TIKLAYINIZ)

(2. BÖLÜM için TIKLAYINIZ)

(3. BÖLÜM için TIKLAYINIZ)

(4. BÖLÜM için TIKLAYINIZ)


(5. BÖLÜM için TIKLAYINIZ)

(6. BÖLÜM için TIKLAYINIZ) 

 

BEDİÜZZAMAN: “RİSALE-İ NUR KAFİ, BANA LÜZUM KALMAMIŞ”

 

Üstad Hazretlerinin Urfa’ya geleceğini ilk defa ne zaman duydunuz?

 

Üstadın Urfa’ya geleceğini başkasından duymadım yalnız, bizi ilk defa Urfa’ya gönderirken demişti “siz gidin ben de geleceğim.” Bir de son Urfa’ya gelmeden bir ay bir vesile oldu, ziyaretine gitmiştim. Sordum “Siz Ankara'ya gidiyorsunuz, Konya’ya gidiyorsunuz her tarafa gidiyorsunuz, Urfa’ya da söz verdiniz geleceğim dediniz, Urfalılar sizi bekliyor, Urfa'ya ne zaman geleceksiniz?”

 

Üstad, “orada Risale-i Nur yok mu?” dedi. “Var” dedim. “Risale-i Nur kafi. Bana lüzum kalmamış” dedi. “Gelmeyecek misiniz?” dedim. Sükût etti hiçbir şey söylemedi. Böyle söyledikten sonra düşündüm, Üstad “geleceğim” demişti ama söylemiyor.

Yani o şekilde ayrıldık. İşte bir ay sonra bir gün öğle vakti pazartesi günü Ağaoğlu camisinin avlusunda abdest alıyordum tam ayaklarımı yıkayacağım, Zübeyir abi kapıdan koşarak geldi, caminin kapısından, içeri girmiş, “Üstad geldi, Üstad geldi nereye gideceğiz” dedi. Ben “geliyorum” dedim hemen ayaklarımı yıkadım çıktım cami avlusundan baktım arabayla Üstad gelmiş oraya, caminin önünde. Hemen beni de aldılar. Binerken Urfalı birisi dedi ki, “İpek Palas'a gidin, iyi bir oteldir” dedi, bize tarif etti.

 

 

“BU KİM?” DİYE SORDULAR “BEDİÜZZAMAN” DEDİK “YA ÖYLE Mİ” DİYEN KAYBOLUYOR

 

Arabada Üstadımız, Zübeyir abi, Hüsnü var, bir de Bayram Yüksel vardı… İpek Palas oteline doğru gittik. İpek Palas’ı sorduk “şurada” dediler, gösterdiler. Doğru İpek Palas’ın önüne vardık, Üstadı arabadan indirirken, orda birkaç insan vardı bir kısmı tanıdık, bazıları tanımadık, polisler var. “Bu kim? Bu kim?” diye sordular. “Bediüzzaman Said Nursi” dedik. “Ya öyle mi” diyen kayboluyor. Hemen dağılıp gittiler. Sanki Üstad’ı arıyorlarmış gibi, öyle bir şey oldu. Sonra sanırım bir iş için ben başka bir yere gittim. O nedenle orada otelle kim anlaştı, kim pazarlık etti, nasıl yerleştirdiler, onları bilmiyorum. Döndüğümde onlar otele yerleşiyorlardı. Vakit öğlene bir saat kala falandı. Pazartesi günüydü.

 

 

ÜSTAD LİSAN-I HALİYLE, “BANA BAĞLANMAYIN, BEN FANİYİM” DİYOR

 

Size “Başınız sağolsun diyecekler” sözü tahakkuk ediyordu, bunu ne zaman söylemişti?

 

O sözü ziyaretine gittiğimizde konuşurken arada bunu da söyleyivermişti. “Sana başın sağ olsun diyecekler” demişti.

 

Demek ki daha o zaman sizin ev sahipliği yapacağınızı ve taziyeleri kabul edeceğinizi gaybi olarak bilmiş ve söylemiş. Isparta’ya son gittiğiniz ziyarette veya daha önceki ziyaretlerinizde hiç elini öptüğünüz oldu mu? Yani, Üstadla ilk mülaki olduğunuzda elini öper miydiniz?

 

Çok zaman elini öperdik ama vermek istemezdi. Bazen kucaklardı. Başımızın tepesini öperdi. Yalnız o hasta halinde benim arabada aklımdan geçen, aslında Üstad lisan-ı haliyle bize diyor ki, “bana bağlanmayın, ben faniyim gideceğim, ben acizim diyor” diye kendi kendime tefekkür ediyordum. “Bana bağlanmayın” diyor. Lisanı hal ile Üstad bize ders veriyor diye düşünüyordum.

 

Beni tanıyacak halde değildi çok ağır hastaydı ateşi vardı ve bitkin vaziyetteydi. Bir gün sonra beni çağırdılar. “Üstad çağırıyor” diye, o zaman Üstad beni tanıdı elini öptüm kulağıma fısıltıyla, “merak etmeyin küfür ölmüştür” dedi. Bundan sonra “bir halt edemezler” dedi ve ona benzer şeyler söyledi, hatırımda yok ama hatırladığım kadarıyla bizi sevindirecek şeyler söylemişti.

 

 

BU URFA’YI ÜSTAD NE KADAR SEVİYOR BAŞKA YERDE BÖYLE YAPMAZDI

 

Otelin önünde tanıdık tanımadık polisler var demiştiniz? Üstadın Urfa’ya geldiğini emniyete onlar mı bildirdi?

 

Ankara’dan haber vermişler veya sormuşta olabilirler “geldi mi” diye. Zaten emniyet alarmda, adeta her taraftan soruyorlardı. Doğrusu ben bilemiyorum. Sadece biliyorum ki, o gün iyiydi, duyan Üstadı ziyarete geliyordu.

 

Halkın haberi nasıl oldu?

 

O zaman Urfa bu kadar büyük değildi birisi duydu mu hepsi duyuyordu, yayılıyordu bir anda. Mesela caminin önüne geldiğinde görenler olmuştu, onlar hemen söylemişlerdir. Ama duyan geliyor. Risale-i Nuru okuyan, okumayan dershaneye derse gelenler hemen gelmeye başladılar. Biz diyoruz ki “Üstad çok rahatsız, rahatsız etmeyelim sonra görüşürsünüz, Üstad burada kalacak.” Bazılarını savıyoruz “gidin” diyoruz, fakat bazıları “ben gitmem” diyor. “Ben Üstadın elini öpeceğim” diyor. Üstada haber veriyoruz, Üstad da “gelsinler” diyor. Sonra çaresiz herkesi bıraktık. Zaten kimseye “gelmesin” demedi. Hep “gelsinler” dedi. Elini kaldırmış böyle gelen elini öpüyor. “Ya” dedik “bu Urfa’yı Üstad ne kadar seviyor başka yerde böyle yapmazdı.”

 

ÜSTAD URFA’YA GELDİ SİYASETE KARIŞACAK DİYE DÜŞÜNÜYORDUK

 

Elini öptürmesi, ziyaretine gelenleri geri çevirmemesi hilafı adet bir şey miydi?

 

Evet, öyle hilafı adet bir şeydi. Daha önce hiç öyle yapmamıştı.

 

Üstadın son yolculuğa çıktığını bilmediğiniz için size tuhaf geliyor belki de?

 

Evet, hiç aklımıza gelmiyor. Daha çok şunlar aklımıza geliyor. “Üstad Urfa’ya geldi siyasete karışacak herhalde. Burada vazifesi var.” Öyle şeyler düşünüyoruz, aklımızdan geçiyor. Çok şeyler geliyor aklımıza ama vefat edeceği hiç aklımıza gelmiyor. Ama Abdulkadir Badıllı’ya demiş ki “ben Urfa’ya gelirsem siyasete karışmam” demiş, bunu daha sonra öğreniyoruz.

 

BEDİÜZZAMAN İÇİN POLİSE SİLAH ÇEKTİ

 

O iki günü nasıl geçirdiniz, bizimle biraz paylaşır mısınız?

 

Telâşe içerisinde geçti. Her işe biz koşuyorduk. Ne iş var biz oradayız, koşuşturuyoruz. Telefon edenler oluyor, onlara cevap veriyoruz. Bu günkü gibi cep telefonu yok veya telsiz telefon yok sabit telefonlar kaldığımız yere telefon geliyor gidip cevap veriyoruz.

İlk gün akşama kadar bir şey yoktu. O günün akşamı mıydı yoksa ertesi gün müydü tam bilemiyorum. Birden polisler gelmeye başladı. Gelir gelmez de hemen bize tebligatta bulundular. Dediler “İçişleri Bakanlığından emir var Hoca Efendinin burada kalmaması lazım, burada durmasın, derhal buradan gidin.”

 

Zübeyir abi ile konuştular. Polisler ikinci gün Hüsnü kardeşten arabanın anahtarını almışlar. Bir karışıklıklar vardı, hissediyorduk, ama ben o işlerle uğraşmadığım için fazla detaylı bilmiyorum.

Daha sonra bu emir İçişleri Bakanlığından geldiği için, biz her tarafa, tanıdıklarımıza, çevre illere Maraş’a Ankara’ya, tanıdık bütün Nur talebelerine telefon ediyoruz. İçişleri Bakanlığı “böyle böyle demiş, Üstadımız Urfa’da hastadır rahatsızdır, şimdi yola çıkamaz gelemez gidin Menderes’le veya içişleriyle temasa geçin, müsaade etsinler burada kalsın” diye telgraflar çekiyoruz, telefonlar ediyoruz. Daha sonra oranın Demokrat Parti başkanı Mehmet Hatipoğlu geldi. “Bediüzzaman bizim misafirimizdir, biz onu hiçbir yere veremeyiz. Bizim misafirimiz Allah misafiridir, kimseye vermeyiz” dedi.

Sonra Emniyete gitmiş Zübeyir abi ile emniyet müdürü ile aralarında tartışma olmuş silahını masanın üstüne koymuş, “benim icabında silahım konuşur. Buradan gitmez. Bu bizim misafirimiz” demiş. O şekilde sert çıkışları olmuş. Ben beraber gitmediğim için daha sonra bunları duydum.

 

BAŞBAKAN MENDERES’E TELGRAF ÇEKTİM

 

Bu şekilde mücadelemiz devam etti, her tarafa telefon çekiyoruz. Pazartesi, salı günü böyle, mücadeleyle geçti. Hep geliyorlar konuşuyoruz. Üstadı ziyaret ediyorlar, ziyarete geliyorlar. Salıyı çarşambaya bağlayan gece merhum Adnan Menderes’e telgraf çekmek için postahaneye gittim. Saat gecenin dördüydü, Ramazan ayındayız. Telgrafta ne yazdığımı şu anda iyi hatırlamıyorum. Sadece bir kaç cümle hatırımda. İşte “Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Urfa’ya geldi, bu insan dinine, vatanına geçmişte çok hizmet etmiş hala da ediyor, iman ve Kur’an yolunda hayatını hizmete vakfetmiş, bu uğurda çok zahmet görmüş bir insandır. Bunun suçu nedir ki burada durmasın deniyor? Niye böyle yapıyorsunuz? Bu zulüm nedendir? Bu zulmün neticesi ne olacak? Kimse ceza görmeyecek mi?” işte böyle bir şeyler soruyorum.

Kırk lira verdiğimi hatırlıyorum, o zaman kırk lira çok kıymetli bir para, bir telgrafa vermiştim. Menderes’e Park Palas otelinde, İstanbul’da toplantı varmış. Telgrafı oraya çekiyorum.

 

 

ÜSTADIN DAHA VAZİFESİ ÇOK, ONLARI BİTİRMEDEN VEFAT ETMEZ!

 

Tabi cevap gelmiyor. Gece geç vakit idi dediğim gibi döndüğümde kardeşlerin hepsi oradaydılar. Zübeyir, Hüsnü, Bayram orada duruyorlar, “Üstad nasıl oldu?” diye sordum. “Üstad bayıldı” dediler. “İstirahat ediyor, gürültü etmeyelim, konuşmayalım” dediler. Ben yanına gittim elini tuttum ve bileklerine baktım bilekleri atmıyor, damar atmıyor. Göğsüne baktım hiç hareket yok, nefes alıp vermiyor, kalbini dinledim kalp atmıyor durmuş “ya Üstad hiç böyle bayılır mı? Üstad vefat mı etmiş acaba?” dedim. Zübeyir abi, “yok Üstad eskiden de böyle oluyordu, Üstadın daha vazifesi çok, onları bitirmeden vefat etmez. Şimdi duralım” dedi.

(Devam edecek)