Bediüzzaman Ayasofya'da vaaz verirken...

Bediüzzaman Ayasofya'da vaaz verirken...

Yazar Ömer Özcan, Bediüzzaman'ı talebesi Van'lı Molla Hamid Ekinci'nin hatıralarını RisaleHaber okuyucuları için kaleme aldı...

Risale Haber-Haber Merkezi

1900 doğumlu Molla Hamid ağabey Vanlıdır ve Bediüzzaman hazretlerinin ‘Eski Said’ döneminin ilk talebelerindendir. Zamanında Van Emniyet Müfettişliğini de yapan Abdullah Ekinci’nin kardeşidir...

Malum olduğu üzere Üstad Bediüzzaman hazretleri 1922’de davet edildiği Ankara’da beklediğini bulamaz ve göremez… Beklenen âhirzaman hadisatının başladığı anlar ve hayatının tam ortasında, 40 yaşında iken “Eski Said”i Ankara’da gömer ve “Yeni Said” olarak Van’da yeniden tulû eder; Erek Dağının eteğinde bir mağarada imrâr-ı hayat etmeye başlar…

İşte Molla Hamid Ekinci, Bediüzzaman hazretlerinin iki buçuk sene kadar devam eden bu Van hayatının en yakın hizmetlerini görmüş bahtiyar bir şahsiyettir. “Yeni Said” döneminin ilk yıllarının en kıymetli, en ciddi, en muteber şahididir, anlattıkları çok önemlidir.  

Molla Hamid ağabey 6 Mayıs 1984 tarihinde vefat etmiştir. Mezarı Van kabristanındadır. Vefatının 26. senesinde, kendisinden dinlediğim ve kaydettiğim oldukça uzun hatıralarından az bilinenlerden bir kısmını Risale Haber okuyucuları için paylaşıyor, Molla Hamid ağabeyi de rahmetle anıyoruz… Ömer Özcan

***

Bir ayakkabısı var kurumuş. Mübarek ayaklarının altı toprağa temas ediyor

Bir gün Üstad’la beraber ikimiz beraber şehirden geliyoruz. Yolda üzerinde namaz kılınabilecek bir taş gördük. Dedi : “Bunu götürebilsek üzerinde namaz kılarız.” Ben arkama aldım gidiyoruz. Bir taşa daha rastladık. Dedi: “Bunu da ben alayım.” Ve arkasına aldı mübarek. Yol yok tabi. Dağ yoludur… dağlık… Bir ayakkabı var ayağında kurumuş. Mübarek ayaklarının altı toprağa temas ediyor. Arada bir ayağından çıkıyor, aşağı kayıyor.

Dedi: “Hey! Hey! Bir zaman vardı… Said, Tahir Paşa ile… ayağında çizmeler… faytonla tenezzül etmezdi gitmeye. Şimdi şu eski ayakkabılar sözümü tutmuyor.” Ben Dedim: “Efendim keşke o eski günler uzun olsaydı.” Dedi: “Sus ahmak! Bu günüm daha iyidir.”

Ayasofya’da vaaz veriyordum. Câmi tıklım tıklım dolu
     
Zernebat’ta (Van’ın Erek Dağında bir Çay), yanında hizmetinde olduğumuz zaman bir gün beni çağırdı ve sordu:

 “Sana on tane üzüm verseler, sonra da on tokat vursalar buna razı olur musun?”
 “Üzüm yemesem tokat yemeyecek miyim?”
 “Hayır!” dedi.
 “Bunu bilmeyecek ne var. Bunu bir çocuk da bilir” dedim.
 “Ama üzümler tatlı insan razı olmaz mı?” dedi.
 “Buna razı olmak için, deli olmak lâzım” dedim.
 “Ben bir zaman gençken, Ayasofya’da vaaz veriyordum. Câmi tıklım tıklım doluyordu. Kapıdan içeriye girmek mümkün değildi. İşte o cemaate verdiğim kıymet kadar, size de aynı kıymeti veriyorum. Demeyin, ‘bize niye ehemmiyet veriyorsun. Ne için nefes tüketeceksin, biz kimiz ki’ diye kendinizi küçük görmeyin. Ben size o cemaat kadar ehemmiyet veriyorum, nazarımda birsiniz.”

 “İnsanın aklı olursa, ebedî hayatını bu dünyanın üç-beş dakikasına değişmez. İlelebet azap çekmeğe ne mecburiyetimiz var.” dedi.

Hem burada rahat oturayım, hem de cennet isteyeyim, olmaz.

Yine bir gün diz üstü oturmuş münacatta idi. Bir parmağı bu şekilde oturmaktan berelenmiş yara olmuştu. Molla Resul’e (Molla Resul: Bediüzzaman hazretlerinden 5-6 yaş büyük bir talebesi) dedi:

 “Buna ne sürsem iyi olur?”  Molla Resul ateş yakıyordu, dedi:
 “Biz de Allah’tan korkuyoruz, amma senin ödün patlıyor, sen de bizim gibi rahat otur biraz.” Üstad dedi:
 “Kısa ömürde, kısa dünyada ebedi hayatı kazanmaya gelmişsiniz. Hem burada rahat oturayım hem de cenneti isteyeyim, bu olmaz. Onun için cesaret edemiyorum rahat oturmaya...” Molla Resul:
 “Merhem sür, belki iyi olur” dedi.

www.RisaleHaber.com