1. HABERLER

  2. İSLAM

  3. Artık, sana vahyedilene tutun!
Artık, sana vahyedilene tutun!

Artık, sana vahyedilene tutun!

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Zuhruf Sûresi 40-45. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor

40-(Habîbim, yâ Muhammed!) O halde (îman hakikatlerini duymak istemeyen) o sağırlara sen mi işittireceksin, yâhut (görmek istemeyen) o körleri ve apaçık bir dalâlet içinde bulunanları (sen mi) hidâyete erdireceksin?

41-Şimdi (onlara azâb etmeden) seni (alıp) götürsek (vefât ettirsek bile), hiç şüphesiz biz onlardan intikam alıcılarız.

42-Yâhut onlara va‘d ettiğimiz (azâb)ı sana (hayâtında) gösteririz; çünki şüphesiz biz, onların üzerine muktedir olanlarız.

43-Artık, sana vahyedilene tutun! Muhakkak ki sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.(*)

44-Şüphesiz ki o (Kur’ân) senin için de kavmin için de elbette bir şereftir. Artık ileride (ondan) suâl olunacaksınız.

45-Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize (onların ümmetlerine) de sor! Rahmân’dan başka ibâdet edilecek ilâhlar kılmışmıyız?

(*) “O Zât (Hz. Peygamber asm), ümmîliğiyle (okur-yazar olmamasıyla) berâber, bir kuvvete mâlik (sâhib) değildi. Ne onun ve ne babalarının bir hâkimiyetleri sebkat etmemişti (görünmemişti); bir hâkimiyete, bir saltanata meyilleri yoktu. 
Böyle bir vaziyette iken mühim bir makamda, tehlikeli bir mevki‘de, kemâl-i vüsuk (tam bir sağlamlık) ve itmi’nân (kararlılık) ile büyük bir işe teşebbüs etti. Bütün efkâr-ı âmmeye (bütün fikirlere) galebe çaldı, bütün ruhlara kendisini sevdirdi, bütün tabîatların üstüne çıktı. 

Kalblerden bütün vahşet âdetlerini, çirkin ahlâkları kaldırarak, pek yüksek âdetleri ve gāyet güzel ahlâkları te’sîs etti. Vahşetin çöllerinde sönmüş olan kalblerdeki kasâveti (katılığı), ince hissiyâtla tebdîl ettirdi (değiştirdi) ve cevher-i insâniyeti izhâr etti (açığa çıkardı). Ve o bedevîleri, o vahşet köşelerinden çıkararak, evc-i medeniyete (medeniyetin zirvesine) yükseltti ve onları o zamâna, o âleme muallim yaptı. (...) 
Acabâ o Zât’ın (asm) şu mâcerâsı, onun mesleği hak ve hakīkat olduğuna delâlet etmez mi?” (İşârâtü’l-İ‘câz, 161-162)