Annemle mezara girdim
Reha Muhtar, önceki gün ölen annesi Ferdane Muhtar’ın ardından ölümle ilgili duygusal bir yazı kaleme aldı
Risale Haber-Haber Merkezi
Reha Muhtar, önceki gün ölen annesi Ferdane Muhtar’ın ardından ölümle ilgili duygusal bir yazı kaleme aldı.
Ölümlerden hep korktuğunu, ölümlerden ve ölenlerin bedenlerinden uzak durduğunu belirten Muhtar, "Cenazelerden de “ölümü yaşattığı için” olabildiğince kaçtım... En yakınlarımın cenazelerine bile ürktüm, korktum gidemedim bugüne kadar..." dedi.
Annesinin vefatından sonra yaşadıklarını da anlatan Muhtar yazısını şöyle sürdürdü:
Hastaneye geldiğimde, kalbinin evde durduğunu biliyordum annecik...
Doktor “hastanede her şeyi yaptık ama kalbi çalışmadı” diyecekti bana...
Ölümle; yalnız başıma ilk kez hastanenin acil servisinde yüzleşecektim; biliyordum...
Bilinçaltı; elli altı yıl kaçtığım, karşılaşmaktan imtina ettiğim ölümle, senin vasıtanla karşılaşacaktım...
Çocuklara senin cennete gittiğini söyledikten; onlarla vedalaştıktan sonra; ölümle ve senle başbaşa kalmak zamanı gelmişti annecik...
Bir süre bekledim...
Siyah gözlüklerimi getirmiştim evden...
Hastanede ağlamak geldiğinde içimden; gözlüğümü takıyordum...
Nöbet geçince, çıkarıyordum...
“Kar Beyazdır Ölüm” diyor Kerim Tekin şarkısında...
Ben de şarkılardan ve hayattan ölümün “soğuk” olduğunu düşünürdüm ilk gençlik yıllarımdan beri...
Morgda senin yüzünü gördüğümde; ölümle senin aranda gidip geldim annecik...
-“Öpeceğim seni...” Ama hep diyorlar ya; ölüm soğuktur diye...
Ürküyordum; “soğuk dedikleri ölüm” seni bana soğumuş hissettirir diye...
O duygularla öptüm seni annecik...
Bana sıcacık gelen yüzünde, “soğuk dedikleri şey”in izine bile rastlamadım...
İnsanın çok sevdiğinin ölümünde; ölen yüzün teninde soğuğu değil, sımsıcak bir sevgiyi hissediyordu...
Sanki benim öpmemi bekliyordun annecik...
Eğildim bir daha bir daha öptüm seni...
Ne soğuk ne korkutucu bir şey vardı yüzünde...
Sen vardın sadece...
Her şey sımsıcaktı...
Sımsıcaktın...
Beni bekliyordun...
seni öpmem öpmem için annecik...
MEZARI VE TOPRAĞIN ALTINI SEVDİM ANNECİK
“Kar beyazdır” derler kar beyaz değildi ölüm...
Tersine sıcaktı; sımsıcaktı...
Seni öperken annecik; ne soğuk; ne beyaz, ne kar hissettim...
Sımsıcak sevgiyi hissettim sadece...
Seni hissettim annecik...
İnsanın “can”ı öldüğünde; ölüm korkutucu falan değildi...
Hala sıcak geliyordun bana; çünkü o “sen”din annecik...
Ölürken; bana ölümden korkmamasını öğrettin...
Cenazeden...
Tabuttan...
Mezardan...
Topraktan korkmamasını...
Hiç mezarlığın içine inmemiştim bugüne kadar...
Defini izlerken hep ürkütücü gelirdi oraya inmek...
“Nasıl iniyorlar oraya hiçbir şey olmamış gibi” diye düşünürdüm içimden...
Seni gömerken Hoca;
“yakını kim var, o insin” dedi...
Fark ettim ki, mezarın başındaki tek yakının benim annecik...
Benden başka bir yakının yok, ne mezarın başında ne mezarın dışında...
Tek yakının babam; ayakta duramadığından; on metre aşağıda sandalyeye oturmuş dua ediyor; defini izliyor...
Biliyordum ki; sana bu hayatta sorsalar;
-“Kim senin yakının” deseler;
“Benden başka tek bir kişinin adını anmazdın sen annecik...”
Seni mezarına yerleştirdiğimde, ne korku duydum, ne ürküntü...
Sen vardın yanımda...
Toprağın altı olmuş üstü olmuş ne fark eder ki annecik?.. Ne mezarlık korkusu kaldı, ne kazılan toprak?..
Toprağı altını bana sen sevdirdin...
Mezarı...
Hatta ölümü...
Ne yapabilirdin ki daha annecik?..

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.