1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. Amerika’ya köle diye satılan Müslüman alimler
Amerika’ya köle diye satılan Müslüman alimler

Amerika’ya köle diye satılan Müslüman alimler

Köle tüccarları Afrika’da yakaladıkları masum insanları köle diye satarak insanlık suçu işlerken başka bir kıyıma daha sebep oldu. Zira satılan masum Afrikalılar arasında Müslüman alimler de vardı.

A+A-
Erkam Emre'nin haberi:

Yeni Dünya diye bilinen Amerika Kıtası’na giden ilk Müslümanların hikâyesi büyük bir muamma. Halbuki, Amerika ve İslamiyet dendiği zaman akla ilk gelen isimler arasında geçen yüzyılın ortalarında sesini duyurmuş Nation of Islam hareketi geliyor. İlk kuruluşu XX. yüzyıl başlarına kadar uzanan bu harekete ivme kazandıran ateşli hitabeti ve çalkantılı hayatıyla Malcolm X olmuştu. Nam-ı diğer Malik el-Şahbaz’ın menfur bir suikastla gelen şehadeti sonrası bu kıtadaki Müslüman hareketleri daha çok İslam coğrafyasından gelen göçlerle takviye olunarak devam etti ve ediyor. Fakat tarihî belge ve vesikalar, Yeni Dünya’ya ilk gelenlerin arasında Müslümanların da olduğu yönünde ispatlar sunuyor. Müslümanların buraya nasıl geldiği veya izlerinin nasıl silindiği hakkında henüz somut bir bilgi mevcut değil. Fakat Amerika’da bilinen en erken Müslüman izleri sömürgecilik faaliyetleri kapsamında yapılan köle ticaretine rastlıyor. Celal Emanet tarafından kaleme alınan ‘Amerika’da Bir Osmanlı Muhammed A.R.Webb’ kitabında bahsedildiği üzere 1620’den sonra hızla artan köle ticareti yoluyla Yeni Kıta’ya yaklaşık 20 milyon siyahi insan taşınmış. Afrika’nın Doğu kıyılarından başta Portekiz, İngiliz ve İspanyol denizciler eliyle getirilen kitlelerin üçte ikilik bir kesimi Müslüman erkek ve kadınlardan oluşuyordu. Bu kimselerin arasında medrese tahsili yapmış hocalar, alimler hatta prensler dahi mevcuttu. Alıkonulmak ve satılmak suretiyle asimile edilen Müslüman kölelerden bazıları ne pahasına olursa olsun bu kimliklerini korumuş, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Müslümanların ilk temsilcileri olmuşlardı.

Zengin bir tüccarın oğlu Ayuba Suleiman Diallo

Bilinen adıyla Job Ben Solomon, Senegal’in doğu taraflarındaki Bundu’da dünyaya gelir. Kölelik sisteminin en bilindik karakterlerinden biri olan Ayouba Suleiman Diallo, Haal-Pular milletine mensup dindar bir aile içinde büyür. Babası gibi ticaretle uğraşır. Gayet müreffeh bir hayat süren Diallo’ya köle tüccarları bir alışveriş sırasında musallat olur. Batılı sömürgeciler için çalışan diğer kabile üyeleri Ayouba Suleiman’ı elindeki parasıyla derdest edip gemiye bindirileceği limana kadar 500 kilometre yürütür. Babasına tüccarlarla anlaşmak üzere haber iletmek istese de buna muvaffak olamaz. Diallo, Amerika’nın Maryland kıyılarına günlerce sürecek bir yolculuğa çıkmıştır artık. Gemide kendisinin zengin bir aileye mensup olduğunu ve parası ne ise vereceğini ifade etmiştir ama talebi kaptan tarafından reddedilmiştir. İki yıl Amerika’da köle olarak çalıştıktan sonra firar eder. Yakalanıp hapsedilir. Hayatını anlatan Some Memories of The Life of Job kitabının yazarı Avukat Thomas Bluett ile bu sırada tanışır. Bluett, Diallo’nun kendisi gibi yakalananlara tercümanlık ettiğini ve bunu Arapça olarak kaydettiğini fark eder. İslam dini üzerine titizlikle davranmasından da etkilenir. Avukat Bluette onu özgürlüğüne kavuşturarak İngiltere’ye götürür. Burada yaşadıklarını anlattığı meşhur biyografi kitabıyla büyük şöhret bulur, arasında Kraliçe’nin de bulunduğu birçok önemli kişiyle tanışır. Diallo, 1734 yılında ülkesi Gambiya’ya geri döner.

Yarrow Mamout (Mahmut), Allah adını dilinden düşürmezdi

1736 yılında dünyaya gelen Yarrow Mamout’un hangi ülkeden geldiğine dair kesin bir vesika bulunmasa da 1752 yılında Amerika’ya köle olarak satıldığı biliniyor. İlk olarak Virginia-Maryland’e getirilir ve buradaki tuğla fabrikalarında çalışır. Etrafına gayretli bir işçi olarak nam salmış ve özgürlüğüne kavuşunca yine bu alanda ticaret yapmış. Kazandığı paralarla kendine bir ev almış ve aile kurmuş. Mahmut’un, Allah adını yüksek sesle devamlı zikrettiği, beş vakit namazını kıldığı, domuz eti yemediği ve içki içmediği biliniyor. Dilinden düşürmediği zikri, tasavvuf ehli bir zat olduğu tahminlerini güçlendiriyor. Çevresinde Müslüman tüccar ismiyle ünlenince devrin hatırı sayılır ressamlarından Charles Willson Peale, Yarrow Mamout’un tuval üzerine resmini de yapmış.

Kölelerin arasında bir prens

Sıradaki hikâye alimlerden ziyade bir komutana dair. Abdulrahman İbrahim İbn Sori, bugün Gine sınırlarında kalan Futa Callon bölgesinde büyür. Ardından medreseleriyle ünlü Mali’nin Timbuktu şehrinde muteber alimlerin rahle-i tedrisinden geçer. Babasının tüm gayretine rağmen gözü askerliktedir. Genç yaşında 2 bin kişilik bir orduya kumandanlık yapar. 1788 yılında ordusu ile pusuya düşürülür, tutuklanır ve bir köle olarak Amerika’nın Mississippi eyaletine gönderilir. İbn Sori’nin lakabı bu nedenle ‘Kölelerin Prensi’ olarak kalır. Dile kolay tam 40 yıl boyunca tütün çiftliklerinde çalışır. Yöneticilik ve iradesi sayesinde kölelerin arasında sivrilir ve çiftliklerin muhafızlığını yapar. Abdurahman İbrahim İbn Sori, 1826 yılında Afrika’daki akrabalarına bir mektup yazar. Bu mektup Afrika’da yaşayan ve aslen New Yorklu gazeteci Andrew Marschalk’ın eline geçer. O da bu mektubun bir nüshasını senatör Tomas Reed’e gönderir. İbn Sori, yazılarını Arapça kaleme aldığı için Fas kıyılarındaki Moor ülkesinden geldiği zannedilir ve o nedenle mektup Fas’taki temsilciliğe oradan da Fas Kralı Abdurrahmane’ye ulaşır. Mektubu okuyan ve durumu anlayan Kral, Amerikalı senatörden onun salıverilmesi için talepte bulunur. Kölelerin prensi kabul edilen taleple salıverilir, ancak özgürlüğün tadına varamaz. Karısı ve dokuz çocuğunun azat edilmesi için bağış kampanyaları düzenler. Ancak, Abdurrahman İbrahim İbn Sori’ye ailesini bırakması karşılığında özgürlüğüne kavuşabileceği şartı koşulur. Ailesini geride bırakıp memleketine doğru yelken açar ama yaklaşık 10 ay sonra yakalandığı hastalık sonrasında Afrika kıyılarını bile görmeden hayata veda eder.

90 yaşına kadar köleydi

Senegal’de 1770 yılında dünyaya gelen ve 25 yıl İslam medreselerinde tanınmış alimlerden ilim tahsil ettikten sonra 90 yaşına gelene kadar köle olarak kalan Omar İbni Said’in yaşadıkları hayli iç burkucu. Onun hikâyesi, köle tacirlerinin cahil, alim herkesi satılmak üzere esir ettiklerini gösteren acımasız yüzlerini de ortaya koyuyor. 1807 yılında ülkesindeki bir askerî harekat sırasında satılık köleler arasına konulur İbni Said. Sadece İslamiyet değil Hıristiyanlık ve Yahudilik hakkında da malumat sahibidir. South ve North Carolina eyaletlerinde uzun süre çalıştırılır. Sahibinin yardımıyla İncil’i Arapçaya çevirir. Bazı kaynaklarda Said’in Hıristiyanlığı kabul ettiği söylense de kitabının medhaline yazdığı “Muhammed’e ithafen..” sözleri bu iddiaları yalanlar. Araştırmacıların ifadelerine göre, İbni Said, hiçbir koşulda ibadetini aksatmamış ve haram-helal hususlarında taviz vermemişti. North Caroline Bladen Country Hıristiyan Mezarlığı’na defnedilir. Adı bu eyaletteki yeni yapılan bir mescide de verilen Said’e ait son yıllarda kendi el yazısı olduğu anlaşılan Kur’an-ı Kerim nüshaları bulundu. 

Zaman

 

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.