Allah, sizin haberlerinizden bir kısmını gerçekten bize bildirmiştir

Allah, sizin haberlerinizden bir kısmını gerçekten bize bildirmiştir

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Tevbe Sûresi 94-96. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

94 . (O münâfıklar, Tebük’ten) kendilerine döndüğünüz zaman size özür beyân edecekler. De ki: “(Hiç) ma‘zerette bulunmayın, size aslâ inanmayacağız! Allah, sizin haberlerinizden bir kısmını gerçekten bize bildirmiştir. (Bundan sonraki) amelinizi Allah da görecek, Resûlü de! Sonra, gizli olanı ve görüneni hakkıyla bilen (Allah’)a döndürüleceksiniz; artık (O da) size, yapmakta olduğunuzu haber verecektir!”(*)

95 . Onlara döndüğünüz zaman, kendilerin(i kınamak)dan vazgeçesiniz diye, size Allah adına yemîn edecekler. Artık onlardan yüz çevirin! Çünki onlar pisliktir! Kazanmakta oldukları (günahları)na cezâ olarak varacakları yer ise Cehennemdir!(**)

96 . Kendilerinden râzı olasınız diye size yemîn edecekler. Fakat (siz) onlardan râzı olsanız bile, artık Allah, o fâsıklar topluluğundan aslâ râzı olmaz!

(*) “Her bir tohum, ism-i Hafîz’ın (Cenâb-ı Hakk’ın muhâfaza ediciliğinin) cilvesiyle ve ihsânıyla, ona pederinin ve aslının malından verdiği ırsiyeti (mîrâsı) iltibassız (karıştırmadan), noksansız muhâfaza edip gösteriyor. İşte bu hadsiz hârika-i muhâfazayı yapan Zât-ı Hafîz, kıyâmet ve haşirde hafîzıyetin tecellî-i ekberini (en büyük tecellîsini) göstereceğine kat‘î bir işârettir. Evet bu ehemmiyetsiz, zâil (geçici), fânî tavırlarda, bu derece kusursuz, galatsız (hatâsız) olan hafîzıyet cilvesi bir hüccet-i kātıadır (kesin bir delildir) ki, ebedî te’sîri ve azîm (çok büyük) ehemmiyeti bulunan emânet-i kübrâ hamelesi (büyük emânetin taşıyıcısı) ve arzın halîfeleri olan insanların ef‘âlleri ve âsârları ve akvâlleri (fiil, eser ve sözleri) ve hasenât ve seyyiâtları (iyilik ve kötülükleri), kemâl-i dikkatle muhâfaza edilir, sonra muhâsebesi görülecektir. Âyâ (acabâ) bu insan zanneder mi ki başıboş kalacak? Hâşâ! Belki insan, ebede meb‘ûstur (gönderilmiştir) ve saâdet-i ebediyeye (Cennete) ve şekāvet-i dâimeye (Cehenneme) namzeddir. Küçük-büyük, az-çok her amelinden muhâsebe görecek. Ya taltîf edilecek veya tokat yiyecek.” (Lem‘alar, 17. Lem‘a, 145)

(**) “Muzır (zararlı) kâfirler ve kâfirlerin yolunda giden sefihler (beyinsizler), Cenâb-ı Hakk’ın hayvanâtından bir nev‘-i habîsdirler (pis bir tâifedir) ki, Fâtır-ı Hakîm (herşeyi hikmetle yaratan Allah) onları dünyanın i‘mârı için halk etmiştir (yaratmıştır) ve mü’min ibâdına (kullarına) ettiği ni‘metlerin derecelerini bildirmek için, onları bir vâhid-i kıyâsî (ölçü birimi) yapmıştır. Âkıbette, müstehak oldukları Cehenneme teslîm edecektir.” (Lem‘alar, 17. Lem‘a, 125)