Ahmed-i Hani’nin eserini 200 sene sonra, Bediüzzaman’ın talebesi bastırdı
Her sene 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda açıklanan Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında bu sene Vefa Ödülü’ne; büyük mutasavvıf, şair ve klasik Kürt edebiyatının en büyük ediplerinden Ahmed-i Hani değer görüldü
Yazar Muhsin Kızılkaya, Xanî’nin “Mem û Zîn”i yazılışından 200 sene sonra, Bediüzzaman Said Nursi’nin talebelerinden Hemzeyê Muksî’nin yazdığı önsözle 1919 yılında İstanbul’da basıldığını söyledi.
Kızılkaya, Habertürk’teki yazısında Ehmedê Xanî’nin, önemli eserlerinden biri olan “Eqîdeya Îmanê” (İman Risalesi) adlı çalışmasında insanı, “en büyük kalemin çizdiği nakış” olarak tarif ettiğini belirti.
Kızılkaya’nın yazısından bazı bölümler şöyle:
“Düşünün ki Ehmedê Xanî’nin “Mem û Zîn”i, yazılışından 200 sene sonra, Bediüzzaman’ın talebelerinden Hemzeyê Muksî’nin yazdığı önsözle 1919 yılında İstanbul’da basıldı. 1928’deki Harf Devrimi Türklerin yazılı kültüründe kısa süreli bir kesintiye yol açtı ancak Kürtlerin yazılı hafızasını neredeyse tamamen durdurdu. Gizli gizli faaliyet gösteren medreseler de olmasa, İslam alfabesiyle varlığını sürdüren bu dilin temel eserleri sonsuza kadar yok olup gidecekti.
Ehmedê Xanî, önemli eserlerinden biri olan “Eqîdeya Îmanê” (İman Risalesi) adlı çalışmasında insanı, “en büyük kalemin çizdiği nakış” olarak tarif eder. Ona göre bu alemde ne varsa her şey insan içindir. Bu muazzam kâinat; bu sınırsız evren; su, ateş, toprak ve hava elementleriyle birlikte bu ekseni etrafında dönen koca dünya; o elementlerden doğan her şey, o nefis nimetler, bizi serin, bizi sıcak tutan giysiler, hayvanlar, madenler, ağaçlar, ovalar ve meralar... Her şey insan için çalışır, onun için ürün verip durur. Büyük Yaradan, o aydınlık ve muhteşem nizamı her şeyiyle birlikte insan için halk etmiştir.
Allah, yarattığı bu alemi hem kendisine perde yapmış hem de varlığının nişanesi kılmıştır. Yarattığı her şeyin; varlığının ve hüsnücemalinin birer işareti olmasını murat etmiştir. Böylece o gizli hazine ifşa olacak ve Yaradan'ın varlığı yaratılanlara görünecektir. Ancak bu varoluşun tescili sadece yazıyla mümkündür. Bu yüzden Allah önce kalemi yaratmış, arkasından da ruhu ve aklı var etmiştir.
İşte bu kalem, insanı evrene bir nakış gibi işlemiştir.
Murad Ciwan’ın analizine göre Ehmedê Xanî; yaşadığı süre boyunca edebiyatın dışında yaradılış meselesini, âlemi ve âlemin varoluşunu, ezeli-ebedi varlığı, maddi ve manevi dünyayı, ruh ve beden ilişkisini etraflıca incelemiş bir alimdir. Eserinde cennet ile cehennem, insan, cinler, melekler, kaza, kader, külli ve cüzi irade gibi konuların yanı sıra dini, dünyevi ve ahiret hayatını; zahiri ve batıni dünyayı, müritlik, mürşitlik, seyr-i sülûk ve derecelerini, Hakka ulaşmayı, ilahi, hakiki ve mecazi aşkı muazzam bir derinlikle işlemiştir. O, tasavvufun konusu olan her şeyi eserlerinde etraflıca anlatmış; bunları hikâyelere, şiirlere ve sözlüklere dökmüş büyük bir mütefekkirdir.
Ahmedi Hani ve Said Nursî’nin manevi ve ilmi mirası konuşuldu
Ahmed-i Hani Türbesi’ndeki pencerenin Said Nursi ile ilgisi
Genç Said, Ahmed-i Hanî Türbesinde!
Ahmed-i Hani Müzesi 3 bin yıllık geçmişe ışık tutuyor
Ahmed-i Hani Festivali gerçekleştirildi
Ahmed-i Hani, Said Nursi’nin istifade ettiği bir irfan insanıdır

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.