Afrika'da zengin-fakir arasındaki uçurum ve Said Nursi'nin isyan uyarısı

Afrika'da zengin-fakir arasındaki uçurum ve Said Nursi'nin isyan uyarısı

Uluslararası sivil toplum kuruluşu Oxfam, Afrika'daki en zengin 6 kişinin servetinin kıta nüfusunun yarısının sahip olduğu servetten fazla olduğunu açıkladı

A+A-

İbrahim Mert-RİSALEHABER

Oxfam, dünyadaki süper zenginlerin yıllık yüzde 2 ila 5 varlık vergisi vermeleri durumunda milyarlarca insanın yoksulluktan nasıl kurtulacağını açıkladığı son raporunda, Afrika'ya ilişkin dikkat çekici rakamlara yer verdi.

Raporda, Afrika'nın en zengin 6 kişisinin sahip olduğu 45.8 milyar dolarlık servetin kıta nüfusunun yaklaşık yarısına denk gelen 678 milyon en yoksul Afrikalının sahip olduğu 41.9 milyar dolarlık servetten fazla olduğuna vurgu yapıldı.

ZENGİN-FAKİR ÇATIŞMASINI ÖNLEYECEK REÇETE İSLAM'DA

Dünyada huzursuzluk ve kavgaların temel nedenlerinden biri de zengin fakir arasındaki bu uçurumdan kaynaklanıyor. Zenginler fakirleri sömürdükçe fakirlerin zenginlere olan nefreti, isyanı büyüyor. Zenginler fakirlere şefkat nazarıyla bakmak yerine daha çok zengin olmanın bir aracı olarak bakıyor. 

Zengin-fakir arasındaki çatışmayı önleyecek yegane reçete İslam'da. İslam'ın reçetesini yorumlayan Bediüzzaman Said Nursi, zekat ve faiz hakkında önemli tespitlerde bulunuyor.

BEDİÜZZAMAN: ZENGİN VE FAKİR BÖYLE YAPARSA...

Sosyal hayatta zenginler ve fakirler arasında karşılıklı dengenin Kur'an'da yer aldığına işaret eden Bediüzzaman, zekatın verilmesi, faizin de yasaklanması gerektiğini vurguluyor. Bediüzzaman'ın Risale-i Nur Külliyatından Sözler adlı eserinin 25. Söz'ünde yer alan ilgili bölüm şöyle:

İKİ KELİME KÖTÜLÜĞÜN KAYNAĞI

"Bütün ihtilâlât-ı beşeriyenin (ihtilal, karışıklık, isyan) madeni (kaynağı) bir kelime olduğu gibi, bütün ahlâk-ı seyyienin (kötü ahlâk) menbaı (kaynağı) dahi bir kelimedir.

Birinci kelime: “Ben tok olayım; başkası açlıktan ölse bana ne!”

İkinci kelime: “Sen çalış, ben yiyeyim.”

Evet, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede (sosyal hayatta) havas ve avam, yani zenginler ve fakirler, muvazeneleriyle (denge) rahatla yaşarlar. O muvazenenin esası ise, havas tabakasında merhamet ve şefkat, aşağısında hürmet ve itaattir. 

Şimdi, birinci kelime havas tabakasını zulme, ahlâksızlığa, merhametsizliğe sevk etmiştir. 

İkinci kelime avâmı kine, hasede, mübarezeye sevk edip rahat-ı beşeriyeyi birkaç asırdır selb ettiği (önlediği) gibi, şu asırda sa’y (çalışma, iş gücü), sermaye ile mübareze (mücadele) neticesi, herkesçe malûm olan Avrupa hâdisât-ı azîmesi meydana geldi.

İşte, medeniyet, bütün cem’iyât-ı hayriye ile ve ahlâkî mektepleriyle ve şedit inzibat ve nizâmâtıyla beşerin o iki tabakasını musalâha (barış) edemediği gibi, hayat-ı beşerin iki müthiş yarasını tedavi edememiştir. 

Kur’ân, birinci kelimeyi, esasından “vücub-u zekât” (zekâtın farz oluşu) ile kal’ eder, tedavi eder. İkinci kelimenin esasını “hurmet-i ribâ” (fâizin haramlığı) ile kal’ edip tedavi eder.

Evet, âyet-i Kur’âniye âlem kapısında durup ribâya “Yasaktır” der. “Kavga kapısını kapamak için banka (ribâ) kapısını kapayınız” diyerek insanlara ferman eder, şakirtlerine “Girmeyiniz” emreder

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum