Abdulkadir CEYLAN
Öz Kardeş, En Birinci, En Yüksek ve En Fedakâr Talebe: Abdülmecid Nursi-11
Değerli dostlar! Bu yazımızda Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiyle “öz kardeşi ve en birinci ve en yüksek ve fedakâr bir talebesi olan Abdülmecid Nursi’nin1 Bediüzzaman Said Nursi ile son yolculuğunda görüşmesi, vefatı ve terekesi konusunu anlatmaya çalışacağız. İnşaallah.
Bediüzzaman Said Nursi, gençliğinden itibaren memleketine özellikle Van, Urfa ve Diyarbekir gibi memleketi kabul ettiği yerlere gitmek istediğini belirtir. Ama Urfa’ya daha çok tahşidatta bulunur. Bunu Risale-i Nurlarda dile getirdiği gibi, bazı talebelerine de söyler.
Üstad, 26. Lem’a 13. Rica da şunları söyler: “Harb-i Umumî'de, Rus'un esaretinden kurtulduktan sonra, İstanbul'da iki üç sene Dâr-ül Hikmet'te hizmet-i diniye beni orada durdurdu. Sonra Kur'an-ı Hakîm'in irşadıyla ve Gavs-ı A'zam'ın himmetiyle ve ihtiyarlığın intibahıyla İstanbul'daki hayat-ı medeniyeden usanç ve şaşaalı hayat-ı içtimaiyeden bir nefret geldi. "Dâüssıla" tabir edilen iştiyak-ı vatan hissi, beni vatanıma sevketti. Madem öleceğim, vatanımda öleyim diye Van'a gittim. Her şeyden evvel, Van'da Horhor denilen medresemin ziyaretine gittim.”2
Üstad’ın Urfa’ya gelmek istemesi ile ilgili olarak iki Nur Talebesinin Üstad’ın ağzından yazdıkları mektubun bir kısmı şu şekildedir: “
Üstadımız diyor ki:
"Ben çok zaman evvel bekliyordum ki, Urfa tarafında Nurlara karşı kuvvetli eller sahib olmağa çıksın. Çünki orası hem Anadolu'nun, hem Arabistan'ın, hem Kürdistan'ın bir nevi merkezi hükmündedir. Nurlar orada yerleşse, o üç memlekette intişarına vesile olur. Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükrediyorum ki, Seyyid Sâlih gibi gençliğin bir kahramanı ve o havalinin çok kıymetdar ve hamiyetkâr ve dindar iki milletvekili Nurlara sahib çıkmağa başladılar. Ben de kendi paramla aldığım ve zehir hastalığının fazla rahatsızlığı içinde tashih ettiğim bana mahsus bir kısım mecmualarımı onlara gönderiyorum. Çok yerlerden ve çok mühim zâtlar tarafından istedikleri halde, ben Urfa'yı her yere tercih ediyorum. İnşâallah bir kısım daha onlara göndereceğim.
Seyyid Sâlih ve hamiyetkâr milletvekilleri orada inşâallah Kur'an ve imana tam hizmet edecek ve orayı Isparta'daki Medreset-üz Zehra ve Mısır'daki Câmi-ül Ezher'in küçük bir nümunesi haline getirmeye vesile olmaya ve Şam ve Bağdad'daki medrese-i İslâmiyenin bir nümunesini açmaya yol açmalarını rahmet-i İlahiyeden ümid ediyoruz.
Hem madem Risale-i Nur'un mesleği hıllettir. Ve Urfa ise, İbrahim Halilullah'ın bir menzilidir. İnşâallah hıllet-i İbrahimiye parlayacaktır. Hem ihtimal-i kavîdir ki, bu dehşetli semli hastalıktan kurtulsam, gelecek kışta Urfa'ya gitmeyi cidden arzu ediyorum."
Üstadımızın sözü bitti. Biz de tekrar selâm ve arz-ı hürmet ederiz. Risale-i Nur hizmetinde bulunan kardeşiniz Ziya ve Mehmed.”3
Üstad’ın bir başka mektubu da şu şekildedir: “Rabian: Üstad'ımız diyor ki: "Ben Urfa ve havalisine meskat-ı re'sim olan Nurs’dan ziyade ehemmiyet veriyorum. Bazı esbab-ı mühimme olmasaydı, ahir hayatımı orada geçirecektim. İnşaallah hayatta kalsam belki ona da muvaffak olurum.
Ben nasıl Nurs köyünü, sağ ve ölü umumen duama alıyorum. Urfa'yı da sağ ve ölü umumen duamdadır. Hatta nerede bir Urfalı bana rastgelse, bir akrabam nazarıyla bakıyorum. Hususan orada Medrese-i nuriyeyi himaye eden âlimlere çok minnettarım. Ben de o zatlara itimaden iki hâs talebemi orada bırakıyorum...”4
Bir başka mektuptan: "Hamisen: Üstad'ımız diyor ki: "Madem Urfa halkı benim manevî evlâdlarım ve talebelerime himayet ve şefkatle samimi alâkadardırlar. Urfa halkının hatırı için bir mani’ olmazsa, Urfa'ya veya yakınına gelmek arzum var, İstiyorum. Fakat ne vakit kısmet olsa... Hem Abdullah. Hüsnü gibi evlâdlarım aynı Ceylan ve Zübeyr gibi olduklarından, onları yanıma alacaktım. Madem Urfa halkı bu derece samimi ve hamiyetkârdırlar. O kadar sevdiğim evlâdlarımı Urfa halkına veriyorum. Urfa halkına minnettarlığımı ve teşekkürlerimi beyan etsinler. Hükûmet ne yapsa, Urfa halkının hatırı için helâl ediyorum.” dedi ve sizin Urfa'da kalmanızdan ruhu rahat etti.. Hem lüzum var.”5
Bediüzzaman Said Nursi 19 Mart 1960’ta vatanında ölmek üzere son yolculuğuna çıkar. Nitekim daha önce talebelerinden Seyyid Salih Özcan’a Urfa’ da ölüp, Halilullah’ın civarına gömülmek istediğini söylemiştir. Salih Özcan’ın konu ile ilgili anlattıkları şu şekildedir: “1954 yılının yazı idi. Emirdağ'da Mustafa Acet, Sâdık ve ben, Üstad'la birlikte dağa çıkıyorduk. Bir ağacın altına gelince, Üstad orada yarım saat kadar durdu ve tefekkür etti. Sonra bizi yanına çağırdı ve şunları söyledi:
"Keçeli, keçeli! Kimse benim kabrimi bilmeyecek. Sen de bilmeyeceksin. Ben senin memleketinde vefat etmek isterim. Halilullahın civarında ölmek isterim.' Üstad'ın bu sözlerini Mustafa Acet yazmıştı.”6
Üstadın son yolculuğunda şoförü olan Bayram yüksel Ağabey de şunları anlatır: “Üstadımızın hizmetinde o anda Tahirî Ağabey, Zübeyir Ağabey ve Hüsnü kardeşimizle dördümüz bulunuyorduk. 19 Mart 1960 gecesi saat iki veya iki buçuktu. Zübeyir Ağabey ile beraber Üstad'ın başında nöbet tutuyorduk. Zübeyir Ağabey kollarını ovuyor, ben de ayaklarını ovuyordum. Üstadımız bana baktı. 'Gideceğiz' dedi. 'Üstadım, nereye gideceğiz?' dediğimde, 'Urfa.. Diyarbakır...' dedi. "Tekrar, 'Gideceğiz' dedi. 'Nereye Üstadım?' dediğimde, 'Urfa'ya gideceğiz'7 dedi.
Üstad daha öncede kendisini ziyaret eden birçok Urfalı talebesine Urfa’ya geleceğini söylemiştir. Konu ile ilgili olarak Bayram Yüksel şunları söyler: “Bazen Urfalılardan Üstadı ziyarete gelenlere, 'Ahir ömrümde Urfa'ya gideceğim. Ben Urfa'ya dua ediyorum. Urfa'nın taşı da, toprağı da mübarektir' derdi. Urfa'dan da kardeşler sık sık mektup yazıyorlardı. Üstadımızı Urfa'ya davet ediyorlardı. Üstad da, 'Geleceğim' derdi. Abdullah Ağabeyle Hüsnü Kardeşimiz o zamanlar, yani 1951-1957 arası Urfa dershanesinde kaldılar. Devamlı Üstadımızla muhabere ederlerdi."8
Üstad’ın Urfa’ya doğru yola çıkışı sadece şahsi bir tercih değildi. Aynı zamanda manevi canipten bir emirdi. Konu ile ilgili olarak Otelci Mahmut Erbaş şunları anlatıyor: "Ben Üstad'ı odasında ziyaret ettiğimde çok hasta idi. Sordum: "Niçin bu hasta halinizle buraya kadar geldiniz?" Bana dedi ki: "Oğlum ben İbrahim Aleyhisselâmı rü'yamda gördüm. Beni Urfa'ya çağırdı. Belki de burada ölmeye gelmişim."9
Üstad’ın yolculuğunun detaylarını Abdülkadir Badıllı Ağabeyin yazdığı Mufassal Tarihçe-i Hayat kitabına havale ederek Üstadın son yolculuğunda Konya’da Abdülmecid Nursi’yi ziyaret etmesini nazarlarınıza sunmak istiyoruz.
Üstad’ın son seyahatinde Konya’da Abdülmecid Nursi’yi ziyaretini yakın aile dostları Yaşar Gökçek Hoca şöyle anlatır:
“Hz. Üstad ve Kardeşi Abdülmecid
"Üstad'ın Urfa'ya hareket ettiği gün, öğleden sonraydı. Abdülmecid Efendilerin Mevlâna Meydanına çıkan bir sokaktaki evlerinin üst katında hep beraber oturuyorduk. Kapıları çalındı. Kapıya bakan Saadet, Üstad Hazretlerinin teşrif ettiklerini ve aşağıda arabada beklediklerini haber verdi. Abdülmecid Efendiyle beraber hepimiz kapıya indik. Üstâd, arabadan; “Abdülmecid ben Urfa'ya gidiyorum. Belki bir daha görüşemeyeceğiz. Bana hakkınızı helâl ediniz” buyurdular.
Abdülmecid Efendi: “Seydâ! Bizim sana ne hizmetimiz oldu ki, hakkımız olsun. Asıl sen bize hakkını helâl et. Bizi sen okutup yetiştirdin” dediler. "Bunu üzerine Üstâd: "Senin de Rabiâ'nın da bende çok haklarınız vardır. İkiniz de bana haklarınızı helal ediniz.' buyurunca karşılıklı helalleştiler.
Üstad arabadan yerleşmek üzere biraz geri çekilmişken, tekrar eğildi ve Abdülmecid Efendiye: “Abdülmecid, Abdülmecid! Bu kadar korkak olma! Vallahi mahpushanede sana Rabiâ'dan daha iyi bakarlar.' buyurdu. Abdülmecid Efendi de, “Seydâ! Ben neyleyeyim ki, Cenab-ı Hak benim cesaretimi de sana lütfetmiş, seninki iki kat olmuş, bende hiç kalmamış” dedi.
"Ertesi gün Urfa'dan Konya'ya ve hemen hemen bütün Türkiye'ye edilen telefonlar, o gün Üstad'ın fâni âlemden bakî âleme göçtüklerini haber veriyorlardı." "Makamları Cennet-i âlâ olsun ve Cenab-ı Mevlâ orada da şefaatlerine hepimizi mazhar buyursun."10
Mehmet Fatih Göktay, Abdülmecid Nursi’nin Bediüzzaman ile helalleşmesi konusunda şunları söylediğini belirtir: “Benim kardeşim bize hem ağabeylik, hem üstadlık yaptı. Ondan alacağım hiçbir hakkım yoktur.”11
Bediüzzaman Said Nursi vefatından önce yaptığı vasiyette Abdülmecid Nursi’yi varisleri arasında zikretmiştir. Konu ile ilgili vasiyet şöyledir:
“Vasiyetnamemdir
Aziz, sıddık kardeşlerim ve vârislerim!
Ecel gizli olmasından, vasiyetname yazmak sünnettir. Benim metrukâtım ve Risale-i Nur'dan olan benim hususî kitablarım ve güzel cildlenmiş mecmualarım vesair şeylerimin bütününü, Gül ve Nur fabrikalarının heyetine, başta Hüsrev ve Tahirî olarak o heyetten oniki {(*): Kardeşim Abdülmecid, Zübeyr, Mustafa Sungur, Ceylan, Mehmed Kaya, Hüsnü, Bayram, Rüşdü, Abdullah, Ahmed Aytimur, Âtıf, Tillo'lu Said, Mustafa, Mustafa, Seyyid Sâlih.} kahraman kardeşlerime vasiyet ediyorum. Onlara bırakıyorum ki; emr-i hak olan ecelim geldiği zaman, benim arkamda o metrukâtım, benim bedelime o sadık ve mübarek ellerde hizmet-i Nuriye ve imaniyede çalışsın ve istimal edilsin.
Kardeşlerim! Bu vasiyetten telaş etmeyiniz. Ben, teessürattan ve dokuz defa zehirlenmekten, pek çok zaîf olmakla beraber; gizli münafıkların desiselerle müteaddid sû'-i kasdları için bu vasiyeti yazdım. Merak etmeyiniz, inayet-i Rabbaniye ve hıfz-ı İlahî devam ediyor. اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Kardeşiniz Said Nursî.”12
Hattat ve Üstadın varislerinden Mustafa Acet Ağabey’in Üstad’ın vefatının ardından yazdığı mersiyede ki iki satır şu şekildedir: “Elveda deyip koştu enbiya kucağına, Urfa’yı tercih etti bütün yurt bucağına.”13
Üstad, Urfa’ya gelince başta İçişleri Bakanı Namık Gedik olmak üzere Emniyet Teşkilatı Üstadı Urfa’dan geri götürmek için var güçleriyle uğraşırlar. Ancak Üstad onlara şöyle der: “Acaib! Ben buraya ölmeye geldim. Belki de öleceğim. Siz benim halimi görüyorsunuz, beni müdafaa edin!"14
Bediüzzaman Said Nursi 23 Mart 1960 tarihinde Urfa’da vefat eder ve Halillurrahman Dergâhı’na defnedilir. Abdülmecid Nursi cenaze törenine katılamaz. Tereke Hâkimi gelir ve Üstad’ın mal varlığını tespit eder. Tereke Hâkimliği belgesi şu şekildedir.
TEREKE HÂKİMLİĞİ
Esas: 1960/1 Hakim: Özdemir Türker 12096 Kâtip: İbrahim Dedeşah
Müteveffa Said-i Nursi'ye ait eşyalar yed-i emin olarak Zübeyr Gündûzalp, Bayram Yüksel ve Hüsnü Bayram'a teslim edildiğinde kendileri bugün hâkimliğimize müracaatla müteveffanın yegâne vârisinin Konya İmam Hatip Okulu'nda bulunan Arapça öğretmeni Abdülmecid Ünlükul'un olduğunu bildirerek eşyanın oraya gönderilmesini taleb ettiler.
G.D. mütevaffanın yakınlarının beyanına göre vârisinin Konya İmam Hatip Okulu'nda Abdülmecid Ünlükul'un olduğu beyan edildiğinden, mûmaileyh müteveffanın yegâne varisi olup olmadığı tesbit edilerek, kendisinden başka vârisi yoksa eşyaların nüfus kaydı veya veraset ilâmı mucibince kendisine ödenmesi için Konya tereke hakimliğine müzekkere yazılmasına, eşyaların mezkûr hakimliğe gönderilmesine karar verildi. 26/3/1960
Katip Hâkim 12096 imza Hâkim: Özdemir Türker 12096 Katip: İbrahim Dedeşah
Müteveffa Said-i Nursi'ye ait eşyaların Konya Tereke Hâkimliğine 26. 3. tarihinde 741, 742, 743, 744, 745, 746 numaralı posta makbuzuyla gönderildiği, posta masrafı olarak üç bin dört yüz elli kuruş masraf yapıldığı ve terekede bulunan on beş liranın buna mahsup edildiği görülmüştür. G.D. Dosyanın hıfza kaldırılmasına karar verildi. 26/3/960
Katip Hâkim imza imza
Tereke Hâkimliğinin Üstad'ın odasında tesbit ettiği eşyalarının listesi:
Eşyanın cinsi Adedi Kıymeti -kuruş Cizlavet marka bir çift lastik 1 500 Bir sepet içinde: dört adet sefer tası içi, bir adet çinko tencere küçük, bir tane küçük çaydanlık, bir ayaklı bardak, iki tane ayaksız bardak bir adet eski çarşaf, bir eski frenk gömleği, bir tane eski iç gömlek, sarık üzerine sarılacak bez, üç tane mendil, bir havlu, birde pamuklu hırka, bir eski gömlek, bir eski çarşaf ve mendil, bir eski bohça 1750, bir adet havlu 200 Bir adet kırık gözlük, bir adet dua kitabı, eski yazı takvim, iki adet kalem. Başkaca tesbit edilecek eşyası kalmadı.
Müteveffanın yanında bulunanlardan Said-i Nursi'nin Afyon vilayeti’nin Emirdağ kazasında tüccar Kadir Çalışkan'a ait bir taksi mevcud olduğunu ve müteveffanın onunla seyahat etmekte bulunduğunu, müteveffanın Konya’da İmam-Hatip okulunda Arapça öğretmeni olan Abdülmecid Ünlükul isminde bir kardeşi bulunduğunu başkaca kardeşi olmadığını, Said-i Nursi'nin de hayatında evlenmemiş bulunduğunu, müteveffanın nüfus cüzdanı bulunmadığını, Emirdağ nüfusunda kayıtlı olduğunu bildirdiler
Müteveffa ile birlikte bulunan ve ibraz ettiği nüfus kaydına göre Zonguldak'ın Safranbolu kazası Babasultan mahallesinde hane no: 58 cild 1, 67 numarada kayıtlı Hüsnü Bayramoğlu...” Ve bu tutanakta Üstad'la beraber Urfa'ya gelmiş bulunan diğer iki talebesinin isim ve künyeleri kaydedildikten.. ve arabanın plaka numarası, motor numarası vesair tesbit edildikten sonra şöyle denilmektedir: "Bu sırada müteveffanın üzerinde onbeş lira bozuk para çıktı. Ruhsatnamede görünen kahverengi vasıtanın halen Hüsnü Bayram'ın şoförlüğünü yapmakta olduğu vasıta anlaşılmakla, eşyalar yed-i emin olarak ve taksinin sahibi bulunan Kadir Çalışkan'a teslim edilmek üzere, yed-i emin olarak Ziver Gündüzalp, Bayram Yüksel ve Hüsnü Bayram'a teslim edildi. Tanzim olunan zabıt birlikte imza altına alındı. 23/3/960
Hâkim: Katip Mübaşir Bilirkişi Yediemin Ö.Türker İ.Dedeşah S.Dur Cemal Çopur Hüsnü Bayram
Yediemin Yediemin Ziver Gündüzalp Bayram Yüksel15
Hazret-i Üstadın beraberinde Urfa’ya gelen sadık hizmetkârları, Üstadın şahsi eşyalarının şer’an varisi olan kardeşi Abdülmecid’e teslim edilmesini Tereke Hâkiminden istemişlerdir. Amma Hazret-i Üstadın te’lifatı olan Risale-i Nur eserleri ve bu eserlerden hâsıl olan tayinat parasının beşte biri Hazret-i Üstadın kesin, şüphesiz ve te’vilsiz vasiyetnameleri mucibince yine Nur Talebeleri cemaatine ve Nur Hizmetiyle meşgul naşirlerine teslimi için, olduğu gibi eski durumunda bırakılmışlardır.
Abdülmecid Nursi’ye dair bir başka yazıda buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz. Selam ve dua ile.
Dipnotlar:
1. Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, Envar Neşriyat, sh. 41-42
2. A. g. e, sh. 247
3. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası 2, Envar Neşriyat, sh. 188
4. Abdulkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı c. 3, Timaş Yayınları, İstanbul 1990, sh. 1731
5. A. g. e, sh. 1732
6. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 3, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1994, sh. 240-241
7. A. g. e, sh. 79
8. A. g. e, sh. 80
9. Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursi, Mufassal Tarihçe-i Hayatı c. 3, Timaş Yayınları, İstanbul 1990, sh. 1739
10. Necmeddin Şahiner, Son Şahitler 4, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1994, sh. 291
11. Halil Uslu, Bediüzzaman’ın Kardeşi Abdülmecid Nursi, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1997, sh. 83
12. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası 1, Envar Neşriyat, sh. 138
13. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, Arşiv Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursi c. 6, Osav Yayınları, İstanbul 2016, sh. 1109
14. Abdulkadir Badıllı, Bediüzzaman Said Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı c. 3, sh. 1736
15. A. g. e, sh. 1747-1748
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.