1. YAZARLAR

  2. Ediz SÖZÜER

  3. Kur’ân, modern bilim ve felsefe (11. 12. ve 13.Söz İzahı)
Ediz SÖZÜER

Ediz SÖZÜER

Yazarın Tüm Yazıları >

Kur’ân, modern bilim ve felsefe (11. 12. ve 13.Söz İzahı)

A+A-

Yazımızda, Risale-i Nur’un Sözler kitabının 11, 12. ve 13.Söz’leri üzerinde geliştirilmiş bir izah çalışması olan ve Kur’ân, modern bilim ve felsefenin kâinata bakış açılarını ve aynı bilgi üzerinde geliştirdikleri yorum farklılıklarını ve çıkardıkları farklı manaları karşılaştırmalı olarak ele alan bir eseri takdim edeceğiz sizlere: “KUR’ÂN, MODERN BİLİM VE FELSEFE”

Şimdi ön yolculuğumuza başlayalım:

11.SÖZ’DE; insan ve kâinatın yaratılışının gizli kalmış sırrını, “Kâinatımızın Yaratılış Hikâyesi” isimli harika bir misalin yardımıyla keşfediyoruz, sizi bambaşka bir zihinsel yolculuğa davet ediyoruz ve birlikte çıkacağımız bu hayalî yolculukta daha önce hiç gitmediğiniz yerlere gideceğinizin sözünü veriyoruz.

İşte sorduğumuz sorulardan bazıları: Neden buradayız, kim göndermiştir bizi ve buradan nereye gideceğiz? Biz kimiz ve bizden istenen nedir? Akıl neden tek başına yolunu bulamaz? Kâinatın gerçek şekli ve insanın yaratılış maksadı nedir? Kâinatın hakikatini keşfedebilmek için, kâinata hangi açıdan bakmalıyız? Dünyaya yeni gelmiş bir ziyaretçi gözüyle bakarsak neler görürüz? Neden tesadüfen oluşmuş varlıkların mevcudiyetine muhtacız? Kâinat ve dünya içindeki tabiat neden güzel?

12.SÖZ’DE; Kur'an, felsefe ve modern bilimi, kâinatı anlama ve anlamlandırma yönünden karşılaştırıyoruz. Bu bölümde sizleri “Bir Hediye Paketi” isimli çok özel bir başlık karşılıyor. “Hediye Paketi”miz, mantıkî kurgularının sağlamlılığıyla ve edebî tasvirlerinin şairaneliğiyle sizi alıp başka bir âleme götürecek.

13.SÖZ’DE; keyifli ve kısa bir bilim tarihi yolculuğundan hemen sonra “Kozmik Takvim” içinde hayalî bir yolculuğa çıkıyoruz ve “İlim adına ortaya koyulan bir üründen ne beklenmelidir? Kıymeti nasıl ölçülmelidir?” sorusunun cevabını arıyoruz.  Dünya üzerindeki “hassas ayar”ın ifade ettiği doğru manayı bulup takdir edenlerin “Kâinat Yüksek Okulu”ndan yüksek dereceyle mezun olacaklarına kesinlik derecesinde şahit oluyoruz.

kuran_bilim_felsefe.jpgKitabı tamamladığınızda, "Kur'an" ile "ateist bir gözle kâinata bakan felsefe ve bilim"in verdiği derslerin derin farkını çarpıcı bir şekilde görecek ve bu kâinatı anlamlandırmada en temel ve doğru Kur’ânî kavramları kazanmış olacaksınız.

“Risale-i Nur İzah Metinleri Küçük Kitaplar Serisi”nin bir devamı olan kitabımızı, gerek Risale-i Nur’a gönül vermiş düzenli okuyucularına, gerek Risale-i Nur’u okumaya yeni başlayacaklara tavsiye ve takdim ediyoruz.

Kitap içeriğinde eser metni, izah metni ve kavram açıklamaları bir arada sunulmuştur.

Bu çalışma, “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur İzah Metinleri” isimli kitap çalışmamızın bir parçasıdır ve kitabın “İman Hazinesinin Kıymetini Keşfetmek” isimli birinci bölümündeki beş adet “keşfin”, Dördüncü Keşfidir.

Ücretsiz E-Kitap olarak okumak ve Pdf ve Word formatında indirmek için gerekli bilgiler ise şöyle:

Google Books: https://books.google.com.tr/books/about?id=DzsHCgAAQBAJ&hl=tr

(Tamamı önizlenebilir ve pdf olarak indirilebilir)

Google Play: https://play.google.com/store/books/details?id=DzsHCgAAQBAJ

Kitabımız ücretsizdir, “Ücretsiz Örnek” bölümünden tamamı okunabilir. Google Play'de "0 (sıfır)" liraya satın almak için kredi kartı bilgilerinizi kaydettirmeniz, tamamen teknik bir gerekliliktir. Ayrıca kitabımızı Pdf veya Word formatında indirerek E-Kitap olarak okumak veya çıktısını alarak ciltlettirerek okumak isteyenler için adres: yadi.sk/d/cs2sRKj_czB2J

Yazımıza aldığımız kısım ise 12. Söz’ün İzah metninin sadece bir kısmı olan ve “Bir Hediye Paketi” başlığını verdiğimiz çok orijinal bir bölüm. Devamını kitabımızdan okuyabilirsiniz. Bu bölüme ait görsel destekli ders videosunun adresi de şöyle:

https://www.youtube.com/watch?v=PLknv-3tyBY

Bir Hediye Paketi (12. Söz İzah Metni)

Bir hediye paketi düşünün. En kaliteli hediye kutusuna koyulmuş. Kurdelelerle, yaldızlarla, göz alıcı hediye ambalajıyla paketlenmiş. Hatta kutu içindeki hediyenin etrafına kurutulmuş, kokulu gül yaprakları serpiştirilmiş.

Şimdi ilk olarak, kutu içindeki hediyenin, paketinden çok daha kıymetli, güzel, pahalı ve anlamlı olması şarttır değil mi?

İkinci olarak, hediyenin böyle güzel süslenmesinin maksadı, o kıymetli ve anlamlı hediyeyi en güzel şekilde takdim etmek ve içindeki hediyeye dikkat çekmek içindir.

Üçüncü olarak, hediye paketi ne kadar süslü olursa olsun, yırtılarak açılır. Çünkü gaye, hediyeye ulaşmaktır.

Dördüncü olarak, hediye paketini açtıktan sonra bir kenara koyan ve esas ilgisini içindeki hediyeye yönelten aklı başında bir insandır.

Beşinci olarak, hediye paketiyle oynamaya çekilerek, içindeki hediyeyi çıkartıp bir köşeye fırlatarak ilgilenmeyen insanın aklî dengesinin yerinde olduğunu, aklı başında hiç kimse söylemez.

Netice olarak, anlamlı ve kıymetli bir hediyenin kendisiyle ilgilenmeyerek, tüm dikkatini ve ilgisini süslü paketine veren kişi, cahilliğini ve akıldan yoksunluğunu ilan eder.

Paketin güzelliğini takdir ettikten sonra, hediyenin ifade ettiği manalara ve hediyeyi verene teşekkür etmeye yönelen kişi ise, hediyenin yüksek kıymetini idrak eden bir akla ve manasını takdir eden bir kalbe sahip olduğunu göstermiş olur.

İşte şu kâinat, içinden çok sayıda kıymetli ve anlamlı hediyeler çıkan, kocaman bir hediye setidir. Güzelliğiyle gözümüzü parlatan süsleri ve sanatlı görünümleri ise, hediye setinin paketleridir. Hediyenin kıymeti ve manası nedeniyle, böyle özenle süslenmiştir.

Peki, nasıl bir kıymeti vardır ve ifade ettiği mana nedir denilirse; nihayetsiz bir kudret, ilim, mükemmellik, güzellik, şefkat ve cömertlik sahibi bir zâtın, o hediyeyi kendini tanıttırmak ve sevdirmek için bize göndermiş olması, hediyenin kıymetidir.

Hediyenin manası ise, gönderenini tanıdığımız ve sevdiğimiz takdirde, bu hediyelerin çok daha mükemmel olan asıllarını sonsuza kadar bize vermeye devam etmek ve bizleri o mükemmel güzelliğiyle tanıştırmak için, hediye sahibi tarafından yapılan açık bir davet olmasıdır.

O hediyelerin içindeki nimetlerin, asıllarına talip olmak için numuneler olduğu ise, herkesin kısa bir vakitte tatmasından ve kimseye doymak için müsaade edilmemesinden anlaşılmaktadır. Böyle bir hediyenin hediye olduğunu bile bilmemek veya kimden ve neden gönderildiğini merak etmemek ise, akılsızlıkla beraber nasıl bir duygusuzluktur ve ne derece büyük bir cehalettir, takdir edilsin.

Yalnız burada ince bir mana var. Biri dese: “Ben zaten hediyeyi göndereni kabul ediyorum ve hediyenin kıymetini biliyorum.” Fakat bilmeyen ve kabul etmeyenden hiç de farkı olmayan bir şekilde, hediye paketinden başka bir şeyle ilgilenmese, yani bildiğine uygun hareket etmese, pratikte aynı kapıya çıkar ve bu samimî görünmeyen kabulü, çok fazla bir mana ifade etmez.

Eser metninde, kâinatın bir kitaba benzetilmesi üzerine bina edilmiş temsilin kendi mantık örgüsüne geri dönüyoruz. Yukarıda kullandığımız hediye ve hediye paketi arasındaki ilişki ile bir kitabın içeriği ve kapağı ile arasındaki ilişki aynıdır. Her şeyden önce, her kitap okunmak ve manaları anlaşılmak için yazılır.

Örneğin, bir popüler bilim kitabının kapağı, kitabın içindeki fikirlerin kıymetini göstermek ve ifade ettiği yüksek manalara dikkat çekmek için, gayet çekici ve kaliteli bir baskıyla takdim edilebilir. Böyle bir kitabın sırf cazibeli kapağına takılıp kalan ve kendisini hiç okumayan veya okumaya tenezzül etmeyen, hatta onun bir kitap olduğunu dahi bilmekten aciz bir kişi, cahilliğini veya ilme ilgisizliğini ortaya koyar. Kitabın çekici kabı, popüler bilim meraklısı bir insanın da elbette hoşuna gidecektir.

Ancak, onun gözünde kitabın süsleri ve kaliteli baskısının, sadece o önemli kitabı daha keyifli okumaya vesile olduğu için bir değeri vardır ve sevilir. Yoksa tek başına bir kıymeti yoktur. O câzip kapak, asla kitabın yerini tutamaz ve sadece onunla meşgul olarak kitap unutulmaz. İşte eser metnindeki misalde de, sanatkâr bir hükümdar tarafından, mukaddes manalarına ve mucizeliğine lâyık bir işleme ile süslenmiş muhteşem bir Kur’ân yazılıyor. Kitap oluşturulurken de, her çeşit kıymetli taşlarla süsleniyor. O derecede ki, okuma yazma bilmeyen bile sadece seyrederek hayran kalıyor. (Kâinatın ifade ettiği yüksek manaları bilse de bilmese de, her insanın kâinatı hayranlıkla seyretmesine işarettir.)

O hükümdar, bir filozofla bir Müslüman âlimi çağırıp, ikisinden de bu Kur’ân’ın detaylı bir analizini yapıp, mahiyeti hakkında bir kitap yazmalarını istiyor. Filozof, Arapça bilmediği için, elindekinin bir kitap olduğunu ve kıymetli taşlarla süslenmiş şekillerin de manayı ifade eden yazı olduğunu anlayamıyor, antika bir eser zannediyor. Ne kadar traji-komik değil mi? Esasında ciddî bir bilim adamı olduğundan, o da elindeki antika eserin fizikî özelliklerinin detaylı analizlerini yapıyor. Kitapta kullanılan malzeme, işçilik, kitabın eni, boyu, içindeki kıymetli taşların ve nakışların birbirleriyle olan ilişkileri vs gibi o eseri sadece maddî boyutta ele alan bir inceleme kitabı yazıyor.

Haliyle Müslüman âlim de, eline alır almaz anlıyor ki, elindeki bir kitaptır ve Kur’ân’dır. İş böyle olunca, sadece süsleri ve nakışları anlatılıp bırakılır mı hiç? Söz konusu olan antika bir eser değil; en yüksek manaları ve hakikatleri, her asırdaki insanlara parlak bir surette ders veren ve mucizelik yönleri tükenmeyen bir manevî hazinedir. Bu kişi, diğer adamın meşgul olduğu işten çok daha kıymetli, yüksek ve anlamlı bir iş yaparak, o Kur’ân’ın manalarını yorumlayan, mucizelerini ortaya koyan, hakikatlerini ispatlayan bir tefsir yazıyor.

Huzura çıktıkları vakit, hükümdar o filozofun çok çalıştığını ve detaylı bir inceleme kitabı yazdığını görüyor. Fakat elindekinin bir kitap olduğunu bile anlamamış ve dolayısıyla da ifade ettiği manalar yönünden hiç incelemeye tâbî tutmamış bu adamın ortaya koyduğu çalışmayı, Kur’ân’a yapılan bir saygısızlık olarak değerlendiriyor. Çünkü çok çeşitli hakikatleri ders veren ve kendisinden ders alan her tabaka insana her zaman üstatlık ve rehberlik eden Kur’ân’ı, manasız nakışlarla dolu zannetmek, ifade ettiği manaları kıymetsiz görerek hakaret etmek anlamına gelir. Bu adamın hak ettiği muamele, yazdığı işe yaramaz kitabı başına vurmak ve huzurdan kovmaktır. Hükümdar da böyle yapıyor.

Müslüman âlimin yazdığı kitabı görünce ise şöyle diyor: “İşte hakikî ilim, hikmet budur ve gerçek âlim ve hikmet sahibi, yani bir eşyanın hakikatini keşfetmek ve ne işe yaradığını bilmek, böyle olur. Diğer adam, uzmanı olmadığı halde, bilmediği ve anlamadığı alanda ahkâm kesmekle haddini aşan bir bilim adamıdır” (Pozitif bilimlerdeki uzmanlığı ile maneviyat alanında beyanat veren ve kâinatın mahiyeti ve ifade ettiği mana hakkında söz söylemeye yetkili olduğunu zanneden, haddini bilmez bilim adamlarına işarettir.)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.