1. YAZARLAR

  2. Ali HAKKOYMAZ

  3. Hür Adam'la nasıl tanıştım?
Ali HAKKOYMAZ

Ali HAKKOYMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Hür Adam'la nasıl tanıştım?

A+A-

1965.
Eski evden yeni eve taşınıyoruz.
İlkokul ikinci sınıftayım.
Babam dişinden tırnağından artırıp iki buçuk katlı bir ev yaptırıyor.
Biz üst kattayız.
Alt kat boş.
Daha sonra orayı (ihtiyaçtan) kiraya veriyoruz.
Ve ilk kiracı geliyor.
***
İlk kiracı kim mi?
"Nur/cu" bir aileymiş meğer.
"Said Nursi" adını ilk, onlardan duyuyorum.
Evin hanımı "Dördüncü Söz"ü okumamı tavsiye ediyor.
Belki de "okuma" ile yüz yüze böyle geliyorum.
Ben de bir "Said Nursi" merakı başlıyor.
***
Ve bir gün Tarihçe-i Hayat'tan bana üstadın resmini gösteriyorlar.
Çocuk gözlerimden gönlüme akan o an nedir; hatırlamıyorum.
Hatırladığım; unutmadığım, haz duyduğum, heyecanlandığım...
Şu ki... (yeni) bir manevi atmosferin içine düşmüştük.
Hocalara falan gidiyoruz da...
Annem vaazlardan ne anlamışsa anlatmaya çalışıyor.
Büyükler bir gayretin içinde: Adam olalım, haram yemeyelim, yalan söylemeyelim de...
Said Nursi işi başka şeydi.
***
Ne miydi?
Bir kere yeni, yepyeni, öteki, değişik...
Renkli, gülümsemeli...
Sıra dışı, için dışı, dışın içi... tamamen başka bir şeydi.
Bir anlayabilsem... Ucu bucağı nerdeydi!
Niye öyle hemen ötekiler gibi: "Ha, tamam, malum; bitse de gitsek!"li değildi?!...
***
Yine başka ki... yasaklıymış meğer! (O da ne! Bu topraklarda birine "kitapsız" desen kavga çıkardı. Demek onların çocukları "kitabı" yasaklıyordu!)
Kitaplar el altından...
Öyle vitrinlerde ve saire... nerdee!
***
Risaleler eve girmeye başladı başlamasına da... Bir taraftan da Türkiye gerçekleri(!)
Ali Kardeş... şey! Bu kitaplar...
Önceleri aldırmıyor gibi miyim, anlamıyor muyum; bilmiyorum. Yalnız, "vaziyetler" normal değil.
Rahmetli annem tedirgin. Akrabalar da...
Ben çocuk aklımla bilemezdim ki:
Herkesin aynı düşünmesi gerekirken...
Devlet "hazır" çerçeveler çizmişken...
Liste belliyken, -ken, -ken...
Sen garsondan "kuzu şiş" istiyorsun! Hişt! Hişt!
Nereden bilebilirdik; kitabın da yasaklanacağını, toplanacağını, okuyanların nezarete, hapse, hücreye atılacağını!
***
Arada bir sohbetlere katılıyoruz. Babam da memnun ben de...
Ben istiyorum ki her akşam veya sık sık sohbete (derslere) gideyim.
Babam, haftada bir yeter, dediğinde içim burkuluyor.
***
Candan abiler, kardeşler, dostlar...
Yüzler sebepli sebepsiz gülüyor. Akraba da bile görmediğim yakınlık...
"Kırmızı kitaplar" diye meşhur olmuş Risale-i Nur'lar okundukça anlasam da anlamasam da içimde bir şeyler tutuşuyor, kaynıyor, yanıyor... İşte öyle bir şey...
***
Meğer ufaktan yavaştan "yeni ufuklara" adım atıyormuşum.
Bu, "akşam dersleri"nde okulda duymadıklarımı duyuyordum.
Mesela, bir gittiğimiz derste, Sekizinci Rica'yı okuyormuş Celalettin İstanbullu. Onun o okuyuş ciddiyeti, vurguları, durguları, tonlamaları hâlâ gözümün önünde... (İhtiyarlığın alâmeti olan beyaz kıllar saçıma düştüğü bir zamanda... " "...pusulasını şaşırmış bir gemi gibi kendimi gördüm." "Aynada saçıma baktıkça, beyaz kıllar bana diyorlar: "Dikkat et!")
***
Dilin de düşüncenin de duygunun da soruların da cevapların da Risale-i Nur'da olduğunu bu çocuk/genç nerden bilsindi!
Bilemezdi ama "bir değişik hava"nın farkındaydı.
İlkokul yıllarım böyle, derslerde, "o hava"yı koklamakla geçti. Bir koku, yeni bir dünya, bir yeni sayfa idi bana bu.
Bu sohbete komşularımızı da çağırıyorduk sanırım.
Ama gizli bir yanı olduğu için mi yoksa çağırmıyor mu idik ki komşulardan geleni pek hatırlamıyorum.
...çünkü bu dersler yasak da serbest de değildi.
Yasak desen, yasak değildi; çünkü çay içip "Risale" okumanın yasağı neydi!Fakat, yani, ne yazık ki her kapı zili çalışında "baskın mı" havası vardı.Bir seferinde, ben yoktum ama babam ve nurdaşlarını bir akşam götürmüşler:
"Neden kitap okuyorsunuz?" (Soruyu anladınız mı!)
(Kitap, sebepli sebepsiz okunur. Kitap, okunan şeydir. Sayfaları çevrildikçe serinlersiniz, ısınırsınız, doyarsınız... ve saire, ve saire...)
***
Cehaletin başı kitapla oldum olası iyi değildir. (Adı üstünde...)
Ve cehaletin arkadaşlarının...
(Kitap... dendi mi cehaletin başı döner; cehenneme yuvarlanır; daha ne olsun!)
***
1965-2010.
Dile kolay... 45 yıl.
1910-2010. 100 yıl.
"Hür Adam" beyaz perdelerde.
Nerden nereye!
Demek yüz senede ancak anlaşılıyor bir cümle:... (Bu cümlenin ne olduğu soru olarak kalmasın diyorsanız; yazın, gönderin.)
***
O zaten hürdü.
Esir kampında da...
Hapiste de...
Dağda da...
Meclis'te de...
Yazarken de...
Konuşurken de...
"İnsanlar hür oldular; yine de abdullahtırlar." diyen birisi nerede nasıl olunacağını bilirdi.
***
Said Nursi esir ülkenin değil; esir dünyanın sözcülüğünü yaptı/yapıyor.
***
Helaket ve felaket asrında insanlığı, insanlığa çağırdı. Kendine yani. (Mesela 23. Söz)
***
Yükü ağır mı ağırdı. Aldırmadı. Güldü geçti. Geçtiği yerleri gül eyledi.
Boşuna gül diyarına sürülmemişti.
***
Kim ne derse desin "el" almıştı.
Hâlâ bizim okullarda niye mi kürsüsü yok!
Güldürmeyin adamı.
Esirlerin hür insanı anlatmasını beklemek gaflet değil mi!
O kürsüsünü kurmuş konuşuyor zaten.
"Dağlar ile taşlar ile
Çağırayım Mevlâ'm seni." diyen Yunus kainatı okumuş ya...
Said Nursi Çam Dağı'nı, Başit Tepe'sini kürsü eylemiş.
Her çiçeği, her böceği, kuşların ötüşünü, yıldızları kürsü eylemiş.
(Yıldızların hutbesini dinlemeye çağırıyor bizi.) Alnına değen her rüzgârı mektup diye okuyor.
Barla'da, evinin önündeki "Çınar Ağacı Üniversitesi"nden sesini duyurmuş.
Öğretim üyeleri mi? Çoban, bahçıvan, Çaycı Emin...
Adını zor yazan/yazamayan kadınlar, erkekler, çocuklar...
Ve binlerce sayfa "ders" kitabı... Kese/çimento kâğıtlarına yazılıyor.
Hapisteyse, kibrit kutularına sıkıştırılıp dışarı atılıyor. Bilenler onu alıyor. Doğru eve... Evin de yüklüklerinde yazmaya... Biri idare lambasını tutacak biri yazacak. (Ya, işte böyle! Kelimelerin gücünü bilenler yazar; ötekiler de bildiği için silahların bir yere kadarlığını; kelimeleri kelepçelemeye çalışır da... nafile.)
İşte üniversite, kürsü, minber, makam, tekke, mektep, medrese, şahadetname...
"Çınar Ağacı Üniversitesi"nin talebeleri dünyanın her yerinde şimdi.
***
Koskoca hayat sınıflara/anfilere sığmaz ki...
Ne demişti muallimlerini kifayetsiz bulan Kastomonu'da ziyaretine gelen talebelere: "Muallimleri değil; fenleri dinleyiniz."
Ne demek bu? Okul bitti. kısır/kusur dairelerden çıkın! Artık okullarda oyalanmayın. veya, veya oyalandırıldığınızı bilin.
***
O törenlerin, resmiyetin adamı değil ki... O ciddiyetin temsilcisi...
Bütün bir insanlığın temsilcisinin temsilcisi...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum