1. YAZARLAR

  2. Mustafa ORAL

  3. “Peygamberlerin Aşkları” mı, “Peygamberlerin Aşıkları” mı?
Mustafa ORAL

Mustafa ORAL

Yazarın Tüm Yazıları >

“Peygamberlerin Aşkları” mı, “Peygamberlerin Aşıkları” mı?

A+A-

Aşk-ı Muhammedi Yazıları-1

“Peygamberlerin Aşkları” mı, “Peygamberlerin Aşıkları” mı?

Hüsrev abi “Üstadım siz olmasaydınız, biz ne ya-pardık” dermiş. Üstad da “Asıl siz olmasaydınız ben ne yapardım” dermiş... Şu kadar yıldır Risale okuyo-rum. İslamı Risale ile tanıdım desem yeridir. Zira bir çok yanlış kanaatimi Risale ile değiştirebildim. Eğer Risale dışında başka bir kaynak vasıtasıyla İslamı tanımış olsaydım, İslamı kabul etme, en azından yaşama noktasında ciddi sorunlar yaşayabilirdim.
Bunu söylerken başka meslek ve meşreplerin üslu-bunda sorun olduğunu ima etmiyorum. Haddi zatın-da Rabb’imiz İslam dairesi içinde her fıtrata uygun bir meşrep halk etmiş.

Bana öyle geliyor ki, benim fıtratım da Risale meş-rebine uygun yaratılmış. Bundan dolayı Risaleyi bir başka önemsiyor, bundan dolayı “Acaba Risale ol-masaydı ben ne yapardım?” diye Rabb’ime şükredi-yorum. O olmasaydı ihtimal ki ben hiçbir meşrep ve mesleğin içerisinde olamazdım. Tabir yerinde ise, Gazali’den İmam-ı Rabbani’ye, Muhyiddin-i Ara-bi’den Mevlana’ya.... kim gelirse gelsin ben yine kendi bildiğimi okumaya devam ederdim.

Her ne kadar “Mevlana Bediüzzaman devrinde gel-seydi Risaleyi yazardı. Bediüzzaman da Mevlana döneminde yaşasaydı Mesnevi’yi yazardı”  desem de, bu durum değişmezdi.

Said Nursi’yi gerek çağdaşları ile, gerekse de içinde Gazaliler’in, Rabbaniler’in, Muhyiddinler’in ve Mev-lanalar’ın bulunduğu İslam geleneği ile karşılaştırdı-ğımda apayrı bir yerde görüyorum. Bu karşılaştırma-larda İslam birikimimin eklemlenerek ilerlediğini, ev-liya, asfiya, alim... arasında bir halef-selef ilişkisinin olduğunu görüyorum. Ama Said Nursi’yi bu birikim içinde net olarak bir yere koyamıyorum. Birileriyle halef-selef ilişkisi içinde göremiyorum...

Kalemin serüvenine baktığımızda genelde kalem ehlinin üç dalda ürün verdiğini görüyoruz: Ya aşkla hüsün, ya hamaset ve şehamet, ya tasvir-i hakikat. “Aşkla hüsün” tarzının, ilk elden, içkin bir dille ve kalbi muktesebat ile dinin nispeten tasavvufi yoru-munu içerdiğini söyleyebiliriz. “Hamaset ve şehamet” tarzının aktivist bir dille ve akli önermelerle dinin nispeten milli/etnik yorumunu kapsadığını söy-leyebiliriz.

“Tasvir-i hakikat” tarzının ise gerçekçi bir şekilde, in-sanın bütün manevi cihazatı ile dinin nispeten daha dengeli Kur’âni yorumunu kapsadığını söyleyebiliriz. Her üç tarzın da başta tarih ve coğrafya farklılığı ol-mak üzere bazı değişkenlerin etkisiyle kişiden kişi-ye, coğrafyadan coğrafyaya, milletten millete değiş-tiğini de hatırlatmalıyız.

Kadim İslam geleneğinde her üç tarzda da eserler verilmiş. Ama ağırlığın “aşkla hüsün” merkezinde ol-duğunu söyleyebiliriz. Mesela Mevlana “aşkla hü-sün” tarzında eserler vermiş. “Aşkla hüsün” günü-müzde de etkisini sürdürüyor. Gün geçmiyor ki piya-saya aşkla ilgili yeni bir kitap çıkmasın.

“Muhabbet/aşk” o kadar çok muhatap buluyor ki, hemen her eli kalem tutan kişinin aşk hakkında bir yazısı, hemen herkesin aşk konusunda söyleyeceği bir şeyleri oluyor. Her ne kadar Mevlana’nın dile ge-tirdiği aşkla bu günkü kalem ve kelam ehlinin anla-dığı aşk arasında çok büyük farklar varsa da durum böyle. Aşk her devirde geçer akçe olduğu gibi, bu gün de geçer akçe. İhtimal ki insan var olduğu müd-detçe bu durum böyle sürüp gidecek...

“Aşk” ve “aşık” kavramlarının her kişi de karşılığı farklıdır. Hatta insan sayısınca “aşk” ve “aşık” tanımı vardır diyebiliriz. Bediüzzaman’nın ki başkadır, Rab-bani’nin ki başkadır, Mevlüd’ü yazarı Süleyman Çe-lebi’nin ki daha bir başkadır. Yine Mecnun’nun ki başka, Leyla’nın ki başkadır. Aslı’nın ki başka, Ke-rem’in ki başkadır.

Şu var ki, her aşık için “aşk” can, “aşkı” candan özge candır. Gerçi bazılarımız için aşk hakir, eline yüzüne bakılmaz, aşağılık bir şeydir. Diğer bazılarımız da “aşkla” aşkı reddeder. Bazılarımız sonuna kadar “aşkla” aşkın bir alternatifi ve ikamesi olarak “şefkat”i savunur. Kimimiz de aşkı aşıkla sınırlar, aşkın bir çok çeşidine tenezzül etmez.

(Devam edecek)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.