Şiî propagandasına mâruz kaldım!

Aralık ayında yapılan "Medeniyetler Buluşması" adlı konferansta, Kuveyt Radyosunda spikerlik yapan Delal isminde bir hanım ile tanıştım. Bir Türk ile tanışmaktan çok memnun olduğunu belirten Delal Hanım "Sizinle tanışmam iyi oldu. Tarih konulu bir araştırma yapıyorum; Türkiye hakkında sorularım olacak. Yardımcı olabilir misiniz?” diye sordu. Ben de, eşimle birlikte kendisine elimizden geldiğince yardımcı olabileceğimizi söyledim. Karşılıklı olarak telefonlarımızı aldık ve ayrıldık.

Delal Hanım geçen gün beni aradı ve yine  "Türkiye hakkında sorularım var. Sizinle görüşmek istiyorum" dedi. Ben de kendisini evime davet ettim. Sağ olsun randevusuna vaktinde geldi. "Hoş geldin, safa geldin" faslından sonra, Türkiye hakkında sorular sormasını beklerken, birden; insanın yaradılışına, Hz. Peygamberin vefatı sonrası olan hâdiselere, Ehl-i Beyt sevgisine, Siyer kitaplarının zamanın siyasileri tarafından yazdırıldığı iddiası gibi konulara girdi. Bir kaç cümle sonunda durumu kavradım ve kendi kendime "Aman dikkat! Şiî propagandası ile karşı karşıyasın" dedim. Buna rağmen, hem ev sahibi olduğumdan, hem de sohbetin sonunun nereye kadar gideceğini merak ettiğimden misafirime ses çıkarmadım.

Irak'ın işgalinden sonra mantar gibi türeyen Arapça ve İngilizce yayın yapan Şiî kanallarını fırsat buldukça izliyorum. Bu kanallar ve el- Müstakille tv kanalında Sünni ve Şiî alimlerin katılımıyla gerçekleştirilen "mezheplerin yakınlaşması" konulu münazara programları sayesinde Şiîlik konusunda  az-çok bilgi sahibi oldum. Tabi bizim spiker hanım bundan habersiz olduğundan konuşup durdu. Oysa ziyaretinin asıl amacı Türkiye hakkında bilgi elde etmekti. Her defasında, "Şimdi Türkiye ile ilgili sorular soracak" dedim. Ama nafile; kadının konuşması, İslam tarihi ve akide üzerine dönüp durdu. İki buçuk saatlik uzun sohbet sonunda hedefine ulaşamamış olmalı ki "Bir dahaki buluşmamızda konumuza devam ederiz" diyerek bana sormadan,kendisi için bir de ikinci ziyarete yer yaptı ve gitti!!

Her müslümanda olması gereken Ehl-i Beyt sevgisi  kapısından kurnazcasına girip, Cadde-i Kübrâ olan  Ehl-i Sünnet vel' Cemaat akidesi içine şüphe düşürmeye çalışan benzer insanların propagandalarına  karşı müteyakkız olunması için Delal Hanımla aramızda geçen diyaloğdan kısa bir bölüm aktarıyorum: 

Delal Hanım:  "Suna Hanım biliyor musun, Allah insanları Akıl ve Ruh sahipleri diye iki şekilde yaratmıştır."
- Nasıl yani?
D.H: "Akıl sahipleri bizim gibi insanlardır ve bunlar nefis sahibi oldukları için hata yapabilirler. Ruh sahipleri ise günahtan mâsûmdurlar."
- Peygamberleri kastediyorsun herhalde? Evet, Peygamberler mâsûmdurlar çünkü Allah tarafından seçilmişlerdir.
D.H: "Peygamberlerden başka Hz. Muhammed’in soyu da mâsûmdur. Bir şey daha soracağım. Allah Hz. Adem'e isimleri bildirdi. Bu isimlerin ne olduklarını biliyor musun?"

- Evet. Hz. Adem'e bildirilen isimler Kainatta bulunan varlıkların ve bunlarla ilgili eşyanın isimleri idi.
D.H: "Hayır, sen yanlış biliyorsun! Arapçada işaret isimlerinden "Hâ ülâi" canlılara işaret eder; "Tilke" ise cansızlara."Hâ ülâi" dediğine göre bunlar canlılardı ve akıl sahipleriydi. Dolayısıyla, Allah Ehl-i Beyt imamlarının isimlerini Hz. Adem'e bildirmiştir."
(Bildiğiniz gibi Bakara Suresi 31- 34 ayetleride tasvir edilen olayda, Hz. Adem Allah tarafından kendisine bildirilen eşyanın isimlerini söyleyince Melekler imanla secde ettiler. İblis ise secde edenlerden olmayıp kafir oldu. Hanımın yorumundan, Hz. Adem Ehl-i Beyt imamlarının isimlerini söyleyince Meleklerin secde ettikleri çıkıyor.)

D.H: "Yaş kuru  ne varsa Kur'an da yazılıdır. Ona ittiba etmemiz lazım."
-Evet ama dinimizin tamamlanması için Sünnete de uymamız gerekmektedir.
D.H: "Hangi sünnet? Siyer ve Hadis kitapları Efendimiz vefat ettikten sonra yazılmıştır. Bir çoğu siyasiler tarafından yazdırılmıştır ve içlerinde İsrailiyat vardır. Örneğin: Diyorlar ki, bazı Kur’ân ayetleri Efendimiz Aleyhisalâtü Vesselam  başını Aişe'nin dizine koyduğu bir halde iken inmiş. Hiç bu hal Yüce Allah'ın kelamı olan Kur’ân'ın azametine yakışıyor mu?
- Peygamberler de insandırlar ve eştirler. Efendimiz Aleyhissâlatü Veselam "Şüphesiz ki, ben  bir insanım; lakin bana vahy iner" demiştir. Allahu a'lem ama, bazı ayetlerin Efendimiz Hz. Aişe yanında iken inmiş olması, müminlerin annesi olan Hz. Aişe'nin makamını bildirmek içindir. Yeri gelmişken bir soru sormak istiyorum: Efendimizin hanımları müminlerin anneleridir öyle değil mi?
D.H: "İnittekaytunne!"
-Ne demek istiyorsun? Müminlerin anneleri takva sahibi değiller miydi?
(Spiker hanımın sarfettiği "takvaya sarılırsanız" manasındaki " initekaytunne"  sözcüğü Ahzab suresi 32. ayette şöyle geçiyor:" Ey Peygamber Hanımları! Siz,kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer korunup takvaya sarılırsanız, sözü kırıtarak söylemeyin ki, kalbinde maraz bulunan bir ümide kapılmasın" Bu ayette Peygamber Hanımlarının yüksek makam sahibi oldukları belirtiliyor. Bu manayı bir tarafa bırakıp cevap olarak bir kelimeyi seçmesi çok garipti!)
D.H: “Siyer Kitapları sonradan yazılmıştır dedik. Mesela, Ebu Bekir resmen inkilap yapmıştır  ve Hz. Peygamberin vasiyetini yerine getirmemiştir. Bunlar belirtilmez bazı siyer kitaplarında"
- Nasıl yani? Hz. Ebu Bekir gibi büyük bir sahâbi, Tevbe suresi 40. ayette Allah'ın "iki kişiden biri" manâsında olan "Sâniyesniyeni" diye  işaret ettiği, Tevratta ve İncilde vasfı bulunan bir yüce insan nasıl olur da inkilap yapabilir?
D.H: "İmanında sadık değildi! "
- Bir insan sâdık olmazsa münâfık olur. O halde Ebu Bekir (haşa) münafıktı!!
D.H: "İman imtihandır. Olabilir imandan dönmüştür."
-Efendimiz Alehissâlatü Vesselâm münâfıkları bir bir tanıyordu. Buna göre Hz. Ebu Bekir'in de münafık olduğunu biliyordu. Peki (haşa) böyle bir münâfıkın kızıyla nasıl evlendi Sadıku'l Emîn?...
     
Son olarak şunu mutlaka arz etmem lazım: Kerbela münasebetiyle yazılı basında veya internet sayfalarında yayınlanan bazı makalelerde, mûteber Hadis kitaplarında geçen hadislerin değil de (bilerek veya bilmeyerek)  mevzu hadislerin işlenildiğini gördüm. Ehl-i Sünnet Hadis alimlerinin üzerinde ittifak ettikleri hadisler yerine, özellikle de "Velâyet" gibi  hassas bir  konuda  zayıf veya mûteber olmayan hadislerin aktarılması, Hz. Ali veya Hz. Hüseyin'e karşı sevgiyi izhar etmek  değildir. Özellikle de, kalem ehli olan Nur  talebelerinin bu konuda çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Bediüzzaman;  Ehl-i Beyt sevgisi, Hz. Ali ve Hz. Aişe arasında meydana gelen Cemel vâkıası, Hz. Ali ve Hz. Muaviye'nin ictihatları ve acı Kerbela olayı konusunda Risale-i Nurlar da gayet ikna edici tefsir yapmıştır. Başka yerlere müracaât etmeye gerek yoktur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum