1. YAZARLAR

  2. Ediz SÖZÜER

  3. Eşyanın sebeplerle ve kendi kendine oluşumunun imkânsız senaryoları-1
Ediz SÖZÜER

Ediz SÖZÜER

Yazarın Tüm Yazıları >

Eşyanın sebeplerle ve kendi kendine oluşumunun imkânsız senaryoları-1

A+A-

(TABİAT RİSALESİ AÇILIMLARI -5-)

Yazı dizimizin bu bölümünde eşyanın oluşumunu yaratıcıyı konu dışı bırakarak açıklamak için öne sürülen üç yol olan “Maddî sebepler, kendi kendine oluşum ve tabiat”tan birinci yol olan maddî sebeplerin eşyayı yaptığının kabulü halinde ortaya çıkacak üç imkânsız senaryodan ikincisini, yani Tabiat Risalesi’nin ikinci muhalini inceleyeceğiz. Yazı içinde yer alan “Sinek Mucizesi” ve  “Tek Bir Merkezden Canlı Üretimi” alt başlıklarıyla sunulan bölümleri kaçırmamanızı tavsiye ediyoruz.

Her şeyi kendi yapan ezelî bir kudretin ve manen her eşyanın yanında bulunan bir yaratıcının, zaman ve mekâna kayıtlarına bağlı olmaması nedeniyle, eşyaya etki ederken maddeten yanında olması gerekmez. Varoluş Üzerine Düşüncelerle Fantastik Bir Bilim Kurgu Öyküsü-2 isimli yazımızda yr verdiğimiz “ekranda oluşan yazı” misalimizde olduğu gibi.

Manevî bir sebep gibi düşünülebilecek elektrik sinyallerinin etkisi, o ekranın her bir pikseline aynı anda etki eder. Etkisi süreklidir ve her bir noktasının manen yanında olarak işler. O sinyalin etki etmesinde, ekranın tamamı ile tek bir noktası arasında zorluk ve kolaylık farkı yoktur, hepsi birdir. Bir anda zamansız gibi vücuda gelebilir. Fakat maddî bir sebeple o yazıların oluşması için, her bir harfin tek tek maddî bir kalemle yazılması gerekecektir.

Sinek Mucizesi

Buna benzer olarak, bir sineğin oluşumunu eğer tabî sebepler ve maddî unsurların hareketiyle açıklayacaksak, o unsurların sineği oluşturma esnasında maddeten yanında bulunduklarını ve içinde çalıştıklarını elbette kabul edeceğiz. Peki bu nasıl olacak hiç düşündünüz mü?

Aslında derin fakat cevabı basit olan şu sorunun cevabını verebilmek ve bu olayı anlayabilmek için şunu yapmamız gerekiyor: Bir an için bize anlatılanları ezber tarzında kabul etmekten çıkıp gerçekten kabul etmeye çalışın. “Maddî sebepler bu sineği yapıyor.” deniliyor. Tamam, öyle olsun. Maddî sebepler gerçekten bu sineği yapıyor olsun.

Peki neyi kabul etmemiz gerekiyor bunun için? Nasıl olacak bu iş? İşte bu çok ilginç bir sorudur. Çünkü önceden de incelediğimiz gibi tabiattaki maddî sebepler, her biri farklı bir yöne ölçüsüzce hareket eden, oldukça düzensiz ve birbirleri ile uyum içinde olmayan, dışarıdan bir müdahale olmadıkça da hudutsuzca rastgele akıp giden bir özellik gösterirler.

Hâlbuki o sineğin vücudunun oluşması için, birçok maddenin belli ölçülerde bir araya getirilmesi lazımdır. Daha sonra da, o bir araya getirilen maddelerin birbirleriyle uyumlu olarak doğru yerlerine yerleştirilmeleri lâzımdır. O maddelerden oluşturulacak ve belli ölçülerde bulunan vücut parçalarının, her birine özel olarak belirlenmiş şekilleri ve ince kıvrımları vardır. Bu ölçüler tam olarak tutturulmazsa, o sineğin vücudu meydana gelemez.

Özellikle ilk seferinde plansız ve kalıpsız olarak, geçmişten aktarılan bir Dna bilgisi de olmadan üretilecek bir sineğin küçücük vücudunun hem dışında hem de içinde, bu kaba saba, düzensiz ve birbiriyle uyum içinde çalışmayı düşünemeyen tabiattaki maddî ve şuursuz unsurlar, nasıl bir araya gelerek bu sineği yapabileceklerdir? Bu nasıl mümkün olacak? Hayal edebiliyor musunuz? Bunun olabilirliği var mı?

Rüzgâr bir yerden eser, estiği eşyayı diğer tarafa sürer götürür. Su bir yerden akar, aktığı yeri ölçüsüzce ıslatır ve rastgele akıp, sürüklediği eşyayı diğer bir tarafa götürür. Yüzünü nereye çevirirseniz oraya giden bir unsur. Güneş bir eşyayı ısıtır, sıvı halden katı hale döndürür, bazen tamamen kurutur ve o halde bırakır, gider. Hiç umurunda olmaz. Yerçekimi ise düşen bir eşyanın kırılmasına aldırış etmez, onu düştüğü yerde terk eder. Bir kayayı kendi haline bırakırsanız ve işlemezseniz,  ya yılların geçmesiyle un ufak toz hale gelir ya da parça parça irili ufaklı taşlara dönüşür. En fazla etki sahibi olduğu söylenen, canlılığa kaynaklık ettiği söylenen unsurlardan toprak ise, ıslandığında balçık gibi bir çamur ve kuruduğunda kendine menfaati olmayan cansız bir maddedir. İçinde yapılacak bir maddenin gerekli nem, ısı ve basıncının hassas ayarını belirlemeyi bilmez. Hâlbuki neler çıkıyor içinden değil mi? Yıldırımlar, yanardağlar, fırtınalar da temas ettikleri yeri küle çeviren, dağıtan, yapısını bozan ve zarar vermekten başka bir işe yaramayacak gibi görünen diğer büyük unsurlardır.

“Bunlar yaptı” diyorsunuz. Öyle mi? Eldeki malzemeye ve sahip oldukları kabiliyete bir bakın. Bu hiç bir işe yaramayacak gibi görünen maddeler ile oluşturulmasına çalışılan bir sineğin hem dıştan, hem içten ne kadar detaylı bir sanat ve teknoloji harikası olduğuna dikkat edin bir de. “Sineğin gözündeki birkaç milimetrelik alan içinde 8000 tane mercek mevcuttur. Bu merceklerin her biri görüntüyü farklı açılardan görürler. Sinek bir çiçeğe baktığında çiçeğin tüm görüntüsü, sineğin sahip olduğu 8000 ayrı mercekte ayrı ayrı belirir. Sineğin beynine ulaşan bu farklı görüntüler, bir yap-boz oyunundaki parçaların birleşmesi gibi birleşirler. Bu binlerce farklı parçanın birleşmesi sonucunda ise sinek için anlamlı bir çiçek görüntüsü oluşur”.[1]

Sadece birkaç milimetrelik bir alan içine 8000 tane mercek yerleştirebilecek ve bunların her birine görme yeteneği verebilecek bilgi ve teknoloji, günümüzde mevcut değildir. Bunların ışığı algılamasını sağlayacak ve bu algıyı mükemmel bir şekilde görülür hale getirecek bir sinir sistemini oluşturmak ise, şu an itibariyle sahip olduğumuz en hassas ve küçük makinelerle bile tamamen imkânsızdır.

seminer.20140908123056.jpg

Vücudunun ince kıvrımlarıyla, şaşırtıcı göz yapısıyla ancak ilahî bir teknolojinin sanat eseri olabilecek harika bir canlı makine olan sineğe, daha önce hiç bakmadığınız bir şekilde bakmak ve hayret etmek için internette bir arama sitesinin görseller bölümüne girin ve “sineğin göz yapısı” yazın ve sadece karşınıza çıkan resimleri inceleyin. Tefekkür ufkunuz alabildiğine açılacak ve o sineğin “benim tesadüfe ve tabiata havale edilmem imkân haricidir” diye yüksek sesle ilan ettiğini göreceksiniz.

İşte saniyede iki yüz defa çırptığı kanatlarıyla ve uçaklara ilham veren uçuş sistemiyle böyle hayranlık uyandıran bir sineğin fantastik vücudunu, tabiatın ve maddî sebeplerin oluşturduğunu iddia etmek için, sineğin o küçücük gözünde tabiattaki maddî unsurların bir fabrika işçisi gibi, inanılmaz ince bir işçilikle ve ustalıkla çalıştıklarını kabul etmek gerekiyor.

Çünkü sebep maddî olduğundan içinde, dışında ve birlikte çalışacaklar. Başka türlü nasıl yapabilirler?

Böyle bir şeyi kabul etmenin ise, en mümkün olmayan hayalleri bile zorladığı, ihtimal ve akıl dairesinin dışında kaldığı bizim kanaatimizce gözle görünüyor. Akıl gözü ve maddî göz bunu görüyor. Gördüklerimizi birleştirerek mantıklı bir yorum yapmamız lâzım. Bu çıkarımı yapabilmemiz gerekiyor. İmtihan sırrı gereği matematik kesinliğinde bir delil yok. Ama neredeyse o derecede kesin denilebilir.

Gördüğümüzden, görmediğimize intikal etmek. İşte iman, inanç bu.

Tek Bir Merkezden Canlı Üretimi

Şimdi Tabiat Risalesinin birinci yolunun üçüncü muhali olan ve maddî sebeplerle ilgili imkânsız senaryoların üçüncüsüne geldik.

Bu maddede kullandığımız argümanımız şudur: Birden çok parça bir araya gelerek düzenli tek bir yapı oluşturmuş ise, elbette bir elden, bir tek merkezden, bir tek fabrikadan, bir tek plandan çıkmıştır. Buradaki “bir tek elden çıkması” ifadesini, birbirinden bağımsız çalışan birden farklı elden çıkmaması ve bir tek iradenin hükmetmesi anlamında anlamak gerektir. Bir arabanın üretimi esnasında pek çok kişi çalışmıştır. Fakat arabanın gerçek manada üreticisi bir tek firmadır. Üretimde çalışanlar, tek bir firmanın altında ve emrinde çalıştırılmaktadırlar.

Aynen bunun gibi, bir canlının oluşumunda birbirinden bağımsız ve farklı maddî sebeplerin birbirleriyle uyum içinde çalışmak şöyle dursun, her birinin diğerinden farklı hareket etme meyilleri sebebiyle, beraber bulundukları her yerde, içinden çıkılmaz bir karmaşıklığı netice vermeleri gerekir. Çünkü içlerinden hiçbirinin, bir hedefe yönelik olarak çalışmak maksadıyla diğerlerini bir araya getirme ve yönetme özelliği yoktur. Dolayısıyla birlik içinde ve ekip olarak çalışmaktan uzak olduklarından, eşyaya rastgele müdahele edeceklerdir. Bu durumda ise, bütünlük içindeki bir canlıyı meydana getirip çalıştırmaktan aciz olacaklardır.

Denilebilir ki: “Siz neden bahsediyorsunuz ki! Gözümüz önündeki canlıları o maddî sebepler gayet de düzenli bir şekilde yapıyorlar ve mevcut organizmaları sürekli çalıştırıyorlar gibi görünüyor. Bir de nasıl oluyor diye soruyorsunuz. Oluyor işte!”

Cevabımız şu olacaktır: Evet! Yüzeysel ve ilk bakışta öyle görünüyor. Fakat hayır! Öyle olmamalı ve olamaz! Çünkü o sebeplerin böyle düzenli bir canlıyı yapabilme ve çalıştırabilme kabiliyetinden mahrum oldukları, dikkatle analiz edildiğinde açıkça anlaşılmaktadır ve bir tek merkezden emir alan fabrika işçileri gibi emir altında çalıştırıldıkları ve kendi başlarına işlemedikleri kesin olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu sonuç, maddî gözle görülen bir gerçeklik değil. Tamamen yorum. Kuvvetli bir kanaat ve mantıkî bir çıkarım. Fakat aklın gördüğü ve kesin olarak hükmettiği bir kanaat.

Bizim de şunu sormamız gerekmektedir: Temel özellikleri kör, sağır, cahil, cansız, şuursuz olmak olan ve tek tek gözlemlendiklerinde rastgele ve düzensiz hareket ediyorlarmış gibi zannedilen tabiî sebeplerin, bir araya getirildikleri ve birbirlerine karıştırıldıkları bir ortam içindeki vaziyetleri, normal şartlarda acaba ne şekilde olmalıdır? Maddî sebeplerin değişik tarzlarda birleşmesiyle meydana gelebilecek muhtelif şekil, vaziyet ve durumların, ihtimal hesaplarıyla ifade edilebilecek neredeyse sonsuz sayıda mümkün şekli ve çeşitli muhtemel varyasyonları vardır.

Bilerek, görerek ve birbirleriyle haberleşerek iş yapma özelliği olmayan bu unsurların,

*Sınırsız sayı ve çeşitlilikteki karışık ihtimaller ve sonuçsuz kalacak yollar karşısında şaşkınlıklarıyla beraber,

*Birdenbire o çıkmaz yollardan sıyrılarak neticeli bir yola maharetle girmeleri,

*Ve belli bir ihtimali tereddüt etmeden tercih etmeleri,

*Ve her seferinde kararlılıkla, doğru ve isabetli adımlar atmaları,

*Ve her şeyde en kısa yolu, en kolay tarzı ve en faydalı şekli rahatlıkla seçerek, maddenin görünen kararlı halini netice vermeleriyle beraber[2], düzgün ve sanatlı bir canlıyı yapmaları,

*Ve o canlının vücudunu sürekli çalıştırmalarının imkânsızlığını hayal etmeye çalışmak bile akıl ve hayal sınırlarının çok ötesinde bir fantezidir, tek kelimeyle bilimkurgudur!

Diğer taraftan tabiat risalesinin en orijinal ve eskimez tespitlerinden biri de şöyledir: Maddî sebepler, canlıların sadece dış yüzeyleri ile temas edebildikleri halde ve özellikle geçmişten gelen bir Dna bilgisi de yokken, bu maddî sebeplerin ilk defa bir canlının oluşturulması esnasında nasıl olup da, o canlının içini de aynı ustalıkla dokudukları merak konusudur! Bir internet arama sitesinin görseller bölümüne “Corpus Human Body Museum” yazmanızı ve Amsterdam'daki İnsan Vücudu Müzesi'nin fotoğraflarına bakarak, bir insan vücudunun iç organları arasında dolaşmanızı tavsiye ediyoruz.

Saded harici önemli bir tespit: Bazı ateizm taraftarları estetik tasarımlı eşya hakkında şöyle diyorlar: “Sanat mı var burada, ne var! Sanat, tasarım diye bir şey yok. Rastgelelik ve kaostan ibaret her şey!

Buna karşılık şunu söylemek istiyoruz: Bakınız, çok ciddi masraflar yapılıp koca bir insan vücudu müzesi yapılmış ve insanlar bu müzeyi görmek için de muhtemelen iyi bir ücret ödüyorlardır. Peki neden? Sanat yok, tasarım yok, karmaşıklıktan oluşan bir şeyin içini görmek için para veriyorsunuz ve bir takım girişimciler de büyük maliyetleri göze alarak böyle bir müze yapıyorlar. Neden insanlar para veriyorlar sanat yoksa? Bu soru çok enteresan bir sorudur.

Yine bakınız, büyük alışveriş merkezlerine gittiğiniz zaman büyük bir alan ayrılmış müthiş bir mekân görürsünüz. Bitkilerin, küçük ağaçların sergilendiği sera gibi bir alan. İnsanlar bitki satın almayacak olsalar bile çoğu zaman “hadi, buraya da bir bakalım” derler. Ne var burada? Cevap: Sanat var! Göze güzel görünen bir tasarım var! Alıyorsunuz o bitkiyi, para veriyorsunuz ve evinizin görünür bir köşesine koyuyorsunuz. Sanat yoksa neden yapıyor insanlar bunu, değil mi? Çünkü sanat var! Bir çiçeğin üstünde sanat yoksa neden para verelim? Bir alışveriş merkezinin içinde neden sera büyüklüğünde bir alan ayrılsın ki? Çeşit çeşit çiçekler, türlü türlü renkler, başka başka fiyatlar, değil mi ama? Tabiatta ortaya çıkan sanatlar, tasarımlar bunlar. Sadece görmek bile hoşlarına gidiyor insanların.

İşte sanatın varlığını inkâr etmenin ne kadar saçma bir hezeyan olduğu ortaya çıkıyor kanaatimizce. Keza benzer bir misal olarak tablolar, tabiat resimleri. Bilgisayarımızda ekran koruyucusu veya duvar kâğıdı olarak ya da evlerimizde aksesuar olarak kullanılırız. Tabiat resimlerinin olduğu o tabloyu para vererek alırız ve evimizin duvarına asarız. Neden? Sanat yoksa neden yaparız bunu? Tabiat resimlerinin yer aldığı görsel nesneler, ciddi bir ticari pazar oluşturmuş alış veriş sektöründe. Nasıl inkâr edebilirsiniz üstündeki sanatı? Tasarım var ki, beğeniliyor; sanat var ki, para vererek satın aldırtıyor kendini ve evin başköşesine astırtıyor. Bunu inkâr edemezsiniz. Ülkemizdeki ateizm taraftarlarına çok hayret ediyorum. Yurtdışındaki en meşhur ateistler kaosu kabul etmiyor, tasarımı kabul ediyor, sanatı kabul ediyor. Bizim ateislerimiz onlardan daha ileri gitmişler!

Bir canlının içinin ilk defa yapılması anına özellikle dikkatinizi çekiyoruz ki, “ama hücre içinde Dna’lar var, onlar sayesinde vücut içindeki hücreler nasıl hareket edeceklerini biliyorlar” gibi bir fikir akla gelmesin. Bu sayede daha Dna ortada yokken ve o büyük ve kaba unsurlar sadece dışarıdan etki edebilirken, böyle kompleks yapıda bir canlının gerçek sebebinin o maddî sebepler oldukları iddiasının temelsizliği ve saçmalığı, iyice meydanda görünsün.

Canlıların anatomik özellikleri, bir canlının vücudunun içinin, dışından çok daha karmaşık olduğunu göstermektedir. Bir canlının iç sistemleri, adeta bir fabrika ve bir bilgisayar gibi çalışmakta ve bu harika sistemin işleyişi hakkında azıcık bilgi sahibi olan herkesi şaşırtarak hayran bırakmaktadır. Evet, yüzümüz ve derimiz çok harika bir mucizedir ve o kaba saba, ölçüsüz ve aletsiz maddî sebepler, derimizin incelikli kıvrımlarına ve benzersiz parmak izlerine ve kimlik tespitinde kullanılan eşsiz göz retinasının ayrıntılı yapısına dışarıdan bile tam ve hassas temas edemez. Nerede kaldı ki, tüm vücudun içini saran sinir ağına ve kafatasının içindeki beynin müthiş yapısına içerden etki edip yapımını üstlensin. Mükemmel tasarlanmış solunum sistemini, dolaşım sistemini, sindirim sistemini, yürüme ve hareket sistemini de hayal edin. Hatta siz en iyisi internete “Dolaşım Sistemi mucizesi, Solunum Sistemi Mucizesi ve Yürüme ve hareket sistemi mucizesi” yazın ve arama sonuçlarında çıkan videoları bir izleyin!

BBC’de yayınlanan "Inside Human Body" (İnsan bedeninin İçinde) adlı belgeselde gösterilen ve çekilen ultrason görüntülerinin birleştirilmesiyle elde edilen üç boyutlu görüntülerle anne karnındaki bir bebeğin yüzünün nasıl yaratıldığına şahit olmak için, bir internet arama sitesine “insan yüzünün anne karnındaki oluşumu” yazmanız yeterlidir. Bu inanılmaz videoyu mutlaka izlemenizi tavsiye ediyoruz.

Açıkçası böylesine karmaşık bir sistemi, özellikle ilk yapım esnasında, hem de o vücudun içine girerek, o karanlık dehlizde o sözüm ona “sebeplerin” nasıl yapabildiklerini çok merak ediyoruz! Bize sanki onlar yapmıyormuş ve onlar sadece yapım esnasında çalıştırılan işçilermiş gibi geliyor!

Böyle bir şeye imkân verebilmek, akıl ve şuur ile nasıl bir araya gelebilir? Öyle sanıyoruz ki, sebeplere mucidlik verenler, bu düşüncelerine gerçekten ve kasten müşteri olsalar, kabul ettiklerinin ne kadar imkân harici ve hayal ürünü bir bilim kurgudan ibaret olduğunu kendileri de görecekler.



[1] How Come? Planet Earth, Kathy Wollard, Workman Publishing, New York, 1999, sf. 116

[2] Maddenin görünen kararlı hali hakkında bir not: Şahsen en çok hayret ettiğim şeylerden biri, maddenin kararlılığıdır. Madde, ne kadar kararlı bir yapıdadır değil mi? Etrafınızdaki eşyaya bakın. Bir anda dağılmıyor. Neden? Bir anda atomları, elektronları boşalıp vücutsuz, şekilsiz bir hale gelmiyor. Aldığı vaziyeti tam bir kararlılıkla koruyor. Bu durumu ister Newton Mekaniği’nde inceleyin, ister Kuantum Mekaniği’nde inceleyin, kanaatimizce çok hayret verici bir olay. Neden bu kadar kararlı bu madde? Belki bilim adamlarının sahasına giriyor bu konu ama paylaşmak istedik sizinle.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum