1. YAZARLAR

  2. Alaaddin BAŞAR

  3. Velayet ve Risalet
Alaaddin BAŞAR

Alaaddin BAŞAR

Yazarın Tüm Yazıları >

Velayet ve Risalet

A+A-

Risalet: ''Elçilik.'' ''Resul olmak. Peygamberlik.'' Velayet: ''Yakınlık.'' '' Allah’ın, kulunu dost edinmesi.'' ''Hak dostu olmak.''
Kelime-i Şehadet getirdiğimizde, Peygamber Efendimizin (a.s.m.) Allah’ın kulu ve resulü olduğunu ifade ederiz. Bu şahadette geçen ‘abd’ kelimesi, Allah Resulünün (a.s.m.) velayet yönünü, ‘resul’ kelimesi ise peygamberlik vazifesini gösterir. Yani, Allah Resulü (a.s.m.) iman, takva ve salih amel yönüyle eşsiz bir kuldur.

Onun imanı, ibadeti ve güzel ahlâkı bütün insanlar için ulaşılması imkânsız, ama özenilmeye en lâyık bir kemâlde, bir üstünlüktedir. İşte O’nun (a.s.m.) bu eşsiz kemâli ‘velayet’ cihetidir. Bunun çok küçük bir misalini veya gölgesini toplum hayatında da görmüyor muyuz? Âmir olmak için öncelikle memuriyetin en mükemmel şekilde yapılması gerekmiyor mu? Allah tarafından, her bakımdan örnek ve model şahsiyet olarak terbiye edilen Resulullah Efendimiz (a.s.m.), hem kulluk hem de risalet cihetiyle bizim için büyük bir feyiz, kemâl ve sevap kaynağıdır.

Bir mü’min, İslâm’ın emirlerini yerine getirmek, haramlardan uzak kalmak, şüphelilerden sakınmakla, Allah Resulünün (a.s.m.) ubudiyet ve velayet cihetinden bir derece nasiplenir. İnsanlara hakkı tebliğ etmekle ve onları yasaklardan sakındırmakla da O Şanlı Resulün (a.s.m.) risalet cihetinden feyiz alır. ''Âlimler peygamberlerin varisleridirler,'' hadis-i şerifiyle haber verilen üstün mertebeye, bu risalet vazifesini hakkıyla yapan büyük âlimlerimiz mazhar olurlar. Şu var ki, bir kimseye bilmediği bir şeyi öğreten ve onu bir haramdan sakındıran her hangi bir mü’minin de bu şereften bir nasibi vardır. Şu nokta gözden uzak tutulmamalıdır: Risalet hizmetinde başarılı olmanın yolu, velayet cihetindeki hassasiyetten geçer. Ubudiyetinde ihmalkâr olan ve bu vadide hüsn-ü misâl olamayan bir kimsenin, insanlara hakkı tebliğ etmesi çoğu zaman tesirsiz ve neticesiz kalır.

Allah Resulünde (a.s.m.) hem ubudiyet hem de risalet cihetleri son derece kemâlde olduğu gibi, onu taklitle mükellef bir mü’minde de bu iki cihetin, mümkün olduğu kadar, kusursuz ve lekesiz olması gerekir. Nur Külliyatından takdim edeceğim şu hikmet çağlayanında Allah Resulünün (a.s.m.) ubudiyet ve risalet yönleri çok veciz ama çok engin ve derin bir şekilde nazarlarımıza sunulur: ''O zât, ubudiyet-i külliye cihetiyle kesret tabakatının dergâh-ı ilâhiye elçisi olduğu gibi, kurbiyet ve risalet cihetiyle dergâh-ı ilâhînin kesret tabakatına memurudur.'' (Sözler, 61)

Demek oluyor ki, Resulullah Efendimizin(a.s.m.) elçiliği iki yönlüdür. Bir yönüyle bizim Allah katında temsilcimiz, diğer yönüyle de Allah’ın emir ve yasaklarını bize tebliğle görevli bir elçi. Kesret, çokluk demektir ve bütün mahlukat bu kelime içinde dahildir. Ancak biz bu kelamdan, öncelikle, kendimize düşen hisseyi nazara almak durumundayız. Evliya denilince Allah’ın kendilerinden razı olduğu kutlu zevat anlaşılır. Bunların belki büyük bir kısmı, bu yüksek mertebeye, ilim tahsiliyle değil, ibadetle, takva ile erişmişlerdir. Bunlar içerisinde az bir grup ise, ilim ve tahkik ehlidirler.

Bunlar İlâhî Fermanda, hadis-i şeriflerde ve kâinat kitabında bulunan ince ve derin mânâları tefekkür etmişler ve İslâm’ın ulviyetini ve hakkaniyetini bütün insanlığa ispat edebilme derecesine erişmişlerdir. Bu müstesna zevata asfiya denilir. Evliya ve asfiya arasındaki bu farkı Nur Külliyatından nakledeceğim şu parçada çok net olarak görebiliyoruz:

''Rüyadaki adam kendi rüyasını tabir edemediği gibi, o kısım ehl-i keşf ve şuhud dahi rü'yetlerini o halde iken kendileri tabir edemezler. Onları tabir edecek, ‘asfiya’ denilen veraset-i nübüvvet muhakkikleridir. Elbette o kısım ehl-i şuhud dahi, asfiya makamına çıktıkları zaman, Kitab ve Sünnet'in irşadıyla yanlışlarını anlarlar, tashih ederler; hem etmişler.'' (Mektubat, 81)

Asfiya, Üstadın ifadesiyle, ''verese-i nübüvvet muhakkikleri''dir. Bunlar her meseleyi, ''kitap ve sünnetin irşadıyla'' tahlil ve tahkik ederek bir sonuca ulaşırlar. İşte peygamber varisi olmakta da en büyük pay bu noktaya erişen büyük zâtlarındır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum