1. YAZARLAR

  2. Mehmet EVREN

  3. Tevekkül nedir?
Mehmet EVREN

Mehmet EVREN

Yazarın Tüm Yazıları >

Tevekkül nedir?

A+A-

Tevekkülün kelime mânâsı; vekîl kılma, işi başkasına havale etme.

Allah’a dayanma ve güvenme, gücünün yetmediği yerde Allah’tan bekleme. Bir işin gerçekleşmesi için gereken çalışmayı ve çabayı gösterip sebeplere başvurduktan sonra işi Allah’a bırakma, neticeyi O'ndan bilme ve     kadere razı olmaktır.

Bediüzzaman Hazretleri, Risâle-i Nur’da tevekkül üzerinde çok durmuş, “Aziz, sıddık, sarsılmaz ve tevekkülün mahiyetini ve kıymetini anlayan kardeşlerim”[1] ifadeleriyle tevekkülün büyük önemine ve mü’min için zarurî olduğuna dikkat çekmiştir. Çünkü “İnsan zayıftır, belâları çok; fakirdir, ihtiyacı pek ziyâde; âcizdir, hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelâl’e dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdânı dâim azab içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar; ya sarhoş veya canavar eder.” [2]

Hakikî imanın bir göstergesi olan “tevekkül, istinad ve istimdat noktalarını tazammun ediyor.” [3] Bu yüzden “İnsan zaaf ve aczini ve fakr ve ihtiyacını, bir Kadîr-i Rahîme tevekkül ile tedâvi eder.

“Tevekkül etmek isteyenler (başkasına değil) sadece Allah’a güvensinler”[4] âyetinden hareketle iki ayrı tevekküle dikkat çeken Bediüzzaman Hazretleri, “birbirinden nihayet derecede baîd (uzak), hattâ biri tembelliğin ünvanı, diğeri hakikî ihlâsın sadefi (özü) “[5] olan iki tevekkülü  nazara verir. Biri, Yüce Allahın kainata koyduğu kanunlara ve sebeplere  karşı direnip çalışmayarak yaptığı tembelcesine bir tevekkül, diğeri ise İslamiyetin gereği ve başarının da sırrı olan Allahın işine karışmadan sadece kendine aid görevini yaparak yapılan ve mü’mine yakışan bir tevekküldür. sözleriyle ışık tutmuştur.

İhlâsın sadefi (özü) ve mü’minâne tevekkül olarak nitelediği doğru ve hakikî tevekkülün mahiyetini Yirmi Üçüncü Söz’ün Üçüncü Noktasında ele alan Bediüzzaman Hazretleri, “Yanlış anlama! Tevekkül, esbâbı bütün bütün reddetmek değildir. Belki, esbâbı dest-i kudretin perdesi bilip riâyet ederek; esbâba teşebbüs ise, bir nev'î duâ-i fiilî telâkkî ederek; müsebbebâtı yalnız Cenâb-ı Haktan istemek ve neticeleri O'ndan bilmek ve O'na minnettar olmaktan ibârettir”[6] sözleriyle de tevekkülün veciz bir tarifini yapmıştır.

Bu mânâlar ışığında, mü’minâne tevekkül birçok meziyeti içine almaktadır. Meselâ, mü’min, âlemdeki nizama riâyet etmekle tevfik-i İlâhîyi; sebepleri kudret elinin perdesi bilip teşebbüs etmekle fiilî duâyı; neticeleri Allah’tan istemek, bilmek, başkalarına değil sadece Allah’a minnettar olmakla; hem tevhidi, hem ihlâsı, hem rıza-i İlâhiyi kazanmakta; hem de “kâinatın dilenciliğinden ve her hadisenin karşısında titremekten ve hodfüruşluktan ve maskaralıktan ve şekâvet-i uhreviyeden (âhiret azabından) ve tazyikat-ı dünyeviye (dünyevî baskı ve sıkıntılar) hapsinden kurtulmaktadır.”[7]

Bu itibarla, her mü’min “gayet kuvvetli bir nokta-i istinat olan iman-ı billahtan gelen”[8] “tevekkül makamını ve teslim rütbesini ve rıza derecesini kazanmak”[9] hedefine odaklanmalıdır. Bunun için ise, Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadelerine kulak verilmelidir: “Ben tahmin ediyorum ki, bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran yalnız hakikî ehl-i imân ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risâle-i Nur’un dairesine sadakatle girenlerdir. Çünkü bunlar, Risâle-i Nur’dan aldıkları iman-ı tahkiki derslerinin nuruyla ve gözüyle, her şeyde rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü, yüzünü görüp her şeyde kemâl-i hikmetini, cemâl-i adaletini müşahede ettiklerinden, kemâl-i teslimiyet ve rızayla, rububiyet-i İlâhiyenin icraatından olan musîbetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlâhiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azap çeksinler.

“İşte buna binaen, değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini isteyenler, hadsiz tecrübeleriyle, Risâle-i Nur’un imanî ve Kur’ânî derslerinde bulabilirler ve buluyorlar.”[10]

“Bir sultan gibi, bütün kâinatın duâlarını kendi duâlarımız içine almak ve bir abd-i küllî ve bir vekîl-i umumî gibi yalnız Allah’tan yardım isteyip, kâinatın güzel bir takvimi olmak”[11]  “Yani İnsan duygu, cihaz, fıtrat olarak çok kapsamlı ve yüklü bir donanıma sahip olduğu için, bütün kainat ile alakadar bir vaziyette yaratılmıştır. İnsan, kainatın umumunu kuşatacak his ve duygulara sahiptir. Bu yüzden, kainattaki bütün mana ve esasları tartıp, ölçecek bir mahiyettedir. Sair mahlukat ise, insana nispeten cüz’i ve hususi kalıyor. İnsan gibi, kainatın umumunu ihata edemiyor.

Mesela, insandaki göz, bütün renklerin tonlarını algılar. Ama bir hayvan, siyah ve beyaz görür. İnsandaki tat alma cihazı bütün lezzetleri tartıp, ölçer. Ama hayvanlar  ve diğer mahlukat, bundan mahrumdur.

Bütün bunlar gösteriyor ki insan, şu kainatın bir sultanı, bir halifesi hükmündedir. Zaten bütün kainat’ta insana hizmet ve itaat ediyor. Bu da onun halife ve sultan olduğunun delilidir. Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını anlayacak ve üzerinde gösterecek yegane varlık insan olduğundan, Allah’a külli kulluk yapacak olan da insandır. İnsan, sahip olduğu bu cihaz ve istidatları ile Allah’a bir abd-ı külli, bir vekil-i umumi oluyor. Bir nevi niyet ve istidadı ile bütün mahlukatın fıtri ibadetlerini üstüne alıp, onlara vekil olup, onların adına arz-ı ubudiyet edecek tek varlıktır. İnsan, külli bir şuur ve niyet ile bütün mahlukatın yaptığı ubudiyete sahip olabilir ve onu kendi yapmış gibi arz-ı takdim edebilir.”[12] Allah, insana böyle bir külliyet vermiş, bunu iyi değerlendirerek tevekkül mertebelerinde terakkî etmek ve yükselmek gerekir.



[1]  Şuâla r, s. 530,

[2]  Sözler, s. 51,

[3] Mesnevî-i Nuriye, s. 352,

[4] İbrahim Sûresi: 12. âyet,

[5] Münâzarât, s. 188 (Yeni Asya Neşriyat, yeni tanzim)

[6] Sözler, s. 501,

[7] Age., s. 502,

[8] Lem’alar, s. 380,

[9] Mektubat, s. 774,

[10] Kastamonu Lâhikası, s. 165

[11] Sözler, s. 508,

[12] Sorularla Risale

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum