Tavşan deliğinden içeri, çekim yasasından dışarı!

Tavşan deliği, Alice harikalar diyarı filminde, fantastik bir dünyaya geçiş kapısı idi. “Tavşan deliğinden içeri girmek” tabiri, bilinmezlikleri keşfetmek manasında kullanılmaktadır.

"The Secret-Sır" ve "Biz ne bilebiliriz ki? Tavşan deliğinden içeri (What the Bleep!?: Down the Rabbit Hole)" isimli, belgesel filimleri de çekilmiş olan, kuantum fiziği ve çekim yasası üzerine meşhur kitaplara atıfta bulunmak istiyoruz.

Bu kitapta ve piyasadaki söz konusu "meşhur çekim yasası" kitaplarında, "sır" olarak ifade ettikleri: "kâinattan iste, dileğini gerçekleştirsin" veya "olayları görme ve inanma biçiminiz, gerçeğinizi şekillendirir" tarzındaki "sözüm ona büyük sır" olarak ifade edilen sırrın çok daha anlamlısının, gerçeğinin ve büyüğünün, iman ve islâmiyetin yüksek hakikatinde mevcut olduğunu görüyoruz.

Şöyle ki: Hayat içindeki ihtiyaçlarımızı imkânlarımızla, muhtemel tehditleri kudretimizle kıyasladığımızda, her insanın “çok aciz ve çok fakir” olduğu görünür.

Bu en zengin ve kudretli kişiler için de öyledir. Küçük bir mikrop o kudretli insanı öldürebilir ve en zengin olduğu söylenen bir şahıs bile, kısacık bir hayatta ancak sınırlı ölçülerde sahip olduğu imkânlardan yararlanabilir. Mesela, ne kadar zengin olursa olsun, yiyebilecekleri ancak midesinin alabileceği kadardır ve bunu da sınırlı bir zamanda yapabilecektir.

Hâlbuki insanın o derecede geniş ve asla tok olmayan ve doymayan maddi ve manevi bir açlığı vardır ki, bu dünya o ihtiyacı ve istekleri karşılamaya ve onu tatmine asla yetmez. Bunu herkes kendi nefsinde çok açık hisseder. Zaten ölüm, zengin-fakir, güçlü-güçsüz herkesi eşitler. İhtiyaçlarını karşılamada ve zararlardan korunma noktasında herkes ölüm karşısında mağlup düşer. Hiç kimse hayatını (bu dünyada) gerçek anlamda kurtaramaz. Böyle bir dünyada, kulluğun iki temel kavramı karşımıza çıkıyor: Acizliğini ve fakirliğini hissederek, kudretinin ve imkânlarının yetersizliğinin farkına varmak. Ve sonra da, hem zarar verecek her türlü tehlikeden koruyacak kadar kudreti nihayetsiz, hem de her ihtiyacı karşılayabilecek kadar büyük bir rahmet zenginliğine sahip olan dünyanın hâkimini aramak, bulmak ve ona bağlanarak, O’nun kudretine dayanmak ve O’nun rahmetinden yardım istemek. İşte haddi ve nihayeti olmayan bir kudret ve zenginlik kaynağı budur.

İşte her kapıyı açan anahtar ve her zorluğu halleden kâinatın gerçek büyük sırrı: Seni her an bilen, gören, zarar ve menfaat sadece kendi elinde olan, kudretine nihayet, şefkatine sınır olmayan birini bulmak ve bilmek ve O’na bağlanmak.. İman ve ibadet ile de O’nu bildiğini ve O’na hürmet ettiğini göstermek..

"Çekim yasası"nda ise, bir şefkati olmayan, sizi tanımayan ve bilmeyen, ne idüğü belirsiz bir "kâinat" kavramının isteklerinizi yerine getireceğinize inanmanız ve adeta kâinata dua etmeniz (?!) isteniyor.

Hatta "The Secret-Sır" kitabında, bizzat kitap tarafından Alaaddin'in cininden dileğinizi yerine getirmesini beklemenize benzetilen ve "çekim yasası" denilen bu yöntemde, işleyişi ve kuralları aslında çok daha farklı olan ilahî gerçekler çarpıtılıyor ve günümüz insanına, -içinde sadece çekirdek kadar bir gerçeklik bulunan- modern bir safsata sunuluyor.

Şöyle ki: "Allah, samimi olarak isteyen bir kuluna, kâfir olsa bile istediğini verir" veya "Kulum beni nasıl tanırsa, ona onunla öyle muamele ederim" kaideleriyle İslamiyet’te yerini bulan olan bazı gerçekler, din ve Allah hakikati içinden çıkartılarak, dış görünüşü tantanalı ve cazip, fakat içi boş bir şekilde takdim ediliyor.

Şimdi, bir düşünün: Kendisini tanımayan ve bilmeyen, kulluk etmeyen bir insana, sırf samimiyetle ve ihtiyaç lisanıyla istedi diye istediğini veren kâinatın sahibi ve hâkimi olan Allah; acaba gönderdiği peygamberleriyle öğrettiği tüm isim ve sıfatlarıyla kendisini tanıyan ve seven, indirdiği kitaplarıyla bildirdiği isteklerini bilen ve isteklerine uyan ve diniyle açığa çıkardığı kâinatın yaratılış maksadına uygun olarak şuurlu bir kulluk eden bir insana nasıl muamele eder? Tüm kâinatı, dünya ve âhireti, şimdiyi ve gelecek ebedi zamanı, o kulunun lehinde nasıl şekillendirir? Ne derecede o kuluna ikram eder ve ne mertebede o kulunun isteklerini yerine getirir?

Öyle bir mertebede ki, iman ve ibadetle yaşanan geçici bir dünya hayatının neticesinde,  ebedî bir cehennemden kurtulmakla birlikte, üzüntü, korku, yorgunluk, acı, sıkıntı, yaşlılık, hastalık, ölüm, ayrılık, endişe gibi hiç bir olumsuzluğun bulunmadığı sonsuz cennet saraylarında, yüz binler yerde, aynı anda, hiç bir insan gözünün görmediği, hiç bir insan kulağının işitmediği ve hiç bir insan kalbine gelmemiş yüz binler zevki tadarak yaşamak ve O’nu kısa bir zaman görmenin, cennet hayatını unutturduğu haber verilen ilahî güzelliği görmek gibi neticeleri veren muhteşem bir ikramda bulunur.

Dikkat edin! Çekim yasası, sizi belki bir Ferrari sahibi yapabilir ama Allah'a iman ve ibadet, sizi ebedi hayatın, ebedi ve hayal edilemez muhteşem nimetleriyle nimetlendirir ve güzelliği, Cennet'i unutturan bir Zat'ı görme şerefine çıkartır.

İman ve İslamiyet’in devasa hakikatlerine kıyasen, "çekim yasası" kavramı, popüler ve ucuz bir oyuncaktan fazla bir kıymete sahip olamaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.