1. YAZARLAR

  2. Hüseyin KARA

  3. Mübalağa haksızlıktır
Hüseyin KARA

Hüseyin KARA

Yazarın Tüm Yazıları >

Mübalağa haksızlıktır

A+A-

Lemaat ekseninde duygu çağrışımları (26)

Bir işi, bir şeyi çok büyütme, bir konu ya da işte çok ileri gitme; daha değişik ifadeyle bir şeyi tarif veya tasvir ederken ya olduğundan fazla ya da eksik gösterme anlamlarına gelen eskilerin mübalağa ve yenilerin abartı dedikleri şey, insanoğlunun zaaflarından biri.  

Sanat adına yapıldığında, hadi ona bir şey demeyelim. Sanatın bir amacı var çünkü. Mübalağanın niçin yapıldığı bellidir. Ama bunun akla, göreneğe uyanı, akla uyup da göreneğe uymayanı ve hem akla hem de göreneğe uymayanı var. Sanat adamı ders vermek, ibret ve mizah gibi bir amaca yönelik bunlardan birini kullanır. Onu bir tarafa bırakalım.

Ama bir şeye dikkat çekmek adına abartılı tasvire başvurmanın hiçbir mazereti yoktur. O şey, olduğundan başka neden fazlasıyla ya da eksiğiyle anlatılmaktadır? O şeyi kendinde olmayan özelliğiyle kabul ettirmeye çalışmak ya da kendinde olan özelliğini gizleyerek gözden düşürmek elbette. Her iki halden de bir art niyet kokusunu duymak pekâlâ mümkün. Her iki durumda bir yalan vardır. Bir şeyin kusurunu örtmek, dolayısıyla güzel olmayan bir şeyi abartı ile yaldızlayarak güzel göstermek aynı zamanda sahtekârlıktır. Düpedüz karşı tarafı aldatmaktır. Eksik anlatımda da en masumuyla doğruyu söylememek yok mu? Hele birine ait şeyin kalitesini düşürmeye yönelik bir eylem ise düşmanlık dâhil çok yorum kaldırır. Amaçlı abartı ve eksik göstermenin hiçbir mazeretle izahı mümkün değil. Her iki halin mübalağasında bilinçli hedef gözlenmektedir.

Madalyonun öteki tarafına bakalım. İnsana ait bir huy ya; tadılan şeyi, biri iki yaparak anlatıp durma, görüleni karşı tarafı yanıltarak aktarma ve baştan geçeni abartarak hikâye etmenin çok yönlerden masum olmayacağına göre bir şey demeden de geçemeyiz. Bir şeyden abartılı söz etmek en azından bir kusurdur; bir hastalıktır. Her şeyden önce insan olarak herkes böyle bir kusuru giderme yoluna gitmeli ve böyle bir gayret içinde olmalıdır.

Abartıyı, yani mübalağayı önemi üzerine biraz daha açmaya çalışalım. Mübalağa olayının iki tarafı var; biri mübalağa eden ve biri de mübalağa edilen, şişirilen ya da yerin dibine indirilen. En masum bir abartının bile her iki tarafa da zararları büyüktür. Sayalım ki birinden övgü adına olduğundan daha büyük bir şekilde söz ediliyor. Aslında muhatap bu denli olumluluğu hak etmiyor. Abartı edenin bu tutumuna sebep nedir? Abartı eden, ya bir şeyi olduğu gibi tasvir etme kabiliyetinden yoksundur, ya algılayabilme yanılgısına sahiptir ya da nedeni ne olursa olsun bunu huy edinmiştir.

Abartı edilen için sakıncası daha başka. Abartılan, başkalarınca onu tam tanıyıncaya kadar abartılı aktarılmaktan kaynaklanan yersiz ilgiye mazhardır. Bu ilgi, kaynağını bilmediği için ister istemez kendinde bir yalancı şöhrete de sebep. Kendinde hiç olmayan bir şeyle şöhrete kapılmak, başkaları da bunu fark etmişse şayet, telafisi olmayan bir yıkımdır. Bizzat kendisinin sebep olmadığı, başkalarının tuzağına düşüldüğü bir yıkım, bir moral çöküntüsü…  Abartının kurbanıdır böylesi bir insan. Kendi hakikatinden çok uzaklarda olanlar için bu gibi durumlar cenneti cehenneme çevirirler. Hatta bazı durumlarda derin bunalımların sebebidirler. Günlük alkışlanan şöhretlerin akıbeti bellidir.

Ne olursa olsun, abartı, yani mübalağa fıtratı, doğallığı bozmaya yönelik bir eylemdir. Asrın Adamı Bediüzzaman, “Bu seciye-i seyyie ile iyilik etmek, fenalık etmek demektir.” (Muhakemat) diye söylemekle, böyle birinin ölçüsüz davrandığı için güzelliğin her türünü, belki bilmeden ihlal ettiğine, bozduğuna hükmetmektedir. Abartı en azından ölçüsüzlüktür. Sıyak ve sıbakı, yani geçmiş ve geleceği hesaba katmadan gelişi güzel konuşmak, yine Bediüzzaman’ın dediği gibi, çok aldanma ve aldatma ile yakından ilgilidir. Bediüzzaman, “Muhakemat” adlı eserinde, mübalağa edenlerin hayalperest olduklarına değinir. O kadar ki ülfet, yani dışarıda ve kâinatta gözüken olağanüstü olayları bütün haşmetleriyle görememe hali, gözlerini tamamen kapatmıştır. Ne varsa onların kısır hayalciklerindedir. Bunlar Kur’an’ın hakikatlerine de çok yabancıdır.

Demek oluyor ki, abartılı konuşanlar, aslında olması gereken değerlendirme ölçüsünden yoksundurlar. Söylediklerinin de kıymeti yoktur. Bunların ne kendilerine ne de hayatın gerçeklerine katkıları vardır. Sözlerine güven duyulmaz.    

Abartı, övgüyü de hedeflese, yine hedeflenen şeyin zararına, kötülüğünedir. Er geç abartı fark edilecektir, ama bugün ama yarın. Asıl olan sonuç olduğuna göre, geçici güzelliklerden uzak durmak akıllıca bir iştir. Bediüzzaman da Lemaat’ta “Hangi şeyi vasfetsen, olduğu gibi vasfet. Medhin mübalağası bence zemm-i zimnîdir. İhsan-ı İlahî’den fazla ihsan, ihsan değildir.” demekle de her tür ölçüsüzlüklerin tuzağına düşme konusunda uyarmaktadır. Abartıda bir kötülük, mutlaka sonradan fark edilecek bir kötülük vardır. Olan şeylerin muhteşemliğine de saygısızlıktır abartı. Bir çiçeği, bir gökyüzünü, bir yakamozu ve bir dilberi olduğundan daha güzel kim tasvir edebilir? İnsan da göründüğü ve olduğu gibi güzeldir. Görünenenden başka şekilde insanın tasviri çirkinliğini ortaya koymaktır. Bu konuda Gazalî de “Âlemde olandan daha güzel hiçbir şey yoktur” ölümsüz sözünü söyler ve abartılı anlatımın kusursuz güzelliklere saygısızlık olacağını ima eder.

Biraz deşildiğinde, abartının Yaratıcı’ya karşı bir saygısızlığı barındırabileceğini söylemede bir sakınca yoktur. İnsan konuşurken ölçülü olmak zorundadır.  Abartılı anlatımla muhatap da ikileme düşer. Nasıl bir değerlendirme yapacağı konusunda şaşkınlık yaşar. Hiç kimse hiç kimseyi zor durumda bırakmak gibi bir yetkisi olamaz. Ortaya konulacak şey ne ise, olduğu gibi tasvirine özen gösterilmelidir.

Bediüzzaman mübalağayı, yani abartıyı, dağ tepesinden yuvarlanan bir kartopuna benzetir. Hayalin yüksek zirvesinden önce dile, sonra dilden dile yuvarlanıp giderken kendi hakikatinin çok parçalarını dağıtır; geriye kalansa çoğunlukla hayallerdir. Bu ise ne kalbe, ne kulağa ve hatta ne hayale yerleşir tarafı kalmıyor. Abartı ile değersizleşir. Muhakemat’ta bu konuyu derinlemesine irdeler. Zararları üzerinde durur. Sonunda şu sonuca varır: Cahil dost düşman kadar zarar verir.”   

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum