1. YAZARLAR

  2. Selahattin GEZER

  3. Sorun siyaset dili ile konuşmakta
Selahattin GEZER

Selahattin GEZER

Yazarın Tüm Yazıları >

Sorun siyaset dili ile konuşmakta

A+A-

Allah’ın programına uyan ağaç, hakikat dili ile konuşur, meyve verir. Hakikati konuşmasa kütük olur, ateş olur. Toprak, hakikat dili ile konuşur, envai çeşit masnuat verir. Koyun, hakikat dili ile konuşur, süt verir. Maalesef bizim bazı siyasetçilerimiz bir türlü hakikat dilini kullanmaz, kullandırılmaz. Bir kısım yazarçizer, düşünür hakikat dilini hiç mi hiç kullanmaz.

Sorun siyaset dili ile konuşmakta. Sorun taraftar dili ile konuşmakta. Sorun ırkçı dil ile konuşmakta. Bu sorunların hep yanı başında olan başka bir sorun, mezhep dili ile konuşmak. Oysa ne çok ihtiyaç var,  hakikat dili ile kalp dili ile konuşmaya. İslam’ın en şaşaalı dönemi ve Osmanlı’nın en parlak döneminde hükümran olan hakikat dili ne zaman hükümranlığı, siyaset diline, taraftarlık diline kaptırmış güç ve kuvvet elden gitmiş. Oysa düşmanının meziyetine alkış tutanın bu hali bile, bir sıfır öndedir. Taraftarlık sermayesi bize sadece Allah (cc) ve onun yüce Peygamberi (asm) için verilmiş; sadece bunun için taraftarlık kazandırır. Bu iki önemli hakikatin dışında taraftar olmak, Kuran’i vicdan olmadı mı, hakikat dili olmadı mı, içine mutlaka siyaset ve hırs karışıyor. Hangi dünyevi mülk ve makam hakikate taraftar olmağa, dil olmağa engel olabilecek kadar büyük ve baki olabilir ki?

Dil hak ve hakikate tercüman oldu mu; kulaklarda doğruyu duymaya alışıyor, menfaate dokunsa da, vicdani aklın etkisiyle taraftar oluyor. Hepimiz bulutun hakikatine taraf dar olduğumuz için sorun çıkmıyor. Hepimiz 2 kere 2’nin dört etmesine ittifak ettiğimiz için neticenin dört olması başımıza bela olmuyor. Matematikteki sonuçları siyaset belirlese idi, her fikrin sonucu ayrı olurdu. Matematik doğrunun taraftarı olduğu için, ilmin taraftarı olduğu için, sonuçlar hep akılcı ve vicdani. Dilde siyaset dili oldu mu, ağızdan çıkan yüzde yüz doğru olsa da,  muhalifin gönlünde tam zıttı zuhur ediyor. İnsana verilen, insani teçhizata hiç yakışmıyor doğrunun yanında olmamak, hakikati haykırmamak. İbadetler borç ödemektir; doğruları haykırmak ve yanında olmak insan olmak demektir.

Matematik ve bilim fanatikliği, gözü kör taraftarlığı kabul etmez. Kardeşlik ve huzur formülleri nasıl kör taraftarlığı fanatik dili kabul etsin. İnsan Allaha tam taraftar olmadı mı, sakat şeylerin taraftarı ve dili haksızlığın tercümanı olur. Evet, sorun siyaset ve hakikat dışı dilde. Oysa bir parça et, yüklendiği ve sırtına aldığı doğrular ile değer sahibi oluyor. Doğruları konuşmayan dil, geviş getiren sığırdilinden çok ama çok değersizleşiyor. Geviş getiren dil ızgarada yenir; hakikatleri konuşan dil ise kulak ızgarasıyla keyifle yenir.

Günümüzün siyasilerine, aydınlarına, akademisyenlerine, din adamları ve eli kalem tutan insanlarına İslam’ın ilk dönem babayiğitleri gibi çok iş düşüyor. İlkler nasıl gönül fethetmek için her çileye göğüs gerdiler, huzurun yayılması için cansiperane çalıştılar ve onların sayesinde Allah’ın yüce dini en ücra köşelere ulaştı. İslam, bileği kahraman, kılıcı kahraman olanların ve yüreği kahraman, ilmi kahraman olanların himmetiyle bu günlere ulaştı.  Neden olmasın ki? Şimdi de aydınlar, siyasiler sevgi dolu dili ve kahraman kalemleriyle toplumu, toplu tedaviye alıp, kalemlerini, dillerini neşter hassasiyeti ile kullanıp, sistem travmalarından oluşan ruhsal urları, çıbanları temizleyip, cerahatten kurtulmalarını sağlaya bilirler. Neden olmasın? Siyaset dili yerine insanlık ve muhabbet diliyle konuşulsa, topyekün sıkıntılar ortadan kalkmış olacak. Yoksa dilimizde güzel konuşma kabiliyeti yokta, bizi boşuna mı zorluyorlar ve bize angarya geliyor. Oysa dilin yaratıcısı, dile ikna etme ve tatlı konuşma özelliği yüklemiş.

Bedüzzaman, "Menfaat üzerine dönen siyaset canavardır." diyor. Siyaset, hizmet için olmalı. Siyaset, ülkeyi karanlıklardan çıkaran olmalı. Bir elçinin kişisel zaafları olsa bile temsil ettiği devletin, milletin sorumluluğunu bilir, ona göre davranır. Bir Milletvekili ise, ya siyasete soyunmayacak, mesleği ne ise onunla uğraşacak, ya da temsil ettiği ve vekili olduğu on binlerin hukukunu, menfaatini kendinden üstün tutup, gerektiği şekilde çalışacak. Maalesef bu olmadığı için, insana insan olma hazzını tattıracak vicdani bir Anayasa bile yapamadılar, vekil olmanın hakkını yerine getiremediler… Ne dersiniz bizi temsil edenler, acaba gönül rahatlığıyla maaşlarını alıyorlar mı?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum