1. YAZARLAR

  2. Hüseyin YILMAZ

  3. “Öngüt’le Nurcular vurulabilir mi?” yahut ne biçim devlet bu?
Hüseyin YILMAZ

Hüseyin YILMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

“Öngüt’le Nurcular vurulabilir mi?” yahut ne biçim devlet bu?

A+A-

“Öngüt’le Nurcular vurulabilir mi?” yahut ne biçim devlet bu?

Taraf Gazetesi’nin gündemden hiç düşmeyen “İrtica ile Mücãdele Eylem Plânı” vesikasını neşretmesinin üzerinden aylar geçti. Genelkurmay Başkanı’ının itici ve rencide edici bir tavırla, ekranların karşısında “Kâğıt parçası” dediği bu vesikanın kâğıt parçası olmadığı son gelişmelerle maşerî vicdanda kat’iyet kazandı. Aynı kat’iyeti hukuk zemininde kazanır mı, Türkiye gibi tuhaf bir memlekette bu mümkün olabilir mi? Bilmiyorum, hattâ sanmıyorum; zaman gösterecek.

Vesikanın ilk neşredildiği günlerde “Öngüt’le Nurcular Vurulabilir mi?” * başlıklı bir makele yazmıştım. Darbe plânlayıcısı olarak teşhir edilen vesika sahiplerinin Öngüt için biçtiği rolü esas alan yazım, Öngüt’ü rahatsız etmiş.

Yazı’nın neşrinden birkaç hafta sonra posta kutuma düşen bir mail ile muttali olduğum bu rahatsızlık bir kaç gün önce bir daha hayatıma girdi. Öngüt, ilk mesajında kendisine hakaret ve iftirada bulunduğumu ifãdeyle gönderdiği metni sözkonusu yazının yerine iki hafta müddetle neşrini ve yazının kendisinin ise siteden kaldırılmasını taleb ediyordu. Aksi taktirde yazıyı dâvâ konusu yapmakla tehdid ediyordu. Yapmış...

Bir kaç hafta önce web siteme (http://www.hyilmaz.net) server hizmeti veren arkadaşı polis refakâtiyle Gayrettepe Bilişim Suçları Dairesine celbetmişler. Hakkımdaki sorgu sual ve site ile ilgili verileri tesliminden sonra arkadaşı serbest bırakmışlar ama besbelli ki iyi korkmuş, server hizmetini kendisinden almamı derin bir üzüntü ve mahcubiyet içinde rica etmişti.

Bu gelişmenin bana kadar uzanmasından daha tabiî bir şey yok, bekliyordum. Dün Şaban Döğen ağabeyin vefatına dair kaleme aldığım yazının henüz ikinci paragrafında iken telefon çaldı. Kızım arıyordu, telaş ve korku içinde; iki kişinin kapıya dayandıklarını, polis olduklarını ifade ettiklerini evde yalnız olduğu için kapıyı açmadığını söyledi. Polise kapıyı açmamak için değil, inanç ve hayat tarzımız itibariyle bir genç kızın yalnız başına erkeklere kapı açamayacağından hareketle, “On dakika beklemelerini temin et, geliyorum...” deyip, yazıyı yarım bırakıp çıktım.

Genç iki sivil memur... Allah var, kibar ve müeddeb insanlar... Devletin kendilerine biçtiği bir çerçevede vazifelerini yapmakla meşguller... Çerçevelerinin dışına çıkmayarak mümkün mertebe kibar olmaya, ürkütücü görünmemeye çalıştıkları her hallerinden belli. Beş on dakikalık bir bilgi ve tutanak faslından sonra bilgisayarı alıp gittiler...

Şimdi... Vaziyeti birlikte değerlendirelim. Öngüt Efendi sözkonusu yazımdan rahatsız olmuş ve yazıyı bir dilekçe ile birlikte Savcılığa vermiş. Derdi ne?.. Diyor ki, Hüseyin Yılmaz, ekteki yazıyla bana hakaret ve iftirada bulunuyor, cezalandırılmasını istiyorum. Savcı ne yapacak? Suça esas teşkil eden ve elinin altında hazır bulunan yazıyı değerlendirip bir suç unsurunun olup olmadığına bakacak. Karar veremezse, yazıyı bilirkişiye göndermesi iktiza eder. Suç olduğuna kani ise dâvâ açmak gibi çok pratik, çok alışılmış ve genel kabul görmüş bir yola girecek. Ama ne hikmetse böyle yapılmıyor... Yaptığına mevzuat müsait olabilir, savcı bir mevzuata harfiyen uymuş olabilir; mümkündür... İtirazım savcının tavrına değil, savcıya bu çerçeveyi çizen devletin hukuk mevzuatınadır.

Bu yüz kızartıcı vaziyet dünyanın çok geri ülkelerinde bile artık yaşanmıyor. Ama geri dediğimiz en geri ülkeler bile 1920’lerin şartlarını çoktan aştılar. Kemalizm prangasıyla Türkiye’yi bir heykel-i muazzam gibi bir asır öncesine çivileyip taşlaştıran zihniyet maalesef bizi en gerilerden daha gerilere düşürmüştür. Bir yazıdan dolayı polisin gelip evdeki bilgisayarı almasının akıl ve mantıkla izah edilebilir tarafı var mı?

“Efendim, ya bu bilgisayarla başka suçlar işlendiyse, en basitinden çocuk pornosu indirildi veya bir takım illegal örgütlerle temas içinde olunduysa!” Bu istikamette delile dayalı bir ihbar ve emare olmaksızın harekete geçmek doğru ise polisin bu ihtimalden hareketle Türkiye’deki bütün bilgisayarları toplaması iktiza eder. “Adam öldürebilir!.. Zira iki ayağı ve iki eli var!” hezeyanından hareketle bütün insanları hapse tıkmaktan farkı ne bu mantığın?

Sanılmasın ki, Hüseyin Yılmaz hapse girmekten korkuyor veya basit bir bilgisayar için feveran ediyor. Ne münasebet? Savcı veya bir başkası zahmet edip sual buyorsa, “Kırk yıla yakındır Risâle-i Nurları okuduğumu, son nefesime kadar da okumak azim ve kararlılığında olduğumu, mümkün olsa bu nurlu eserleri bütün insanlığa okutturmak istediğimi!” şevk içinde söyleyeceğim. Lütfen bu satırları da öyle kabul buyurunuz. Üzüntümün kaynağı “Benimdir!” demekte çok zorlandığım ve hakikatte çoklarından fazla benim olan bu devletin bir türlü doğru bir yola girmemesidir. Bir türlü başkalarının devletleri gibi olamamasıdır. Bir türlü insan hak ve hürriyetlerine saygılı olamamasıdır... Bir türlü kendisinin yegâne ve en prestijli vasfının bir ücret mukabilinde milletin hizmetkarı olduğunu kabullenememesidir... Aslolanın kendisi değil, milletin kendisi ve umumun saâdeti olduğunu kabullenemeyişidir.

Takibe sebeb teşkil eden yazıya göz attığınızda sizler de teslim edeceksiniz ki, yazının maksadı Öngüt Efendiye hakaret etmek değil, onun derin devlet tarafından Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı ve Fadime Şahin benzeri figüranlar gibi kullandırılıp müslümanlara zarar verilmesi riskini erken teşhir ve tehlikeyi bertaraf etmektir. 28 Şubat tertibine neredeyse ayniyet derecesinde benzerlik arzeden bir tezgâhı teşhir etmenin her türlü bedelini ödemeye hazırım. Yok öyle yağma, Kubilay meselesinden beri derin devlet denen lânet yapı kendisinin devşirdiği figüranlarla müslümanlara vurup saltanatını devam ettiriyor. Yeter artık!..

Ve Devlet! Bilgisayarımı hemen geri istiyorum... Ayıptır...

* http://www.hyilmaz.net/Sayfala.asp?nereye=YAZIOKU&ID=883

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
9 Yorum