1. YAZARLAR

  2. Muhammed OLGU

  3. Kötü para iyi parayı kovar
Muhammed OLGU

Muhammed OLGU

Yazarın Tüm Yazıları >

Kötü para iyi parayı kovar

A+A-

İktisat literatüründe geçmiş dönemlerde uygulanan para politikalarında biri için kullanılır başlıktaki bu söz.

Gresham kanunu olarak bilinen bu kanuna göre, 16-17. yüzyılda altın piyasada para olarak kullanılırken piyasaya gümüş ya da bakır da sürülünce, insanlar altını saklamaya, gümüş ya da bakır ile işlem görmeye başlamışlar. Tarihin çeşitli dönemlerinde, iyi para olan altının yastık altına gömüldüğü, bakır veya gümüş ile işlem tesis edilmeye başlandığı görülmüştür. Böyle olunca, kötü para iyi parayı piyasadan kovmuş. Kötü para olan gümüş para piyasayı işgal etmiş, herkes gümüş para ile ticaret yapmaya başlamış. Bu durum da otoriteleri, piyasa kontrolü noktasında müşkül bırakmış ve her bastıkları altın piyasadan çekilmeye başlayınca otoriteler altın basmak yerine kötü para olan ama aynı işlevi gören gümüş ve bakır parayı basmaya başlamışlar.

Bu mesele, iktisat literatüründe kalmış bir ayrıntı değildir. Bugün de altın piyasa kontrol aracı olarak kullanılamadığından para otoriteleri altın basmaz, maliyet değeri ile üzerine kayıtlı değeri arasında büyük fark olan kâğıt parayı basarlar.
Yani taklit aslını yaşatmamış, aslının yerine geçmiştir.

Bu iktisat ilminden muktebes bu meseleyi zikretmemin yegane sebebi, son zamanlarda mabeyinlerde ziyade mevzubahs olan sözümona “sadeleştirme” mevzusuna değinmektir.

Her yapılan yeni bir çalışmaya kategorik olarak karşı çıkmak yerine yapılan çalışmanın gerekçesini dinledikten sonra değerlendirmeyi tercih ederim.
Risale-i Nur külliyatından Lem’alar için yapılan sadeleştirme çalışmasından sonra çalışmayı yapan Yayınevi’nin RisaleHaber’e gönderdiği açıklamayı bekledim, bu hususta görüşlerimi yazmak için.

Açıkçası yapılan açıklamadan birkaç noktadan dolayı üzüldüm.
Öncelikle açıklamanın başlangıcında alınan tepkilerin yekûnunun tebriklerin teşkil ettiğini belirtmeleri her açıdan üzücü. Eğer doğruysa da üzücü, yanlışsa da üzücü. Ayrıca, bir yazarın hele hele hayatında kendi eserleri üzerinde sadeleştirmeye karşı çıkmış bir yazarın eseri sadeleştirilirken, karilerin kahir ekseriyetinin eğilimini ölçmek çok anlamlı olmaz. Bu bize başkasının yazdığı eser üstünde O’nun tercihleri yerine okuyucuların tercihleri öncelemeye götürür. Bu da yazara yapılmış bir haksızlıktır.

İkinci husus ise açıklamanın temelde şu noktaya yoğunlaşmış olması; “biz bunu belli bir kesim için yaptık, hedef kitlesi sınırlı, aslının yerini tutmayacak.”
Bu iyi niyetli bir açıklama girişimi ama iyi bir gerekçe değil. Çünkü yukarda para için bahsettiğim Kanun burada da geçerli. Sadeleştirilmiş metin (kötü eser) asıl metni (iyi eser) uzun vadede piyasadan kovar. Yani uzun vadede yeni nesiller sadeleştirilmiş metin varken asıl metni okumayacaklar. Birkaç nesil geçtikten sonra asıl metni okumaya devam eden hemen hemen kimse kalmayacak.

Biz bilgisayar çağını geride bırakıyoruz, artık “Ipad çağındayız”. Bu çağ diğer çağlardan çok farklı. İnsanlar en kolaya en rahat yolla ulaşmak isteyecekler. Şirketler bu hususta hizmet vermek için yarışacaklar ve yarışıyorlar. Sadeleştirilmiş Risale, Ipad’e yüklendiğinde bir tarafta orijinal eser bir tarafta yeni sadeleştirilmiş metin varken, insanlar sadeleştirilmiş metni indirip okuyacaklar, daha kolay diye. Zamanla eski eseri ancak kütüphanesinden indirenler okuyabilecekler. Risalelerin altına kelime yazıldıktan sonra, internet ortamında kelime yazılmayan metne nerdeyse kimse rağbet etmemeye başladı maalesef. Kitap satışlarında da kelimelerin eklenmiş haldeki eserler daha fazla piyasada yer edindi.

Buradaki süreç aynı şekilde olacak. Sadeleştirilmiş metni hazırlayan ve yayımlayan bir çok yayınevi zuhur edecek. Bunlardan bir çoğu bu işi Allah rızası için yapmayacak. Tüm bunlardan dolayı yaşanacak olumsuzlukların vebali, “essebebu kel fail” sırrınca bu konuda yeni çığır açanın hesabına yazılacak.

Bir diğer husus ise, tüm bu eserleri yazmak için uğraş veren Üstad Bediüzzaman’ın kendi eserleri üstünde yayınevlerinin istedikleri gibi değişiklik yapma hakkını kendi görmeleri karşısında ne hissettiğidir. Bunu anlamanın yolu daha hayatta iken kendi eserleri olan bazı yazarlara sorulabilir. Mesela, Fethullah Gülen Hocaefendi, bir çok değerli ve oldukça ilmi eser yazmıştır. Benim de zaman zaman çokça istifade ettiğim bu eserlerin bazı cümlelerinin üslubu günümüz Türkçesinden farklıdır. Bu eserleri basan yayınevleri çoğalsa ve her yayınevi hiç kimseye sorma ihtiyacı hissetmeden bu eserler üzerinde sadeleştirme yaparsa Hocaefendi ne hissederdi? Örneğin, dili oldukça yalın olan ve oldukça güzel hususlara değinilen Asrın Getirdiği Tereddütler adlı eserinde şöyle bir cümle var “o mir’atı mücellaya tam bir makes oldular ve onu tam manasıyla temsil ettiler.” Bu cümleyi bir yayınevi bir sadeleştirmeye kalksa olur mu?
Bence olmaz. Cümlenin akışındaki mana kaybolur ve yazarın bağrından kopan sözler ruhsuzlaşır.

Ya da Sonsuz Nur’da yer alan şu güzel ifadeler sadeleştirilirse ne kadar yanlış olur değil mi; “bir de tecrübe ve müşahede ile sabit olan masumiyet var ki Cenab-ı Hakk’ın makbul kullarının Cenab-ı Hak tarafından sıyanet ve koruma altına alındıkları görülür ve hissedilir.”
Ya da yine Sonsuz Nur’da geçen şu ifadeye dikkat buyurun; “sehl-i mümteni üslupla ifade buyurduğu; ancak ilimlerin inkişafıyla daha sonra hakikati anlaşılabilen mucizevî beyanlar.”

Örnekler çoğaltılabilir ama meramı anlatmak için bunlarla iktifa ediyorum. Ulvî hakikatlerden söz ederken Kur’an’dan beslenen kelimeler kullanmadan meramınızı anlatamazsınız.
Dolayısıyla yapılan çalışma iyi niyetli de olsa açılan kulvar ilerde onarılmaz bir hal alacak ve Kur’an’i tüm kelimelerin hayatımızdan çıkmasına, onlar yerine olabildiğince İngilizceden dilimize uyarlanmış kelimelerin girmesine neden olacaktır.

Açıklamada sözü edilen bir diğer hususa değinmek istiyorum. Bir kere Kur’an-ı Kerim’in tercümesi kabil değildir. Ancak meali olur. Kur’an hâşâ beşerin yazdığı bir eser değil ki tercüme edilsin. Ancak, o dilde meali olur. Dolayısıyla, Risale-i Nur’dan beslenen kişilerin meal-tercüme arasındaki ayırım konusunda hassas olmaları beklenir.

Risale-i Nur ise tercüme edilebilir ama bu konuda da çok dikkatli olunması gerekir. O konuda özellikle bazı tercümelerde ciddi sıkıntı olduğunu belirtmek gerekir. Ama o konu bugünün konusu değildir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.