1. YAZARLAR

  2. Misafir Kalem

  3. F. Gülen'in Risalelerin sadeleştirilmesine bakışı üzerine
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Yazarın Tüm Yazıları >

F. Gülen'in Risalelerin sadeleştirilmesine bakışı üzerine

A+A-

NOT: Bu yazı 6.02.2012 tarihinde yazılmıştır!

 

Fetullah Gülen'den nakledilen bir söz duymuştum: “Risaleleri sıksanız tasavvuf damlar!” diye… Bazı beyanat ve eserlerinde de bunu destekleyen ifadeleri var. Örneğin “Kalbin Zümrüt Tepeleri” isimli eserleri için “Risalelerin gölgesi sayılan kalbin Zümrüt Tepeleri” tabirini bizzat kendileri kullanıyorlar.

 

Kalbin zümrüt Tepeleri ise yine kendilerinin bir sohbette sorulan “Anlamakta zorlanıyoruz. Nasıl anlamalıyız?” mealindeki bir soruya verdiği cevapta olduğu gibi “Belki, bugünün nesli, Kalbin Zümrüt Tepeleri’nin çoğunu anlayamayacak; lâkin yirmi beş sene sonrakiler onu çok iyi idrak edip yaşayacaklar; ihtiyaç doğduğu an, Kur’an ve Sünnet çizgisinde bir eseri hazır bulacaklar” şeklinde açıkladığı bir ufuk eserdir.

 

Hakikaten de tasavvuf literatürüne has tanımları olan tevbe, inabe, muhasebe, tefekkür, firar, i’tisam, halvet, uzlet, hal, kalb, havf, reca, huşu, zühd, takva, vera, ibadet, ubudiyet, murakabe, ihlas, istikamet, sıdk, hayâ, şükür, sabır, rıza, marifet, muhabbet, aşk, şevk, iştiyak, cezbe, incizab, dehşet, hayret, vakit, safa, sürur, telvin, temkin, mükaşefe, müşahede (1), tecelli, hayat… gibi onlarca kavram icmali surette de olsa açıklanmıştır. Özellikle de F.Gülen'in kendisine has üslupları içerisinde ele alınan konular, hem muhtevası hem de bireysel tecrübelerle künhüne vakıf olunabilecek hakikatler olması açısından kolay metinler değildir. F.Gülen'in başka birçok hikmetle birlikte “25 sene sonraki insanlar ihtiyaç duyduğunda bulacakları ve anlayacakları bir eser!” olarak tarif etmeleri bunun bir göstergesidir.

 

Dikkat edilirse F.Gülen'in bu eserlerin anlaşılamaması gibi bir derdi yoktur. “Anlaşılamama” maruzatına karşı verdiği cevap “O zaman sadeleştirin ve herkesin anlayacağı bir yalınlaştırmaya gidin!” şeklinde de olmamıştır. Olması da beklenmemelidir. Çünkü hem eserin muhtevası hem de işlediği konular, her eline alanın ilmihal gibi okuyup tatbik edeceği türden konuları ihtiva etmez. Kalbin Zümrüt Tepelerindeki bir cümle bazen bir makaleyle izah edilebilir. Bu bir ilimdir ve bedel ister! Bu ilmin taliplileri -tabir yerindeyse- dizini kırıp bu ilmin rahle-i tedrisine oturmalı ve çilesini çekmelidir! En sıradan dünyevi ilimler bile gayret gerektiriyorsa öteler ötesi âlemlerin hakikatleri nasıl bu kadar kolaycı bir yolla kazanılabilir! İşte bu yüzden F.Gülen'i “ileriyi” hedef gösterir ve “siz durumunuz itibariyle bunları anlamaya müsait olmasanız da gelecek nesiller bu derinlikli dili, üslubu ve konuları anlayacaklardır!” cevabını verir.

 

Peki ya Risale-i Nurlar?

F.Gülen’in, Kalbin Zümrüt Tepeleri gibi bir eseri “Risalelerin gölgesi sayılabilir!” olarak ifade etmesi bile yetmez mi Risaleleri tanımlamak için.

Keza Risaleler yalnızca bir ilim dalı olarak tasavvufun diliyle konuşmaz. Öyle meseleleri vardır ki, örneğin, "Sırr-ı Kader ve cüz'-i ihtiyarînin halli için, koca Sa'd-ı Taftazanî gibi bir allâmenin; kırk-elli sahifede, meşhur Mukaddemat-ı İsna Aşer namıyla telvih nam kitabında ancak hallettiği ve ancak havassa bildirdiği aynı mesaili, kadere dair olan Yirmialtıncı Söz'de, İkinci Mebhasın iki sahifesinde tamamıyla, hem herkese bildirecek bir tarzda beyana” mazhar olmuş bir eserdir.  Onun için bazen Kelam ve felsefenin bazen tefsir ve Belagat ilimlerinin aynı sayfada işlendiği bir muhtevaya sahip “çekirdek” eserlerdir Risale-i Nurlar. En sıradan bir terkibin yahut ikamesi mümkünmüş gibi duran bir kelimenin, bir ilim dalının literatürüne ait bir terminoloji olduğu asla unutulmamalıdır.

 

Bir örnek vermek gerekirse, “müşahede” kelimesi bunlardan biridir.

Üstad Bediüzzzaman, Sünnet-i Seniyyenin fazilet ve ehemmiyetini anlattığı meşhur On Birinci Lem’a’sında Seyr-i Suluk-u Ruhanide kat-ı meratib ederken, İmam-ı Rabbani (r.a) gibi, kendisinin de o makamlarda sünnete ittibanın nasıl haşmetli ve parlak göründüğünü “müşahade” ettiğini söyler. Yukarıda atıfta bulunduğumuz “Müşahede” kavramına dair F.Gülen'in kaleme aldığı metni okuyanlar anlarlar ki Üstad Bediüzzaman, belli ki bu dünyanın dili ve gözüyle konuşmuyordur o paragraflarda… Lahuti âlemlerin sırlı caddelerini keşfe çıkmıştır. İşte onun için orada “müşahede” kelimesini kullanmayı tercih eder. Biz akıl gözüyle hissemizi alırız. Lakin o dünyanın diline aşina kimseler için anlamaktan aciz kalacağımız nice sırları saklar ve o âlemlere ait işaretler sunar “müşahede” kelimesi çünkü. Ve bunun gibi daha yüzlerce kavramı harmanlamıştır Bediüzzaman; yalnızca ehlinin keşfedeceği ve istifade edeceği… Onun için “müşahede ettim” yerine koyulacak bir “gördüm” lafzı nezaketsizlik ve hürmetsizlik olur hem o ilimlere hem de Bediüzzaman’a…

 

Fakat bu ve benzeri birçok kavramı, istemeden ve iyi niyetle, sadeleştirme adına incittiklerini görüyorum.

Örneğin Sadeleştirilmiş Lemalarda, Sünnet-i Seniyye Risalesinde geçen “müşahade” yerine kullanılan “gördüm” gibi ifadeler buna örnek gösterilebilir.

***

Açıkçası F.Gülen'in, gölgesi Kalbin Zümrüt Tepelerine eşdeğer bir eserin sadeleştirilmesine cevaz vereceğini pek zannetmiyorum. Bunu ne ilmi ne vicdani hassasiyetleri itibariyle kabul etmez zannediyorum. Bir zamanlar Risalelerin sadeleştirilmesine taraftar olmadığına dair yaptığı sohbetlerinden derlenmiş notları hala bende mevcut…

 

İşte o notlardan birkaçı:

*Arapça'dan tercüme kesinlikle orijinal olmaz ve mana bozulur. En az verim de maalesef Türkçe tercümede olmaktadır. Risaleleri anlamak için sadece dilde ısrar etmemelidir. Biraz sabır, azıcık gayret ve dikkat inşallah hedefe ulaştırır.

*Kitap sadeleştirme speküle bir meseledir, mevzudur. Tercüme edilen eserler bir bakıma incil akibeti gibidir. Her sadeleştirmede birçok tavizler verilir. Ve açılan kapı kapanamaz.

*Risalelerin en ağır yerleri ya Medrese-i Yusufiye'de ya da 10-12 hastalığın insanın üzerinde abandığı dönemlerde kâtip usulü yazılmıştır. (Kâtip usulü demekle; F.Gülen Nurların tamamen ihtiyarı haricinde mahza İlham-ı İlahî olduğunu beyan etmektedir.) Yazılışında dahi bir hikmet vardır.

*İslam'a doymuş ve dolmuş insanlar olmak için bu kitapları mukayeseli olarak en az 5 (beş) defa okumak gereklidir.

*Kitapları iyi bilen ağabeyleri ve kardeşleri bulmaya çalışın ve mütalaa edin.

 

*Risale-i Nurlar çok kıskançtır ve kendine âşık olmayana yüzündeki peçeyi sıyırmaz!

*Müellifi Muhteremin neşredilmemiş kitaplarından tutun da; Lenin'e, Freud'a, Marks'a kadar hepsini okudum. Dedim ki; onların yollarını taktiklerini de öğreneyim. Ama şimdi diyorum ki; bu kitapları (Risale-i Nurları ) en az beş defa okuyun, başka bir şey istemez!...

*Risaleleri şu zamanda iyice anlamadan başka şeylere tevessül ederseniz; bir yerde mutlaka mantık hatası yaparsınız.

*Eğer siz İstanbul'da üçlerin, Urfa'da ikilerin elle sayıldığı bir dönemi idrak etseydiniz, şimdiki şu halde şükreder ve vefa ne demek o zaman anlardınız.

*Risaleler okyanus gibidir... Bazı yerleri sahil kıyısı gibidir. Bazı yerleri 25-30 metre gibidir, -ihtisas ister. Bazı yerler vardır ki bir kaç yüz metredir ve kalp ve ruhun derece-i hayatına çıkmayan orada yüzemez. Bazı yerler bir kaç bin metre derinlikteki yerlere benzerler. Kalbi nefsine, cesedi midesine galebe edemeyenler oralarda yüzemezler. En büyük transatlantikler dahi Guamm çukurundaki merkezkaç kuvveti riskini göze almazlar. Bazı yerler Allah'ın kâinata va'zettiği mizana ayna olarak Everest tepesinin zıddı Guamm çukuru gibi derindir ki (11.000m.) orada yüzmek için Vekil-i Müceddit-i Elf-i Salis-i Aşr olmak; öyle bir dalgıç olmak lazımdır…

 

***

 

Ufuk yayınları, F.Gülen'in düşünce ve görüşlerini itibara alan bir kuruluş bildiğim kadarıyla. F.Gülen'in tabiriyle ikinci ilkler olan Bediüzzaman’ın talebelerinin bu konudaki hassasiyetlerini görmezden gelseler bile F.Gülen'in görüş ve tahşidatlarını göz ardı etmelerini beklemezdim bu kuruluştan.

Ama olsun, her şey bitmiş sayılmaz. Ne de olsa niyetler iyi… Onun için böyle bir yanlış adımı bir daha atmamak hiçte zor değil…

Yanılıyor muyum?

 

1-Özellikle temas etmeye çalışacağım meselenin daha net anlaşılması için, bir örnek olarak, okuyucuların, (http://hikmet.net/icerik/3883/musahede )  sayfasındaki “müşahede” kavramını okuduktan sonra yazıya dönmelerini özellikle istirham ediyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
55 Yorum