1. YAZARLAR

  2. Afife ARTIK

  3. İkinci Şua’yı anlamak-2
Afife ARTIK

Afife ARTIK

Yazarın Tüm Yazıları >

İkinci Şua’yı anlamak-2

A+A-

İkinci Şuayı anlamak için fert ve nev kavramlarını anlamak önemlidir. Fertten nev’e intikal etmek, Zaman ve mekan kaydından kurtulmak anlamına geliyor. Fert, burada, kesrette gözümüzle görüp elimizle tutabildiğimizdir. Mesela bir tek papatya bir ferttir. O papatyayı burada, şehadet âleminde elimize alabilir, onu koklayabiliriz. Fakat papatya nevi ise zaman ve mekan kaydında olmayan bir şeydir. Onu gözümüzle göremez, elimizle tutamayız. Papatyalık hakikati de diyebiliriz papatya nevi için.

Papatya için taktir edilenlerin bütünü gibi düşünelim.  Mesela,  bir miktar taktir edilmiş papatya için. Kavak ağacının boyu kadar değil boyu, belli bir hudud çizmiş Allah papatyaya münasip. Sonra bir renk tayin etmiş. Yaprakları ne renk olacak, sapı ne renk ve ortası ne renk bunlar tayin edilmiş. Elimizde tuttuğumuz bir tek papatyanın bir programı var, onun üzerinde yapılmış olan bir çok muameleler var. İşte bir tek fertte Cenab-ı Hakkın o ferde yaptığı muameleyi görebilmek için o ferdin nevine intikal etmemiz gerekiyor. Bu intikal adeta bizi şehadet Aleminden gayb Alemine taşıyor. Fani alemden baki aleme götürüyor.

Allah’ın fiilleri, isimleri ve sıfatları nuranîdir ve ıtlak ve ihatası vardır. Bu sebeple mesela fiillerine bakabilmek için en azından zaman ve makan kaydından sıyrılmış bir ayineye ihtiyacımız var. İşte nev bizin için böyle bir ayinedir.

Bu tefekkür ikinci şuanın şu cümlesinden kaynağını alıyor: "Evet, bir meyve, bir çiçek, bir ışık gibi küçücük bir ihsan, bir nimet, bir rızık, bir küçük ayna iken, tevhidin sırrıyla birden bütün emsaline omuz omuza verip ittisal ettiğinden, o nevi büyük aynaya dönüp, o nev'e mahsus cilvelenen bir çeşit cemâl-i İlâhîyi gösterir. Ve fâni, muvakkat olan güzellikle, bâki bir nevi hüsn-ü sermedîyi irâe eder."

Demek bir meyve, bir çiçek, bir ışık fertlere işaret ediyor. Ferdin kemali ise nevine ayine olmasıdır. O ferdin bizi nevine taşıması, emsali ile omuz omuza verip ittisal etmesi ile oluyor. Hiç şüphesiz ittisal etmek bir araya gelip toplaşmak manasına gelmiyor. Mesela papatya nevi geçmiş ve gelecekteki buradaki ve dünyanın öbür ucundaki bütün papatyaların bir araya gelmesi demek değil. Bütün o papatyalar üzerinde hükümferma olan, kanuna benzeyen, zaman ve mekan kaydından mücerret bir hakikati ifade ediyor. Cenab-ı Hakka ait manalar da ancak böyle mücerret hakikatlar üzerinden tefekkür edilebilir.
Bazen biri bize güzel bir gül gösterir ve “bak görüyor musun Allah ne güzel yaratmış” der. Evet haklıdır, Allah çok güzel yaratmıştır. Fakat cüz’i, zaman ve mekan kaydı altındaki bir mahluka bakarak Allah’a ait bir yaratma hakikatni müşahede etmem mümkün değildir (istisnalar hariç). Maddeden mücerret ve Müberra, zaman kaydından münezzeh olan Allah’a ait bir manayı tefekkür etmek ancak kayıtlardan mücerret bir ayine ile olabilir. İşte eserden fiile beni geçiren o ayine de nev ayinesidir. Ancak nev ayinesinde Allah’ın fiillerine ait manaları tefekkür edebilirim.

İşte Üstad hazretleri ikinci şuada bunun yolunu bize açıyor. Bir annenin yavrusuna süt vermesinden, tüm yavruları beslenmesine (ki bu nevdir, zaman ve mekan kaydından arınmıştır); bir ferdin hidayet bulmasından hidayet fiiline; bir ferdin şifa bulmasından şifa vermek fiiline biz taşıyor, intikal ettiriyor. Öyle bir nazar kazandırıyor, gözümüze öyle bir gözlük takıyor ki kainata bakarken gözümüz fertleri gördüğü halde aklımızla neve bakıyoruz ve kalbimizle o nev üzerinde Cenab-ı Hakkın fiillerine ait bir manayı müşahede ediyoruz.

Neve mahsusu cilvelenen bir çeşit Cemal-i İlahi olarak tarif ediyor üstadımız nev ayinesinde gördüğümüz baki hakikati. Cemalin kemali olduğundan her mertebede görünür Cemal. Nev ayinesinde görünen Cemal o neve hususi olan bir Cemaldir. O nev ayinesindeki Cemal müşahede ettikten sonra efale mahsus bir Cemal bizi beklemektedir. Efalin Cemalini müşahede edebilirsek, ki bu tüm fiilleri bir fiil ayinesinde görmekle oluyor, artık Esmaya ait Cemali görebilecek bir gözümüz oluyor. Nazarımız o kadar genişleniyor. Esmanın Cemalinden sonra (bütün Esmayı bir ismin ayinesinde bir olarak görebildikten sonra) sıfatlara mahsus Cemal bizi bekler, nihayetinde de şuunata ait Cemal manası bizlere kapılarını aralar. İnşallah bunlara dünyada iken ya bilfiil ya bilkuvve (sadece bunları okuyup böyle şeyler olduğunu bilmek de bilkuvve bu manalara mazhariyettir inşallah) mazhar olursak Cennette Cemal ile müşerref olmaya layık bir hal kesbederiz. Zaten Risale- i Nurları okumak Cennet için hazırlanmak değil de nedir? Bu manalar çok yüksek nasıl ulaşacağız diye de ümitsizliğe kapılmayalım. Madem Allah büyüksek hakikatlerin kelimelerini Risale-i Nur vasıtasıyla bize verdi, Rahmetinden ümit ederiz ki bu manaların kendisine de bizi ulaştırsın ve Cennetinde bu hakikatleri perdesiz bize göstersin. Amin.
Fertten neve intikal işte böyle bizi bu alemin ölçülerinden sıyırıp baki bir hüsne bakmaya yol açıyor. Böylelikle burada muhatap olduğumuz bütün fertler bize bekayı gösteren birer ayine hükmüne geçiyor. Bu manalar ile vahdet, ehadiyyet, tevhid vahdaniyyet, ihata itlak gibi kavramları anlayabiliyoruz ki bu kavramlar ikinci şuanın devamında anlatılıyor. Üstadımız önce o kavramların kapılarını açmak için elimize anahtar veriyor sonra bizi o kavramlar ile tanıştırıyor.

İkinci Şua içindeki bu yolculuğumuzun devam etmesi temennisi ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum