1. YAZARLAR

  2. Abdulkadir MENEK

  3. Tercüman Gazetesindeki Said Nursi yazısı-2
Abdulkadir MENEK

Abdulkadir MENEK

Yazarın Tüm Yazıları >

Tercüman Gazetesindeki Said Nursi yazısı-2

A+A-

Bediüzzaman Hazretleri 1922 yılının Kasım ayında Ankara’ya gelmiş ve 1923 yılının Nisan ayının sonlarında ise Van’a gitmek üzere Ankara’dan ayrılmıştır. Dolayısıyla Cumhuriyet ilan edildikten sonra Van’a gitmek üzere Ankara’dan ayrıldı görüşü doğru değildir. Bu düzeltmeden sonra asıl konuya geçebiliriz.

Tercüman Gazetesi’ndeki Said Nursi ile ilgili olarak yayınlanan yazı dizisinin ikinci bölümü, genelde Şeyh Said Hadisesine ayrılmış. Bu önemli hadise Cumhuriyet Tarihinin, umumiyetle tek taraflı olarak anlatılan çok elim hadislerinden birisidir. Bu konuya hem objektif ve hem de resmi kaygıların ötesinde insaf ölçüleri ile bakmak lazımdır. Aslında öncelikle çok güzel bir gelişmeyi ifade ederek konuya başlamak gerekir. Eskiden, birçok yazar tarafından Said Nursi ve Şeyh Said kasten karıştırılır ve böylece zihinlerde yanlış bir izlenim doğmasının yolu açılırdı. Ama artık böyle bir tehlike kalmadı. Zira toplum içinde Said Nursi öyle bir şekilde tanınmaya başlandı ki, böyle bir yalana kimsenin inanmayacağını bilen birçok kalemşör, artık böyle bir yola tevessül etmekten bile çekinir olmuşlardır.

Musul meselesinin ülkede şiddetle tartışıldığı ve ordunun Musul’a girmesinin an meselesi olduğu bir zamanda patlak veren bu hadisenin bütün yönleriyle aydınlatılmış olduğunu söylemek mümkün değildir. Şeyh Said’in evinde 13 Şubat 1925’te yapılan ve çoğu silahlı 700-800 kişinin davetli olduğu bir düğüne gelen on beş kişilik bir askeri müfreze, mahkeme tarafından istenen bazı kişilerin düğünde olduklarını belirterek, Şeyh Said’ten kaçakları teslim etmesini istemişler. Şeyh Said bunun üzerine müfreze kumandanına şu şekilde cevap vermiştir:

‘’Siz iki üç gün benim misafirim kalınız. Bu kalabalık dağıldıktan sonra, bunları o zaman size teslim ederim, alıp götürün. Şimdi yedi sekiz yüz silahlı insan topluluğu var. Hepsi de birbirlerinin hısımlarıdır, akrabalarıdır. Siz bunları zorla götürmeğe kalktınız mı, korkarım ki bir niza olur ve nahoş bir netice verir; sizden istirham ederim; üç gün sabırlı olun, arzunuz tamamıyla yerine gelir.’’

Müfreze kumandanı; ‘’hayır ben emir aldım, bunları götüreceğim ve beklemem ve hemen neferlerle beraber onların bulunduğu yere gideceğiz, haydi düşün önüme gideceğiz. Mahkeme sizi istiyor’’ der.  Aranan kişiler de’’ düğün bitsin sonra geliriz; düğünü yarıda bırakmak ayıp olur’’ derler. Bunun üzerine münakaşa çatışmaya döner, silahlar patlar, her iki taraftan da yaralanan ve ölenler olur. Kendi evinde asker ve subay vurulan Şeyh Said telaşa düşerek, yüksek dağ başındaki köyüne çekilir. Bu sefer Şeyh Said’i almaya gelen kuvvetle, Şeyh Said’in adamları arasında çatışma başlar. Ölü ve yaralılarla mesele büyür. (Yakın Tarih Ansiklopedisi, Yeni Nesil, 9. Cilt, Sayfa:130)  

Artık hadise geri dönülmez bir noktaya gelmiştir. Daha sonra isyancılar, Palu, Elazığ ve Diyarbakır’ı ele geçirdiler.  Bölgede sıkıyönetim ilan edildi. O sıralarda bu olayların üzerine ılımlı bir şekilde gidilmesini isteyen Fethi Okyar başkanlığındaki hükümet düşürüldü. İsmet İnönü başkanlığında yeni ve sertlik yanlısı bir hükümet kuruldu. Musul’a gönderilmesi söz konusu olan bütün askerler hadise bölgesine gönderildi. Böylece Musul’u işgal etmiş bulunan İngiliz askerleri rahatladı.  Bölgeye gönderilen çok sayıda askeri birlik ile hadise çok kanlı bir şekilde bastırıldı. Olayların bastırılması esnasında suçlu-suçsuz çok sayıda kişi öldürüldü. İstiklal Mahkemesi tarafından yargılanan Şeyh Said ve arkadaşları suçlu bulundu ve idama mahkûm edildi. Kısa bir süre önce çıkarılan bir kanun ile İstiklal Mahkemelerinin verdiği idam kararlarının, Meclis’in onayına gerek kalmadan infazının yolu açıldı.  Şeyh Said ve 47 arkadaşı, 29 Haziran 1925’te Diyarbakır’da idam edildi. Mahkeme İdam Cezalarını 28 Haziran 1925’te vermiş ve kararlar bir gün sonra alelacele infaz edilmiştir. Cenazeleri toplu olarak büyük bir çukura gömüldü ve kepçelerle üzerleri örtüldü.

Ankara’da kendisine yapılan teklifleri kabul etmeyip Van’a giden ve burada iki yıl kadar birkaç talebesi ile birlikte ilmi çalışmalarına devam eden Bediüzzaman Said Nursi, Şeyh Said hadisesi ile hiçbir alakası olmadığı ve Şeyh Said’in yardım çağrısına “dâhildeki hareket menfi olmaz. Bu zamanın gereği cihad-ı maneviyedir. Millet tenvir ve irşad edilmelidir. Siz de bu hareketinizden vazgeçiniz. Çünkü neticesiz akim kalacaktır” diye cevap vererek katılmadığı ve vazgeçirmeye çalıştığı halde, Van’daki ikametgâhından alınarak Erzurum-Trabzon-İstanbul ve Antalya yolu ile Burdur’a sürgüne gönderilmiş ve burada mecburi ikamete tabi tutulmuştur.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, ahir zamanın dehşeti içinde, Ümmet-i Muhammediyeyi (ASV) sahil-i selamete çıkarmak için Risale-i Nur sefinesini (gemisi) kurmakla görevli bir müceddit olduğu için, elbette her türlü menfi hadisenin karşısında duracaktı.

Zaten Deccal ve Süfyan gibi ahir zamanın dehşetli şahıslarının en büyük silahı anarşi ve terör olaylarıdır. Haklı haksız asayişi ihlal eden olaylar ile bu dehşetli şahısların ellerine koz verilecek ve ekmeklerine yağ sürülecekti. Çünkü bu tür olaylar ile kardeş kardeşe düşman olacak, bozgunculuk ve fitne için en müsait bir ortam meydana gelmiş olacaktı. Bu durum da, esas işleri aldatmakla iş görmek ve bozgunculuk yapmak olan dehşetli şahıslar, bulanık suda balık avlamakta sıkıntı çekmeyeceklerdi.
İslam milletleri arasında kardeşlik bağlarının zayıflaması ve dinin büsbütün tesirini kaybetmesi için de ırkçılık düşüncesinin tahrik edilmesi ve ortama bu korkunun yayılması gerekirdi. 

Risale-i Nur; büyük bedeller ödenerek yapılan bu büyük hizmetin neticesi olarak, bütün vatan sathında kurulan Nur Mekteb-i İrfanı ile fitne ve bozgunculuğun önünde en büyük bir Sedd-i Kur’ani vazifesini görmüş ve birçok dehşetli planın akim kalmasına vesile olmuştur. Bugün ülkemizde dehşetli komite ve yasadışı örgütlerin istediği boyutta bir kardeş kavgası meydana gelmemişse, bunun en büyük sebebi, Said Nursi ve Nur Talebelerinin bütün ülke sathında temin ettikleri ve dalga dalga yayılan Türk-Kürt kardeşliğinin tesisi ile mümkün olmuştur.

Son dönemde Ergenekon Terör Örgütü ile ilgili olarak yaşanan gelişmeler, bu dehşetli komitenin Kürtleri ve Türkleri birbirine kırdırmak için çevirdiği dolaplar ve kurduğu tuzaklar ortaya çıktıkça, Said Nursi’nin Nur Risaleleri ile yapmış olduğu bu büyük hizmetin önemi daha net bir şekilde anlaşılmaktadır. Doğu illerinde yaşanan çok elim hadisler, fail-i meçhul cinayetler, yüzlerce insanın içine atıldığı asit kuyuları ile Kürtlerin devlete düşman edilmek istendiği ve bütün bu caniyane tertip ve tahriklere rağmen çok büyük toplumsal olayların meydana gelmemesinin ardındaki manevi sır herkes tarafından iyice anlaşılmalıdır.

uzeyiroglu@risalehaber.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.