İbrahim KAYGUSUZ

İbrahim KAYGUSUZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Tebliğde usul

A+A-

Şahıs mı, sıfat mı; isim mi mana ve hakikat mi?
Veya şöyle soralım: doğrular belli isimlere veya ekollere endeksli midir?
Doğruyu ararken nasıl bir metodoloji takip edeceğiz?
Bütün doğruların çakılı olduğu bir şahıs, mekân, ekol veya mezhep var mı?
Doğrular nurani ve kuşatıcı olamazlar mı?
“Hikmeti mü’minin yitik malı” olarak tavsif eden rahmet peygamberi (asm) bununla neyi kastetmiştir?
Bu hadisten hareketle, “Hikmet bütün mevcut ve kadim evrensel kültürlerde saklı olabilir” diyebilir miyiz?

Elbette her insani düşünce doğru da olsa “hikmet”in tanımına giremez. Bu alana dâhil olmanın şartı doğrudan vahye dayalı olmaktır.
Mesela batı dünyasında vahiyden kopuk olarak yükselen değerler (hikmet-i Avrupaiye)  yani salt hürriyetçilik, salt demokratlık veya salt liberallik hikmetin alanına dâhil değildir?
Peki, bunlar burun kıvrılacak değerler midir?
Değil!

Vahiy muğlâk bir alan bırakmadığına göre vahyin söyledikleri ile bu değerler arasında örtüşen noktalar olduğu gibi çatışan noktalar da vardır ve bu, gayet normal bir durumdur. Bunu dile getirmek vahyi ucuzlaştırmak veya sığlaştırmak anlamına gelmez.

İtikat ayrıdır muamelat ayrıdır.
Beşer aklı muamelatında huzuru yakalamak adına vahiyden bağımsız dünyevi bazı doğrular keşfedebilir.
Siyasette, hukukta, bilimde, teknolojide…
Beşeri sistemlerin veya söylemlerin içinde “bazı dünyevi dane-i hakikatlerin bulunduğunu” söylemek bu söylemleri “özneleştirmek veya meşrulaştırmak” değil bir hakikati teslim etmektir.
İnsan algısının şekillendirdiği toplumsal ve entelektüel yaklaşımların hiçbirisi keskin hatlarla kategorize edilemez.

Her entelektüel yaklaşım yanlışlaşabilirliği bünyesinde barındırdığı gibi, derecesine göre bir kısım doğruları da ruhunda taşıyabilir.
Vahiy elbette bunun istisnasıdır ve mutlak doğrudur.
Bu anlamda bilim ve akıl ile ilgili değerlendirmelerde bulunurken dikkatli olmak gerekmektedir.

İnsanın kendisini ve ona ait aklı “egemen” hale getirerek “ilahi” olanı öteleyen bir batı, elbette en şiddetli bir karşı duruşu hak etmektedir. “Hümanizm” adı altında yutturulan “nane” budur. Batı, Darvinizm, pozitivizm, materyalizm veya modernizm gibi efsunlu kavramlarla sayın Yusuf Kaplan’ın ifade ettiği gibi düzleştirici zeitgeist'ını bütün dünyada hâkim kılmaktadır.

Bir mü’min olarak “beşeri aklı” mutlak hâkim ittihaz etmek Bediüzzaman’ın tabiri ile “fasık, mübtedi mü’min” olma ile sonuçlanır.
Son üç yüz yıldır yükselen bilime de bu anlamda bakmak gerekir.
Batı’nın vahiyden uzak çevrelerince ilim “ilahi” bütün özellikleri bünyesinde barındıran bir değerdir.

Bu bir sapmadır. Fakat bilinmelidir ki batı tek parçalı değildir. Bizim bilime ait bu yanlış algıya yönelttiğimiz tenkidi batılı birçok filozof da yöneltmiştir. Feyarebend bunlardan birisidir.

O zaman kim nerede durmaktadır?
Tenkidimiz bilime mi bilim adamlarına mı olmalı?

Nitekim bilime ait sonuçların birçoğu vahyi destekleyici verileri bünyesinde barındırmaktadır.
Bununla birlikte bilim alanındaki hızlı akış ve sosyal hayattaki sür’atli değişim karşımıza imani, fikri, felsefi, zihni ve sosyal birçok yeni problem alanı açmıştır. Yeni ve farklı ilişki tiplerinin bu şekilde hayat alanı bulması onlara sağlam itikadî ve imanî boyutlar kazandırmayı zorunlu kılmıştır. Bu kuvvetli yeni dalgalar çözümün de kuvvetini gerektirmektedir.

İşte Bediüzzaman’ın yaptığı budur. Bediüzzaman yalnız bununla kalmamış aynı zamanda çağa vahyin derin nefesini üflemiştir.
Her nur talebesi samimi gayreti ile bu sesi yeni ufuklara taşıma hedefinde olmuştur. Nur talebelerinin bu samimi gayretlerini “sığ algılama biçimi” veya “zihin ve eksen kayması” olarak tavsif etmek üslubşikenliktir!

Nur talebelerinin Bediüzzaman’ın hürriyet fikrine dair yaklaşımları da bilim ve akıl ile ilgili yaklaşımlarından farklı değildir.
Bediüzzaman’ın vahye dayalı “abdiyeti içindeki hürriyetini” âleme ilan etmek bir gerçeği dile getirmektir ve hiçbir zaman “salt bireyci, pür serbest” liberalizm ile eşleştirilemez.

“Hürriyet insanla tev’em/ikiz doğar” diyerek vahye ait bir gerçeği dile getiren Bediüzzaman’ın “hürriyet” algısı, İngiliz Filozofu John Stuart Mill düşünceleri belli noktalarda örtüşebilir, çatışabilir. Keza hukuka ait keşifleri de Montesquieu’nun keşifleri ile çelişebilir veya çatışabilir. Farklı cephelerin “fıtrat”a ait keşiflerinin kesişmelerini dile getirmek hürriyetçiliği, demokratlığı ve liberalliği kutsamak değildir.  Amaç hikmete ait dane-i hakikatlerin farklı kültürlerdeki varlığını dile getirmektir.

“Post” veya “neo” adı ne olursa olsun, yaklaşımların tamamını mahkûm etmek ve sahipleri ile köprüleri atmak tebliğ açısından doğru olur mu?
Tebliğin usulünde şarlatanlarla masumlar arasındaki sınır çizgisini belirlemek çok önemli ama çok zordur.

Öte yandan şahıslara, isimlere ve ekollere takılmadan “ taharri-i hakikat” in yolcusu olmak çok önemlidir. İdeolojilerin kör düğümlerinden ve yıpratıcı psikolojik etkilerinden uzak “âli” ve “müşfik” duruşumuzu her daim muhafaza etmek zorundayız.
Nurculuk siyasi ve ideolojik bir akım olmadığına göre tebliğinin hedef kitlesi “insan” olan herkestir. Bu Nurculuktaki “şefkat” gerçeğinin bir yansımasıdır.

Peki bu tebliği yaparken “mimsiz medeniyetin” kendini dünyaya dayatan şarlatanlığına karşı duruşumuz nasıl olmalı?
Cevabını “söz sultanı” söylesin Özetle şöyle der: “Felsefe-i beşeriyenin ve hikmet-i Avrupaiyenin düsturlarını kısmen kabul edip, onların silâhlarıyla onlarla mübareze etmek bir derece onları kabul etmektir. Kökleri çok derin zannedilen hikmetin dallarıyla İslâmiyeti aşılamak güya onu takviye etmek bir galebe tarzı değildir. Böyle yapmak İslamiyetin kıymetini tenzil etmektir. İslâmiyetin esasları o kadar derindir ki, felsefenin en derin esasları onlara yetişmez, belki sathî kalır. Felsefe derin zannedilerek ve ahkâm-ı İslâmiye zâhirî telâkki edilerek felsefenin dallarıyla İslamiyet muhafaza edilmemez. Felsefenin düsturlarının ne haddi var ki ahkam-ı İslamiyeye yetişsin.”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
6 Yorum