1. YAZARLAR

  2. Mehmet Ali ERDEM

  3. Tarikat mı hakikat mi?
Mehmet Ali ERDEM

Mehmet Ali ERDEM

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarikat mı hakikat mi?

A+A-

Nur Cemaatleri ve tasavvuf erbabı arasında yanlış anlaşılan sözlerden biri de Üstadın “Zamanımız tarikat zamanı değil hakikat zamanıdır” sözüdür.

Hakikatte bu sözün lafzı bir nebze müsaade etse bile aslında manası perde ve engel teşkil etmemekle beraber, zihni ortamlarda başkaca söze veya değerlendirmeye gerek görülmemiş ve bu yüzden Nur talebeleri tarikata ve mensuplarına, tasavvuf ehli de Üstada ve Nur talebelerine mesafeli durmuştur.

Oysa Üstad tarikatın hakikatine bir şey demiyor, tarikatta durma hakikate gel diyor ki geniş manasıyla tarikat da aynı şeyi söylemektedir. Dar manada tarikat bir usul olmakla beraber geniş manada ise yollardan sadece tarikatı içermemektedir. Şeriat, tarikat, hakikat ve marifeti de kapsayan ve tahkiki iman ile kul olma, vuslat ile Cem’den sonra farka gelme ve gerçek manada kul olmanın bayramını yaşamadır. Yunus Emre’nin “Bir ben vardır bende, benden içeru” şiirinde dediği gibi[1]:

Şeriat, Tarikat yoldur varana

Hakikat, Marifet ondan içerü

Tarikatın nimeti de eriştirmeyi hedeflediği hakikat ve marifette gizlidir.

Üstad, Yirminci Mektubun giriş bölümünde, marifete ilişkin olarak der ki:

“Kat'iyyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billahtır. Ve insaniyetin en ali mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-ı beşer için en halis sürur ve kalb-i insan için en parlak sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.

Tasavvufta da Risale-i Nur talebeliğinde de ne tarikat ne de hakikat nihai hedeftir. İkisinde de nihai hedef yolcularını marifetullaha taşıyabilmektir. Değilse insanın bu dünyadaki nimeti eksik kalır.

Dervişlerden bir derviş olan Salih Baba’da tarikattaki bir dervişin şeriat yoluna girerek, marifet meyvelerini topladığında ve dahi hakikat güllerini gördüğünde dilinin tutulduğunu (dil tutulması vecd[2] ile sekr[3] halinden kaynaklanabileceği gibi mahremiyetten de kaynaklanıyor olabilir) anlatmakta Yunus Emre ve Bediüzzaman Hazretleri ile aynı noktaya temas etmektedir.[4]

Şerîat râhına girip
Marifet meyvesin derip
Hakîkat güllerin görüp
Lâl olubdur dili dervîş.

Her söz ve fiilde olduğu gibi  “Zamanımız tarikat zamanı değil hakikat zamanıdır” sözünün de söylendiği zamanın şartları içinde değerlendirilmesi gerekir.

O dönemde medreseler gibi tekkeler de bir kısır döngüye girmiş, içinde bulundukları zaman dilimine uygun tavırlar geliştirememişlerdir. Bu kurumların tek başlarına hayata çözümler üretemezken çevreye kapanmalarının getirdiği bozulma ve yozlaşma da göz önünde bulundurulmalıdır.

Osmanlı İmparatorluğunun çöküş sürecine girişinde tekkelerin ve medreselerin de az veya çok, bütün kurumlar ve yapılar gibi payı vardır. Yoksa her şey güllük gülistanlıktı da Cumhuriyet geldiğinde bu kurumları işlevsizleştirdi diye düşünmek hem işin doğasına aykırı hem de büyük bir haksızlık olacaktır. Zaten Üstadın Münazarat adlı eserinde bu konu tüm açıklığıyla anlatılmaktadır.

Üstadın Medresetüzzehra’da zaviye, medrese ve mektep birlikteliğini çare olarak görmesini de;

1.  Hiç birinin tek başına yeterli olmadığını ve

2.  Ancak bir araya geldiklerinde doğru sonuca ulaşabileceklerini düşündüğü ve

3.  Birbiriyle etkileşerek aslî rotalarını bulmasını arzuladığı şeklinde yorumlayabiliriz.

Nasıl ki kurtuluş savaşında herkes tekkesinden, medresesinden çıkıp savaş meydanlarına inmişse Üstad da bu sözüyle “herkes sadece tekkesinde, medresesinde kalmasın; mektep eliyle imana karşı gelişen taarruza yine ilimle (mektep), irfanla (medrese), arifâne (dergâh) bir şekilde elbirliği ile mücadele edelim demektedir.

Hâsılı, acil bir durum vardır, müdahale gereklidir, herkes üzerine düşeni yapmalıdır.

Yani, kalenin dışında ölüm-kalım mücadelesi veren; olmak ya da olmamak arasında gelip gidenler var iken kalenin içinde beşin üzerine on koyarak zikir, fikir, ibadetle meşgul olup bireysel mana gelişmişliğini daha da artırmak yerine imanları tehlikede olanlar için hep birlikte bir şeyler yapalım demektedir.

Açıkçası, bir yerde can derdinden, acından ölenler var iken;

1-Manevi haz ve heyecandan, tacından vazgeçebilmelidir talipler, dervişler,

2-Derslerde iman hakikatleri yadsınıyorken sadece medreselerinde kalmamalı, mektebe de gitmelidir talebeler, şakirdler.

Aşk ve şefkat ile şenlenen ve huzur bulan hanelerin/dergâhların/dershanelerin merhamet ve şefkate muhtaç olanlara kapılarını açmaları, hatta onların kapılarına gitmelerinin daha makbul olduğu zamandır bu zaman demektedir Üstad o zaman.

Üstadın tasavvufla ilgili fikir, analiz ve yorumları değerlendirilirken öncelikle kendi eserleri dikkate alınmalıdır. Böyle bir çalışmada ise;

1-Telvihat Risalesi olarak da adlandırılan Mektubat 29. Mektup 9.Kısımdaki değerlendirmeleri Üstadın tarikata (Velayet Yollarına) bakış açısını anlamak için merkezi bir konumda değerlendirilmeyi hak etmektedir.

2-1911’de güneydoğu vilayetlerinde ağırlıklı olarak Kürtlerle yaptığı görüşmelerin yer aldığı Münazarat adlı eserinde tarikatlar ve şeyhler ile ilgili geniş bölümler yer aldığından Münazarat’ı böyle bir çalışmada ayrıca ele almak icap eder.

3-Üçüncü olarak da Üstadın diğer eserlerinde yer alan ve tasavvufa bakış açısına ilişkin olan dolaylı ya da dolaysız olarak yaptığı beyan ve yorumlar ayrıca, topluca ve kendi içinde sınıflandırılarak değerlendirilmelidir.

Aslında bu konuda sağlıklı bir çalışmanın yapılabilmesi için hem Üstadın hem de tasavvuf okulunun hocası Mürşitlerin sadece fikir değil, gönül âlemlerinde de gezinip, aynı anaforlara kapılıp, yolculuklarında onlar eşlik etmek gerekirdi ama nasip. Bu çalışma ve paylaşım sürecinde hep beraber kırıntılarına mazhar oluruz inşallah. “Velayet Yolları”nda buluşmak üzere uzun bir yolculuğa çıkalım birlikte.



[1] http://www.yunusemre.net/siirler/99-Bir-Ben-Vardir-Bende.html

[2] Vecd: (a.i.) 1-Kendinden geçecek derecede dalma veya baygınlık. 2- (tasavvuf) Kendini kaybedercesine ilâhî aşka dalma. 3-(tasavvuf) Kalbe gelen feyiz, tabiî bir şekilde kendinden geçme, iç temaşa sebebiyle cezbelenme. 4-Kendini kaybedecek şekilde hislenme.

[3] Sekr: (a.i.) 1-Sarhoşluk. 2-Kendinden geçiş. (http://www.risaleinurenstitusu.org/shared/lugat/lugat.asp)

[4]  http://www.gonullersultani.net/salih-baba-divani/238-62-melul-mahzun-bu-yerlerde.html

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
8 Yorum