1. YAZARLAR

  2. Ramazan BALCI

  3. Sultan Abdülhamid Bediüzzaman’ı niçin hapsetti?
Ramazan BALCI

Ramazan BALCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Sultan Abdülhamid Bediüzzaman’ı niçin hapsetti?

A+A-

Bediüzzaman’ın Meşrutiyet öncesi İstanbul hayatı hakkında henüz bilinmeyen bir çok nokta vardır.  Kendine mahsus giyimi, üslubu, şivesi ve cesareti ile öne çıkmış, kendi ifadesi ile doğu medreselerindeki ilmi seviyeye dikkat çekmek istemiştir. Esasen onun bu hareketini tam olarak anlamlandırabilmek için, o dönemde medreselerin tamamen gözden çıkarıldığını hatırlamak gerekir. Mezunlara iş verilmemiş, kendi kendilerine kapanma sürecine girmeleri beklenmişti. Buna karşılık batı tarzı eğitim veren kurumlar bilinçli olarak desteklenmekteydi.

Bediüzzaman böyle bir dönemde medreselere haksızlık yapıldığını gösterebilmek için bir tür meydan okuma eylemi gerçekleştirmeliydi. Öyle de yaptı. Şekerci Han’da “burada her soruya cevap verilir” tarzındaki ilan, aynı zamanda batı tarzında yetişen modern aydınlara bir meydan okumaydı.

Meşrutiyetin hemen öncesine rastlayan bu elektrikli dönemde sıra dışı her hareket, elbette güvenlik güçlerinin dikkatini çekecekti. Birkaç önemli olayın ardından Bediüzzaman tutuklandı. Bu yazımda bilinen olayları tekrarlamak istemiyorum. Bediüzzaman’ın tutuklanmasında önemli olduğunu düşündüğüm bir belgeyi değerlendirmeye çalışacağım.

Sultan Abdülhamid döneminin en çok tartışılan kurumu “hafiye teşkilatı”dır. Bu teşkilat ülke yönetiminde vazgeçilmez önceliği bulunan istihbarat sağlama amacına yönelik olarak kurulmuştu. Ne var ki zamanla kuruluş amacının çok ötesinde bir işlev gördü. Eli kalem tutan herkesin birbiri aleyhine ihbarlarda bulunduğu, bürokraside yükselmek için en kolay yolun, rejim düşmanı olarak belirlenen şahıslar hakkında jurnal vermekten geçtiği bir dönem yaşandı. Genel ahlakın zayıflamasına, Sultan’nın herkesten şüphelenmesine ve aydın sınıf ile yöneticiler arasında derin bir nefretin oluşmasına yol açtı. Pek çoğu yalan ve iftira olan o kadar çok jurnal verilmişti ki daha sonra birkaç komisyon kurulup jurnal evrakı yakılmasına rağmen, arşivlerin bu belgelerden temizlenmesi mümkün olmadı.

Sözünün ettiğim belge de bunlardan biri.
9 Nisan 1906 tarihi gece yarısında Nablus tahrirat katibinden, Beşiktaş’ta Tüfengiyan-i Hazret-i Şehriyarı Mirliva Tahir Paşa’ya acil bir telgraf geldi. Nablus’ta bulunan bir vatansever,  keşfettiği gizli bir cemiyeti ihbar etmek için muhafız eşliğinde Kudüs veya Haleb’e gönderilmesini ve harcırah verilmesini istiyordu. Tahir Paşa gece yarısı Başmabeynci Tahsin Paşa’yı uyandırdı. Tahsin Paşa makine başına geçti  “makine başında olduğunu bir sakınca yok ise telgraf yazması gerektiğini, Kudüs’e gitmek için iki-üç gün lazım olduğunu, acil bir durumun varlığı halinde vaktin geçirilmiş olacağını” anlatmaya çalıştı. Ancak muhbir, can güvenliği olmadığı gerekçesiyle uzun süre muhafız ve harcırah talebinde ısrar etti.  Paşa’nın verdiği güvenceler sonrasında bazı bilgiler verdi.

Kırk sayfayı bulan jurnallerin Üstad ile ilgili olduğunu düşündüğüm kısımları şöyle:

Nablus Tahrirat Müdürlüğüne
An Mabeyn-i Hümayun
Muhaberatın mektum tutulması ve aksi halde mesul olacakları telgraf memurlarına tembih ve tebliğ edilmiştir. Saye-i merahim-vaye-i cenab-ı padişahide sadakatinizin mükafatına nail olacağınızda şüphe yoktur. Sarihan ve tafsilen işar ediniz. Bir de Süleymaniyeli Şeyh Said Efendi orada diye yazıyorsunuz. Bu Süleymaniye’de olmalı. Bir yanlışlık var mı?
27 Mart 322 gece Tahsin

Başkitabet-i Celileye  27 Mart 322
469/75
Cenab-ı Allah şevketlü veliyy-i nimet-i bi-minnetimiz efendimiz hazretlerini dünya durdukça ba-kemal-i afiyet ü  iclal  berdevam buyursun. Âmin.
Arz ettiğim Şeyh  Said,  30-32 yaşlarında  sakalsız, yani matruş olup Türkçe ve Arapça ve Kürtçe tekellüm ediyor. Genç bir şahıs olduğuna bakılınca bunun zan buyrulan Şeyh Said olmadığı mutasarrıfın nezdine geleliden beri beyne’n-nas hizmet-i şahsiyesinde kullanılmakta  olduğu anlaşılıyor. Arz  edeceğim izahat  mufassal, mevad müteaddiddir. Bir iki saat müsaade istihsal buyrulmasını arz ve istirham eylerim. Ferman 27 Mart 1322 gece

Bu dahi 27 Mart seney-i mezkur
Cemiyetin başlıca heyeti, hususat-ı  siyasiyyeden dolayı  Diyarbekir’de menfi bulunan Ömer’in biraderi liva  Evkaf  Müdürü Nabluslu Arif  Cevherî ve  idare azasından olup evrak-ı muzırra  meselesinden dolayı hakkında sathi tahkikat icra edilen Abdülhadi ve cemiyetin Türki kitabetinde  bulunmakta  olan biraderi Seyfettin’in bir daha Nablus’a gelmemek  şartıyla Mısır’a gitmesini cemiyet reisi  Tevfik’e telgraf ile yazan Refik Hammaş’ın savuşmalarına meydan  verilmemesi ve mutasarrıfa Süleymaniye’den Kürt elbisesi ve martin getiren  Şeyh Said ve Fereç henüz mutasarrıf nezdindedirler. Dersaadet’ten  ve Mısır ve Süleymaniye’den ve  Bağdat’tan baladaki isimlere ve  daha isimlerini arz edeceğim cemiyet erbabına  gelen ve gelecek ve   bunlardan giden mektupların ve Nablus telgrafhanesinde zapt  olunan evrak-ı muzırranın ve cemiyet efradından prens namına Mısır’dan gelip derdest edilen mektubun adresleri üzerlerinde olduğu  halde Dersaadet’e emr ve  celp buyrulmasını ve  kullarını şu ihbarım üzerine de kadirden korktuğumdan refakatime  süvari  itasıyla Yafa veya Kudüs veya Haleb’e azimetimle oradan evrak-ı müsbitesiyle beraber ihbarat-ı muvazzahamın arzına müsaade buyurulmasını arza ictisar ederim.
Ferman 27 Mart 327 gece

Yukarıdaki iki belgenin ayrıntılarına ileride değineceğim. Buna göre öncelikle Bedüzzaman’ın bu tarihte bir vesile ile Nablus’ta bulunduğu anlaşılmaktadır. Bence belgede tarif edilen Şeyh Said, Üstad Bediüzzaman’dır. Yaşı, sakalsız oluşu, Türkçe, Arapça ve Kürtçe hitap etmesi gibi bilgiler, Üstadın meşhur sıfatları ile uyum içindedir. Ayrıca Kürt elbisesi ve Martini ile geldiği ya da getirdiğinden söz edilmesi, bu konuda herhangi bir şüpheye yer bırakmamaktadır. Zira o dönemde Üstad tam da anlatıldığı gibi Kürd elbisesi ile silahlı dolaşmaktadır.

Bu noktada Üstad’ın Nablus’a niçin geldiği sorusu ortaya çıkmaktadır. Bunun iki sebebi olabilir. Jurnalci ilerleyen sayfalarda Nablus mutasarrıfından Kürd Reşid Paşa diye söz etmektedir. Paşa ile bir şekilde tanışan Üstad, hemşehrisini ziyaret etmiştir. İkincisi ve daha doğru olan diğer ihtimal Üstad, o tarihte doğrudan siyasî çalışmaların içerisindedir. Güneydoğu vilayetlerinde aşiretler arasında ya da bazı kazalarda konferanslar vermek için dolaşmakta iken, kendine yakın bulduğu Nablus Mutasarrıfını yol üzerinde ziyaret etmiştir. Olay tarihinin Meşrutiyet’ten bir yıl kadar önce olması bu ihtimali güçlendirmektedir.

Üstad’ın Selanik’teki Meşrutiyet kutlamalarına etkin bir şekilde katılması yine aynı sonucu güçlendirmektedir. Aynı meydanda şöhret budalası bir çok İttihatçı dururken, kürsüye Bediüzzaman’ın çıkarılması bir tesadüf değildir.

Jurnal’in ayrıntılarına gelince:
Telgraflardan birinin üzerinde “Suretleri Beşiktaş’ta sudur-ı izamdan ecille-i rical-i saltanat-ı seniyyeden Rıfai Sayyadi-zade semahatlü es-Seyyid Mehmet Ebülhüda Efendi hazretlerine” verilecek kaydı vardı. Buradan yola çıkarak yaptığım araştırmada ihbarı yapan şahsın Şeyh Ebulhüda’nın (1) oğlu Mekki Ebu'l-Hüda el-Hasani olduğu anlaşılmıştır.

Sultan Abdülhamid’in istihbarat ağını oluştururken büyük ölçüde tarikatlerden yararlandığı bilinen bir durumdur. Öte yandan Hasan Halid Efendi’nin yaptığı ihbara göre gizli cemiyet Nablus Mutasarrıfı Kürt Reşit Paşa, (2) Nablus İdare Meclisi Türkçe kâtibi Şemsi, bir jandarma binbaşısı, Bedirhani Halil’in biraderi, Evkaf  Müdürü Nabluslu Arif  Cevherî ve Nablus Belediye  Reisi Tevfik Hammad tarafından kurulmuştur. Ayrıca Şam’dan Bağdat’a kadar bir çok sempatizanı vardır.

Bu ihbar üzerine iki hafta sonra soruşturma açıldı. Teftiş-i Askeri Komisyonu azasından Kaymakam Servet ve Tevfik Beyler olayı soruşturdular. Soruşturma evrakına rastlamadım. Ancak 6 ay sonra mutasarrıfın Ammare’ye tayin edilmesi bu şikayetle ilgili olmalıdır.

Cemiyet reisi olduğu ihbar edilen Belediye Reisi Tevfik Hammadi  (3), Filistin’in en güçlü ailelerinden el Hüseynî ailesine mensuptu. Nablus İdare Meclisindeki görevine devam etti. Ancak hakkındaki şikayetler kesilmedi. İki yıl sonra Hadara karyesi ahalisinden Abdulkadir el-Ali'nin şikayeti üzerine bir soruşturma daha geçirdi. İddiaların başında Nablus mutasarrıfını etkisi altına aldığı vardı.  Ayrıca Bayezid-i Bistamî Vakfına tecavüz ettiği ileri sürüldü. Bu şikayetlerden ve yapılan soruşturmalardan bir sonuç alınamadığı Kasım 1913 tarihinde Tevfik Hammad Efendi'nin yeniden  Nablus Meclis-i İdaresi'ne seçilmesinden anlaşılmaktadır. Rakipleri bu seçimi önlemek için kendisinin cinayet zanlısı olduğu yolunda yeni bir ihbarda bulundular. (4) Buna rağmen Tevfik Hammad 1914 seçimlerinde Filistin millet vekili olarak Meclis-i Mebusan’a girdi.

Hasan Efendi, Nablus İdare Meclisi Başkatibi Şemsi Efendiyi de hainlerin arasında saymıştı. (5) Anlaşılan bu ihbarın faturası Şemsî Efendiye kesilmişti. 3 yıl sonra Devir değişip Sultan Abdülhamid, tahttan alınınca şikayet sırası Şemsi Efendi’ye geldi Ocak 1909 tarihinde haksız şikayetle mağdur edildiğini ileri sürerek dava açtı. Ebulhüda-zade Hasan Halid Efendi,  Divan-ı Harb-i Örfi kararıyla Mısır'da tutuklandı.  (6)

Sonuç:

Daha fazla ayrıntı bu yazının sınırlarını zorlar. Belki de Nablus dosyası henüz kapanmadan Bediüzzaman’ın İstanbul’a  gelmesi ve saray çevresini kuşkulandıracak hareketlerde bulunması tutuklanmasına yol açmıştır. Tutuklanma kararında belgelerini verdiğimiz hafiye jurnallerinin etkili olduğunu düşünmek abartılı bir sonuç değildir. Hafiye sistemi, imparatorluk için çok kötü sonuçlar doğurmuştur.  Bunların başında aydınların küçük bir şüphe ile töhmet altına alınması gelmektedir. Rakiplerinin iftiraları sonucunda mağdur olan çok değerli isimler devlete küstürülmüş, çöküş döneminde bunların değerli fikirlerinden istifade etme yolu kapatılmıştır. Aydınların ısrarlı bir şekilde Meşrutiyet talepleri ve kanun-ı esasinin uygulanmasını istemeleri, bu jurnalcilerin şerrinden kurtulmak olmalıdır.

Tetimme

Hasan Halid Efendi’nin son telgrafı, jurnalcilerin sahsî menfeatleri ile “devleti koruma gayretini” nasıl birbiri ile karıştırdıklarını gösteren ilginç ayrıntılar içerir. Hasan Halid Efendi ihbarlarına devam edebilmek için para istiyordu. Yorumsuz olarak buraya alıyorum:

Mabeyni Hümayun Cenab-ı Mülükane Başkitabet-i Celilesine
22 Nisan 322
Cevap 27 Mart 322 zeylidir. Cenabı Allah, veliyy-i nimet-i bî-minnetimiz şevketli padişahımız efendimiz hazretlerine tükenmez ömr ü afiyet ihsan buyursun. Amin.. Tahkik memurunun tesriinde maruzatım maa ziyade tahakkuk eder. Telgrafla yazamadığım mevad ile mahalli adidede feday-ı can edercesine mesbuk hidematıma karşı, mağduriyetimin tahakkuk ettiği tafsilatı postadadır. Tercüme-i halimle de sabittir. İfşası mahvımı intaç edecek olan 27 Mart maruzatımı gayret-i ilahi, adalet-i hazret-i padişahîye karşı telgrafımın muktezasının, mutasarrıfa, müttefiklerine bi-temamiha söylenmesinden tehlikedeyim. Sabıkaları var. Cemiyet kâtibi Şemsi imzasıyla hakkımda müftereyatı havi Dâhiliye’ye telgraf verdirmişler. Kullarına müzaherette bulunmakta olun mülazımı da desais ve tehdidatla terk ettirmeye, kemterlerini yalnız bıraktırmaya çalışmaktalar. Enva-ı  müftereyat ve tahacümleri altındayım. Evvelce başka merkezden arzını istirhamım bu mülahazaya mebni idi. İhtiyacım da fevkal haddir.  Telgrafımı ücretsiz kabul etmediler. Daavat-ı  maruzay-ı Zillullahiyi maa-aile beka ile eda etmekteyiz. Kulları veliyy-i nimet-i azamıma feda olayım. Ancak şu hale imtisalim sadık kullarının atebe-i ülyaya maruzat hizmetine sed çekmektir. Hizmet-i ubudiyet-karanemin mükâfatı makusesini adalet-i hazret-i padişahî katiyen tecviz buyurmaz. Sadaka-i afiyet-i cihan-kıymeti cenab-ı tacidari olarak Allah rızası içün arz ile muhafazamı ve vikayemi istirham ederim.  Ferman 22 Nisan 322

Dipnotlar:
1-Şeyh Ebulhüda (Abu’l-Huda as-Sayyadi, 1850-1909) Suriye’nin bir taşra kasabında yetişen Ebulhüda’nın padişah danışmanlığından önceki kariyeri 1873’te Haleb Nakibüleşraflığı’ndan ibarettir. Altı sene içinde II.Abdülhamid’in en yakınına nasıl ulaştığı halen meçhul olmakla birlikte, Ebulhüda’nın özellikle Rıfaiyye tarikatı vasıtasıyla, ağırlık noktası Suriye ve Lübnan olmak üzere özellikle Arab bölgelerinin kapsayan bir nüfuz alanı kurduğu bilinmektedir. Haleb Nakibüleşraflığı kaldırılıncaya kadar bu makam Sayyadi ailesinin yedinde kalmıştır. Bkz. Dr. Abdülhamit Kırmızı  “Osmanlı’nın Son Döneminde Ulema Muhalefeti ve Ubeydullah Efendi” Bilim Sanat Vakfı
2-Nablus Mutasarrıflığında iki yıl içerisinde üçü ayrı Reşid Paşa görev yaptılar. 19/B /1322
tarihinde Hacı Reşid Paşa  Nablus Mutasarrıflığı'na tayin edildi. 10/Ra/1323 tarihinde diğer bir Reşid Paşa tayin edildi. 6 ay sonra bu paşa hakkında açılan bir soruşturma sonrasında istifa etti. Bu sefer Çankırı Mutasarrıfı Reşid Paşa Nablus’a tayin edildi. Bir yıl henüz dolmuştu ki adı geçen şikayet üzerine  Ammare Mutasarrıfı Aziz Bey ile becayiş edildiler. DH.MKT.  962 /41; İ..DH..  1323/Ra-41
3-Nablus Belediye Reisi Tevfik Hammadi daha önce iyi hizmetlerinden dolayı Osmani Nişanı'yla taltif edilmişti. 06/M /1321 DH.MKT. 680/45
4-DH.KMS. 6/6
5-Nablus Meclis İdaresi Başkatibi Şemsi Efendi de bu jurnalden henüz bir yıl önce taltif edilmişti.DH.MKT. 954 /44; 02/Ra/1323
6-DH.MKT.  2721/30; DH.MUİ. 57 /52 . Kaderin cilvesi insan için neler hazırlamağa  kadir. Ebülhüda’nın oğlu Hasan Halit, İmparatorluk dağıldıktan sonra  Ürdün’ün ilk Başbakanı oldu.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum