1. YAZARLAR

  2. Ahmet AY

  3. Sinek, ben ve Bediüzzaman...
Ahmet AY

Ahmet AY

Yazarın Tüm Yazıları >

Sinek, ben ve Bediüzzaman...

A+A-

Her yanımı siyaset sarmış. Her tarafta siyaset konuşuluyor. Böyle bir ortamda benim gibi heyecanlı birisinin fikrî sağlığını koruması nasıl beklenebilir? Hâlbuki tartışmak kanımda var. Onu bastırmaya çalışıyorum. Bastırmaya veya kontrol etmeye. Her neyse...

Uğraşıyorum. Kendimi kavgalardan çekmeye çabalıyorum. Fakat gazeteler, dergiler, kanallar, spikerler (ve bazı arkadaşlarım) beni sürekli tahrik ediyorlar. Sadece beni değil, hepimizi. Kızdırmaya ve germeye uğraşıyorlar. Kendi çıkar savaşlarına çekiyorlar. Böyle zamanlarda kalp kırmadan akşam etmek ne zor.

Seçimler gelir geçer. Seçtiklerimiz de öyle. Ve fakat yaptıklarımız, hatalarımız bir ömür bizimle kalır. Hatta kanıksanır... Aldırmamazlık türer ondan. Belalı kurtçuk. Her yanımızı sarar bir vurdumduymazlık! Monotonluk, sıradanlık... Hâlbuki hatalar, hatalı davranışlar, hatalarla dolu anılar silinmeyecek izlerdir hafızamızda. Kanayan yaradır ruhumuzda. Hele ki uçta yaşayanlar için. Uçlar hep tehlikelidir! Bir insan, bir kere, bir gün, bir sefer birisinden bir kafa yer, ama bir ömür boyu onun acısını unutamaz. Bir kere öğretmen kulağınızı çeker, ama bir ömür kulağınızda acısı kalır. Acılar, sancılıdır. Tekrarlar. Maddi acılar değil kastettiğim, rencide adı verilen ruhun acısı, sancısı. Cana kıymak da öyle. Üstelik hakk-ı hayatı alınan ne tür bir canlı olursa olsun.

Şimdilerde çocukluğum boyunca yakalayıp eziyet ettiğim sineklerden helallik dilemekteyim. Evet, yanlış duymadınız. Sineklerden helallik istiyorum. Namazlardan sonra onları da anıyorum. Unutamıyorum. Civcivlerime yem etmek için her gün belki yüz tanesinin günahına girdim. Acımadan hızlı bir avuç hareketiyle yakalardım onları. Bu kadarla kalsam, belki yine masum sayılırdım. Rahat durmazdım. Kanatlarını koparıp civcivlerime verirdim. Ah, merhametsiz kalbim! “Elim kırılsaymış” diyorum şimdi. Ne hakkım vardı? Vermediğimi almaya ne hakkım vardı? Böyle şeyler hep can acıtır.

Kedilere, köpeklere veya arılara neden böyle işkence etmediğimi çok düşünmüşümdür. Hakikaten de sineklerden başka canlıya böyle eziyet etmezdim. Hatta bir keresinde kedimiz Yumoş’un elinden (veya ağzından demeliyim) bir sığırcığı bile büyük gayretlerle kurtarmıştım. Sırf bir köpeği inlettikleri için mahallemdeki çocuklarla yumruk yumruğa kavga etmiştim. Bir kedi yavrusu içinse cinayet bile işleyebilirdim (!) Hayvanlara yapılan zulümler beni bu kadar etkilerdi. Peki ya sinekler? Onlara neden zulmettim?

İnsanın hayatı boyunca yaptığı şeyler, en sonunda gider küçük yaşta aldığı eğitime dayanır. Doğrular ve yanlışlar, iyiler ve kötüler hep o yaşlarda verilen kıstaslara göre şekil alır. Büyükler, onlar büyük olarak öğretildiği için büyüktürler. Küçüklerse, küçük oldukları ezberletildiği için. Bazıları bunları büyüyünce değiştirir. Bazılarımız ise bunlarla bir ömür yaşar ve ölür. Değişim her yiğidin başarabileceği bir şey değildir.

Her neyse. Konuyu dağıtmayayım, hayali arkadaşım. Biliyorum. Bıktığını görüyorum. Sen de uzun yazılardan bıkma dersi almışsın. Dersinin icabını yapıyorsun. Bende de aynı hastalık var. Hatta şimdilerde sineklere yaptığım bu işkenceleri bile çevremden aldığım yanlış derslere bağlamaktayım. Fakat yanlış anlaşılmasın. Bu eğitimi aldığım yer sadece ailem değil.

Biz küçükken yaygın bir kanaat hâkimdi toplumda. Sinekler kesinlikle pis hayvanlardı. Mikrop yuvasıydı onlar, mikrop taşırdı. Taşıdıkları mikropları da gelir bizim en sevdiğimiz yiyeceklerin içine bırakırlardı bu işgüzarlar. Yemeği zehirlerdi onlar. Gıdalarımızın baş düşmanıydı. Hem geceleri de rahat durmaz, yüzümüze konar, kulağımıza yakın attıkları sortilerle bize gerilim filmlerindeki gibi bir gerilim yaşatırlardı. Acımadan kanımızı alırlardı. Ve daha neler neler. Bilmek istiyorsan, gerçekten istiyorsan, sormaya önce “zaten bildiklerinden” başla! Acaba sinekler gerçekten böyle canlılar mı? Benim bu noktadaki bütün görüşlerimi değiştiren insan, Bediüzzaman’dır. “Yine mi o?” demeyin. Evet, yine o. Ne yapayım, herkesin bir ışık aldığı yer var. Ben de ondan alıyorum. İşte Sinek Risalesi isimli eserinden sizlere ufak bir bölüm:

“Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyan’da, vahy-i Rabbaniye mazhariyetle serfiraz olduğundan (Kur’an’da adı geçen bir hayvan olmasından bahsediyor), onları sevmek lazım gelirken, sinek düşmanlığı, belki insana daima muavenete (yardıma) dostane koşan ve her belasını çeken o hayvanata düşmanlığı gadirdir, haksızlıktır. Muzırların yalnız zararlarını def için mücadele olabilir. Mesela koyunları, kurtların tecavüzünden korumak için onlara mukabele edilir. Acaba hararet zamanından vücudun idaresinden fazla olan kanın çoğalması ve bulaşık ve bazı mevadd-ı muzırrayı hâmil evridede (damarlarda) cereyan eden mülevves (pis) kana musallat, belki memur olan sivrisinek ve pireler fıtrî haccamlar (kan alıcılar) olmasınlar mı? Muhtemel...

“Sinek pisliği, tıp cihetiyle zararı yok bir maddedir ki, bazan tatlı bir şuruptur. Fakat sinek, yediği binler muhtelif muzır maddelerin ve mikropların ve semlerin menşei olmakla, sinekler küçücük istihale (temizleme) ve tasfiye (saflaştırma) makineleri hükmüne geçmeleri hikmet-i Rabbaniyeden uzak değildir, belki şe'nindendir. Evet, arıdan başka sineklerin bazı taifeleri var ki, muhtelif ve müteaffin (çürümüş) maddeleri yerler, mütemadiyen pislik yerine katre katre şurup damlatırlar. O semli (zehirli), müteaffin (çürümüş) maddeleri ağaçların yapraklarına yağan kudret helvası gibi tatlı, şifalı bir şuruba tebdil ederek (dönüştürerek), bir istihale makinesi olduklarını ispat ederler. Bu küçücük fertlerin ne kadar büyük bir milleti, bir taifesi olduğunu göze gösterirler.”

Bakınız, bu cümleleri biraz tetkik edince bakış açımız ne kadar değişiyor. O zaman hazır olun, aynı eserden bir küçük alıntı daha.

“Güz mevsiminde, sineklerin terhisat zamanına yakın bir vakitte, hodgam insanlar, cüz'î tacizleri için sinekleri itlâf etmek üzere hapishanedeki odamızda bir ilaç istimal ettiler. Benim fazla rikkatime dokunmuştu. Odamda çamaşır ipi vardı. Bilâhare, o insanların inadına, sinekler daha ziyade çoğaldılar. Akşam vaktinde o küçücük kuşlar, o ip üstünde gayet muntazam diziliyorlardı. Çamaşırları sermek için Rüştü'ye dedim: ‘Bu küçücük kuşlara ilişme; başka yere ser.’ O da, kemal-i ciddiyetle, dedi ki: ‘Bu ip bize lâzımdır; sinekler başka yerde kendilerine yer bulsun.’ Her ne ise... Bu lâtife münasebetiyle, seher vaktinde, sinek ve karınca gibi kesretli küçük hayvanlardan bahis açıldı. Ona dedim ki: Böyle nüshaları çoğalan nevilerin ehemmiyetli vazifeleri ve kıymetleri vardır. Evet, bir kitap, kıymeti nispetinde nüshaları teksir edilir. Demek, sinek cinsi de ehemmiyetli vazifesi ve büyük kıymeti var ki, Fatır-ı Hakîm, o küçücük kaderî mektupları ve kudret kelimelerinin nüshalarını çok teksir etmiş.”

Şimdi okuduğunuz bu alıntılar ışığında dünyam daha bir başka. Ben neden Bediüzzaman’ı seviyorum? Bildiklerime, ya da daha doğru bir ifadeyle bildiğimi sandığım şeylere farklı açılardan bakmamı sağladığı için. İşte size güzel bir örnek! Hiç sineklerin böyle canlılar olduğunu düşünmüş müydünüz? Dünyayı temizleyen, mikropları öldüren ve sanıldığının aksine insana faydalı olan bir canlı. Baharda sivrisineklerin bile insana musallat olması, yaza doğru tıpça da malum olan kan artışını azaltmak için olabilir. Belki de bize iyilik yapıyorlar. Olamaz mı?

O küçükler artık “küçüklükleri” nedeniyle hor ve hakir değiller gözümde. Canları kolayca ve acıyla alınası değiller. Hem nazarımda eskiden pek büyük gördüğüm siyaset meseleleri de şimdilerde o kadar büyük görünmüyorlar bana. Belki de bu küçüklük ve büyüklük oyununda çok aldanıyoruz. Küçük gördüğümüzün aslında pek de küçük olmadığını, büyük gördüklerimizle de sadece gözümüzün aldandığı bir sanal dünyadayız. Uyanmak lazım. Her rüyadan uyanmak lazım. Her gün gözümüzün içine bakan mucizelere uyanmak lazım! Bıktım bu dünyanın insana dair masallarından. Ve dahi gıl u gışından. Artık dünyaya uyanmak lazım.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum