1. YAZARLAR

  2. Hüseyin YILMAZ

  3. Said-i Nursi’nin Kürt İsyanı propagandası yaptığı yalandır!
Hüseyin YILMAZ

Hüseyin YILMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Said-i Nursi’nin Kürt İsyanı propagandası yaptığı yalandır!

A+A-

Said-i Nursi’nin Kürt İsyanı propagandası yaptığı yalandır!

Değerli ve gayretli hemşehrim Nevzat Çiçek, bâzı vesikalar neşrediyor...
 
13/2/2012 tarihinde neşrettiği arşiv vesikasının asırlık bir tartışmayı yeniden alevlendirmesi, muhtemel... Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretleri’ne dönük devlet düşmanlığının en asılsız iftiralarından olan Kürtçülük isnadı, bu kısa belge vesilesi ile bir daha tartışılacak.

Çiçek’in aslı ile birlikte neşrettiği evrakın kısa metni şöyle:

"Kürt isyanından bahseden ve Saidi Kürdi tarafından Suriye'de doldurulan Sodvva markalı 507-508 numaralı iki plakın, Matbaat Kanununun 57. maddesi mucibince, memlekete sokulmasının ve satışının yasak edilmesi, Dahiliye Vekilliğinin 13-8-936 tarih ve 1194 sayılı tezkeresile yapılan teklif üzerine İcra vekilleri heyetince 17-8-936 da onanmışdır.  Reisicumhur K.Atatürk"

Tartışma, belgenin sahihliği değil, daha çok Said-î Kürdî diye bahsedilen ve ses kayıdları yasaklanan kişinin hangi Said olduğu ile ilgili: Bediüzzaman Said-i Nursî mi, Şeyh Said mi?

Hemşehrim vesikayı, “Atatürk’ün yasakladığı Said Nursi kasetleri” başlığıyla neşretmiş… Bu kat’iyet ifâde eden hükme Nevzat Çiçek Bey hangi delillerin muhkemliğiyle hükmetti, bilmiyorum. Ancak bildiğim ve kat’i bir kanaatle emin olduğum husus, evrakta bahsi geçen Said-i Kürdî’nin Bediüzzaman Hazretleri olma ihtimalinin imkân dahilinde olmadığıdır.

Bu kat’i ve sarsılmaz kanaatimin sebepleri var. Aksine inanabilmem için, varlığı iddia olunan ses kayıtlarının ortaya çıkması ve mahiyetlerinin söylendiği gibi olması iktizâ eder. Birileri bu mevhum ve mechûl ses kayıtlarına ulaşıp amme efkârına aksettirir mi, onu zaman gösterecek. Elbet de temenni ederim, şimdilik bahs-ı diğer…

Neden bahsi edilen kişi, Said-i Nursî Hazretleri değildir?

Bir kere; 9 Kasım 1922’den Mayıs 1923’e kadar M. Kemal’in dâveti ile Ankara’da bulunan Üstâd’ın Ankara’dan ayrılış sebebini iyi tesbit etmek ve hatırlamak mecburiyetindeyiz!.. Büyük ümid ve emellerle geldiği Ankara’da yaşadığı hayâl kırıklığının temel sebebini Tabiat Risâlesi’nin başında zikreder; isteyen bakabilir. Hulâsası, Ankara’da karşılaştığı bâzı mühim zevâtın bir Hadis-i Şerifle haber verilen âhir zamanın dehşetli şahıslarından olması ve Peygamber Efendimiz’in o şahıslarla siyaset noktasından başa çıkılamayacağı yönündeki îkazıdır.

Bunun üzerine bütün teklif ve ısrarları elinin tersi ile geri çevirerek Ankara’dan ayrılıp Van’a gider. 1923’ün ortalarından nefyedileceği 1926’ya kadar geçen yaklaşık üç yıllık Van hayatı, gözden ırak ve daha çok münzeviyane bir hayattır. Nitekim Burdur’a nefyedildiğinde Erek dağında bir mağarada inziva hayatı yaşamaktadır.

Siyasetten kesinlikle uzak durmak ve karışmamak azim ve kasdıyla Ankara’dan ayrılan Üstad’ın kısa bir müddet sonra uç vermeye başlayan Şeyh Said Kıyam’ına iştirak etmesi, düşünce seviyesinde bile destek vermesi düşünülemez. Nitekim bu hususta kendisine akseden yardım ve destek taleblerine menfî cevab verdiği ve Şeyh Said merhumu da bir mektubla vaz geçirmeye çalıştığı kaynaklarda sâbitdır.

Kısacası, Üstad’ın inanmadığı, tasvib etmediği ve devletin “Kürt İsyanı” dediği hâdisenin lehinde propaganda yapması imkân dahilinde olmadığı gibi, akıl ve mantık mizanlarına da uygun değildir.

Kaldı ki, o günün şartlarında mahrumiyetler içindedir ve ses kaydı imkânlarına hiçbir şekilde sâhib değildir. O günün imkânları itibariyle çok da teknolojik ve teknik bir mesele olan ses kaydına muvaffak olup bunu Suriye üzerinden çoğalttırması hülyâsı da oldukça zorlayıcı ve uçuktur.

Sonraki yıllara gelince... Üstâd’ın Van’dan Burdur’a nefyedilmesinin sebebi değilse bile vesilesi, Şeyh Said kıyamıdır. Kıyam’dan bir yıl sonra Erek dağındaki inzivasından alınarak Burdur’a sürüldüğü 1926 yılından vefat ettiği güne kadar (23 Mart 1960), devletin amansız ve insafsız tâkib ve tehdidi altında iken böylesi bir faaliyette bulunmasının imkânı var mı? Sürekli polis kontrol ve nezaretinin yanı sıra, hapishane ve tarassudlarla geçen bu yıllarda değil ifâde edildiği gibi, bir Kürt İsyanı propagandası için kaset doldurmak, izinsiz mescide bile gidememektedir...

Kaldı ki neşredilen evrak tarihinden bir yıl kadar önce 120 talebesi ile birlikte tutuklanıp Eskişehir hapishanesine konmuş, îdam ve imha kasdı ile yargılandığı zorlu bir mahkeme safahatından sonra 11 ay gibi basit bir cezaya çarptırılmıştır.

Şâyet evrakda kasd edilen zât Bediüzzaman Said-i Nursî olsa idi, ondan kurtulmak için her türlü iftira ile imhasına çalışanların bu kozu değerlendirmemeleri, bahsi edilen ses kayıtlarını mahkemede kendisine karşı kullanmamaları düşünülebilir mi? Emin olunuz ki, Üstad’a âit böyle bir ses kaydı devrin Ankara muktedirlerinin elinde olsa idi, terddüdsüz îdamına hükmeder ve infazını bir dakika geciktirmezlerdi. Daha sonraki yıllar, demenin âlemi yok... Zirâ, son nefesine kadar devlet zulmü, bir gölge sadakatıyle bu büyük mazlumun hep tâkibinde olmuştur.

Eskişehir Mahkemesinden sonra çıktığı Denizli ve Afyon mahkemelerinde de hiçbir şekilde varlığı bahis mevzuu, yasak altına alınan kasetlerden bahis yoktur, bahsedilmemiştir.

Buradan da kat’iyetle anlaşılır ki, ya böylesi ses kayıtlarının olduğu külliyen yalan ve tertibdir, ya de bahsi edilen Said-i Kürdî, Bediüzzaman Hazretleri değil, merhum Şeyh Said’dir.

Şeyh Said için bu ses kaydı ihtimali akla yatkın mı? Evet, mümkündür... Çünkü merhum, gerek vakâ öncesinde, gerekse amansız tenkil hareketinin cereyân ettiği aylarda destek arayışları içinde olmuş, tarafdar toplamak için konuşmalar yapmış, mektublar yazmıştır. Mümkündür ki, bu konuşmalarından bâzıları o zaman uzak bölgelerdeki insanlara propaganda maksadı ile gönderilmiş olsun. Bilâhare de bunlar Suriye’de çoğaltılmak istenince Ankara’nın evrakta yer aldığı şekilde bir yasaklama tedbirine baş vurmuş olması anlaşılır şeydir.

Bir o kadar anlaşılır şey de, bahis mevzuu olan Şeyh Said merhumu da olsa, zihinleri bulandırmak ve devlet terörünü canlı tutmak kasdı ile Üstad’ın da eski lâkablarından olan “Said-i Kürdî” tercih edilmiştir. Ankara’nın asırlık yapısını bilenler için şaşırtıcı değil, fakir de şaşırmadı...

Bugün

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
9 Yorum