1. YAZARLAR

  2. Sabri ALTUN

  3. Şahin bakışlı adam/Bir son mu bir mukaddime mi?
Sabri ALTUN

Sabri ALTUN

Yazarın Tüm Yazıları >

Şahin bakışlı adam/Bir son mu bir mukaddime mi?

A+A-

Şahin bakışlı adam
Bir son mu bir mukaddime mi?

Bir akşamüstü Van semalarında bir şahin uçuyordu.
Ve o şahini bir çift şahin gibi gözler süzüyordu. Şahinle güneş aynı karede gözüküyordu. Şahinin kanatları güneşi arkasına almış adeta havada asılı kalmışçasına Muhteşem bir manzara oluşmuştu.
Derken şahin güneşten ayrıldı uçtu uçtu karşı kayalıklara doğru süzülüp gözlerden kayboldu.
Güneş de kaybolmak üzereydi.
Ve o şahin gözler bu sefer kaybolmak özere olan güneşin son ışıklarını süzmeye başladı.
Şahin doğuda kaybolmuş güneş batıda batmak üzereydi.
Fakat şahin gözlü adam, "batıp gidenleri sevmeyen" bir tavırla gözlerini Van kalesine dikti.
Ve sert adımlarla yürüdü.

Yürürken kafasında garip tevil dolaşıyordu.
"Şahin uçup kayboldu güneş de battı. Ve ben medresemi açmaya gidiyorum. Va esafa ki güneş ile şahin bir daha aynı anda gözükmeyecek. Bu bir son mu yoksa bir mukaddime mi?"
Bir an durdu gökyüzüne baktı karanlık çökmek üzereydi. İçine derin bir nefes çekti. Yine garip bir halet hissetti.
Son zamanlarda gördüğü rüyalar gözlerinde canlanıyordu. Gemi yolculuğu boyunca gördüğü rüyalardı bunlar…
Karanlığa mavzer sıkıyordu. Menfezler görüyordu. Önüne uçurumlar geliyordu. Sonra Van kalesine çıkıyordu. Sonra denizler görüyordu.
Bütün dünyayı kuşatan mavilikler görüyordu. Dokunuyordu maviliklere.
Tüneller görüyor tünellere girmiyordu. Sonra bir iskemleye oturuyor dağların zirvelerinde dolaşıyordu.
Yine durdu. Yüzünde garip bir tebessüm oluştu ve “Hasbunallah” dedi.
İstanbul- Van yolculuğu bitmek üzereydi ki ezan sesi duyuldu. Van'a az kalmıştı çünkü.
Ezan sesi Van semalarını çınlatmaya başlarken şahin bakışlı adam bir kayanın başında rüzgâra doğru kıbleye dönüp "Allahu ekber" diyerek namaza durdu.

Bu şahin bakışlı adam Bediüzzaman'dan başkası değildi.
1911'in bir temmuz akşamında Van'a az kala akşam ezanıyla namaza durmuştu. O asla vakit geçirmezdi. Vakit girer girmez namaza durur.
Asla abdestsiz de gezmezdi.
O namaza durunca ben de arkasında usulca namaza durdum.
Ben namazımı çoktan bitirdim ama o bitirmiyordu.
Fakat garip bir durum söz konusuydu.
O heybetli duruş çok farklılaşmıştı. Bir aciz-i mutlak hissi veriyordu.
O kâinatlara sığmayan adam bir avuç olmuştu.
O şahinden daha sert bakan gözler önünü bile göremiyordu.
O dalıp gitmişti.
Yatsıya kadar bu hal devam etti.
Ben nefes bile almıyordum. Hep seyrediyordum.

Sonra yatsı namazını kıldı ben de kıldım. Üzerinde namaz kıldığımız kayalar dizlerimi acıtırken o sanki yumuşak pamuk üzerinde namaz kılıyor gibi bir an olsun dizlerini değiştirmedi.
Aman Allahım o nasıl bir kulluktu? O nasıl bir ubudiyetti? O nasıl bir zikirdi?
Her Allahu ekber deyince üzerinde namaz kıldığı kaya da sanki Allahu ekber diyordu.
Gerçekten bu manzarayı görmek gerekliydi.
Tam o anda bir kurt sürüsü geldi benim tüylerim diken diken olmuştu. O görmemişti. Yahut da bana öyle gelmişti. Çünkü daldığı ubudiyet deryasından her şeyle irtibatını kesmişti. O sanki bu dünyada değildi.
Onun için göremezdi diyorum.
Kurt sürüsü onu görür görmez munis birer kediye dönüşüp etrafında çömeldiler. Sanki bekçilik yapıyorlardı.
O namazını bitirene kadar öylece kaldılar.
Sonra hiçbir ses çıkartmadan karşı tepeye doğru sessizce kayboldular.
Şahin bakışlı adam son duasını yaptıktan sonra ayağa kalkıp şehre doğru yürüdü.
Vali konağına doğru gidiyordu.
***
—Tık… Tık…
—Seyda uyandın mı?
Seslenen Van valisi Tahsin paşaydı.
—Buyurun paşam.
Vali içeri girdi. Bediüzzaman seccadenin üstünde bağdaş kurmuş oturuyordu. Bediüzzaman gece gelmiş, kendisine bu odada yatak sermiş istirahat etmesi için yalnız bırakmıştı. Fakat yatağı olduğu gibi duruyordu el atmadığı belliydi.
—Sen yatmadın mı Seyda?
—Uyuyamıyorum paşam. Uykularım kaçıyor. Bir an önce medresemi açmak istiyorum. Şarki Anadolu insanına medresemin şahadetnamesini vermek istiyorum. Zira İslamiyet’in bayrağını afak-i kemalatta bir an önce temevvüç ettirmek gerek. Yoksa gelebilecek herhangi bir tufan bu cemiyetin bünyesine ağır gelir. Zülümatlar görüyorum. Bu zülümatlara hazır olmak gerek. Feleğin inadına kaderi ezelinin kapısını çalmak istiyorum. Zira Hikmeti Ezeliye’nin sırrını ilan etmek boynumuzun borcudur.
—Haklısın Seyda! Zaten izin almışsın işte. Gerekli ödenek de hazineyi hümayunda çıkmış. Getirdiğin bu bin altınla temelini atarız geri kalanını da inşallah herhangi bir aksilik çıkmazsa gönderirler. Ben bizzat bu işle uğraşırım. İnşallah medreseni kuracaksın. Lakin ya Seyda çok önemli sıkıntılarımız var. Acil çözülmesi gereken meseleler afakımızda arzı endam ediyor."
—Nedir bu çok önemli meseleler paşam?
—Rus keferesi Ermenileri kışkırtıyor. Ermeniler çeteler halinde köylerimize baskın yapıyorlar. Daha da önemlisi Ruslar bölgeye fitne sokuyorlar. Birçok dağ aşiretlerindeki aşiret ağalarını da isyana teşvik ediyorlar. Bu fitnenin bitmesi lazım… Devleti âliye hem Ruslarla hem de burada çıkabilecek her hangi bir isyanla baş etmesi zor olacak.
—İşte paşam bende bunun için diyorum ya cehalete karşı cihat etmek lazımdır. Bunun içinde tek çare medresemin açılması ve yoğun bir şekilde talebe yetiştirmemiz elzemdir. Medrese yapılana kadar boş durmamak gerek. Bana büyük bir çadır lazım. Bir an önce talebe yetiştirmeye başlamalıyım. Binayı yapmak sizin işiniz. Ben kararımı verdim Çoravanis köyünde bir çadır açıp talebe toplayacağım.
-Neden Çoravanis ya Seyda?
-Erek dağı beni çekiyor. Sırtımı Erek Dağı’na vermek istiyorum. Hem yetiştireceğim talebelere kâinatı okutmam lazım. Ve kâinatın birçok sırrı dağlarda gizlidir. Medresemin temellerini de orada atmanı istiyorum."
-"Ayrıca bir kararım daha var. Yetiştireceğim talebelerime fen ilimleri ve din ilimleriyle birlikte askeri eğitim de vermek istiyorum. Öyle görüyorum ki artık sadece talebe değil aynı zamanda bu memleket için fedai lazım. Her bir talebem bir fedai olacak. Hâkimiyeti İslamiye âlemde bahusus Asya da hükümferma olana kadar hep birlikte uyumamak lazım. Üç yüz yetmiş milyon Müslüman’ı esaretten kurtarma çare-i yegânesi de bu mücadele olacak."

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum