Salahattin ALTUNDAĞ

Salahattin ALTUNDAĞ

Risâle-i Nûr: Kur'ân'ın Sâde ve Modern Yorumu

“İbtida-ı hayr-ı küllî Bismillâhtır. Biz dâhi evvelâ onunla teşrîf oluruz. İdrâk eyle ey nefs-i insan, bu kelime-i mübâreke İslâm'ın alâmet-i fârikası olduğu gibi, kün mevcudâtın lisân-ı hâliyle eyledikleri vird-i zebândır.”

Bu ifâde, Risâle-i Nûr okuyucularına yabancı gelmeyebilir. Çoğunun aklına, Sözler’in Birinci Söz’ünün ilk paragrafı gelecektir:

“Bismillâh, her hayrın başıdır. Biz dâhi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu mübârek kelime İslâm nişânı olduğu gibi bütün mevcudâtın lisân-ı hâliyle vird-i zebânıdır.”

Bediüzzamân Hazretleri, Risâle-i Nûr’ları basît ve âvam lisânıyla yazdığını belirtmişlerdir.[1] Bu bağlamda, günümüzde insanların eserin dilini “ağır, anlaşılır değil” olarak nitelendirmeleri üzerine düşündük: Bediüzzamân Hazretleri Risâle-i Nûr’daki bu ifâdeyi yukarıdaki ifâde gibi de yazabilirdi.

Bediüzzamân Hazretleri, bu veya daha ağır ve daha sanatlı ifâdeleri yazamaz mıydı? Eski eserlerinden ve İstanbul'da bulunduğu yıllarda gazetelere yazdığı yazılardan anlaşılacağı üzere, yazabilirdi. Bu yazılarını okuyanlar, onun ne derecede sanatlı ve derîn bir dil bilgisine sâhip olduğunu iyi bilir ve bunu müşâhede eder.

Gelin öncelikle bu iki ifâdeyi analiz edelim ve Risâl-i Nûr’u biraz daha iyi tanıyalım:

İki ifâdeyi karşılaştırdığımızda, her ikisi de aynı temel mesâjı taşıyor, ancak dil kullanımı ve stil açısından farklılıklar gösteriyorlar. Risâle-i Nûr’un ifâdesi daha sâde ve günümüz Türkçesine yakın bir kullanım sergilerken, diğer ifâde daha ileri düzey ve edebî bir Osmanlıca kullanımına sâhip:

DİLBİLGİSİ VE YAPI:

  1. Risâle-i Nûr’un İfâdesi
  • Dilbilgisi Yapısı: Basît ve doğrudan. Modern Türkçe dilbilgisi kurallarına uygun cümleler.
  • Kelime Seçimi: Günlük dilde sıkça kullanılan terimler. Osmanlıca veya Arapça kökenli kelimelerin basît formu kullanılmış.
  1. Diğer İfâde
  • Dilbilgisi Yapısı: Edebî ve karmaşık. Osmanlıca dilbilgisi kurallarına ve klasik edebiyâtın yapısına yakın.
  • Kelime Seçimi: Eski ve edebî terimler, Osmanlıca ve Arapça kökenli kelimelerin karmaşık formları.

STİL VE EDEBÎ DEĞER:

  1. Risâle-i Nûr’un İfâdesi
  • Stil: Anlaşılır ve sâde. Modern Türkçe'nin akıcı ve basît üslûbu.
  • Edebî Değer: Daha çok içeriğe odaklanmış, stil ve forma göre daha az süslü.
  1. Diğer İfâde:
  • Stil: Sanatsal ve süslü. Osmanlıca edebiyâtın estetik ve ritmik yapısını yansıtıyor.
  • Edebî Değer: Kullanılan her kelime ve ifâde, edebî ve sembolik anlam taşıyor.

SEMANTİK (ANLAM) VE İÇERİK:

  1. Risâle-i Nûr’un İfâdesi
  • Anlam: Doğrudan ve açık. Her kelime, belirgin bir anlam taşıyor ve kolâyca anlaşılıyor.
  • İçerik: İslâmî konseptleri ve inânçları basît bir şekilde ifâde ediyor.
  1. Diğer İfâde:
  • Anlam: Derîn ve çok katmanlı. Kullanılan her terim, simgesel ve edebî bir derînlik içeriyor.
  • İçerik: İslâmî konseptleri ve inânçları daha zengin ve edebî bir dille sunuyor.

OKUYUCU ETKİLEŞİMİ:

  1. Risâle-i Nûr’un İfâdesi
  • Erişilebilirlik: Geniş bir kitleye hitâp eder. Kolây anlaşılabilir ve ulaşılabilir.
  • Etki: Doğrudan ve açık iletişim, mesâjı hızlı bir şekilde iletiyor.
  1. Diğer İfâde
  • Erişilebilirlik: Daha dar bir kitleye hitâp eder. Osmanlıca veya klasik edebiyâtla âşinâ olanlar için daha anlamlı.
  • Etki: Sanatsal ve derîn bir etki bırakıyor. Okuyucuyu düşünmeye ve metni çözmeye teşvîk ediyor.

Her iki ifâde de aynı temel konuyu ele alıyor, ancak diğer ifâde, dilin ve edebiyâtın sanatsal yönlerini kullanarak daha derîn bir etki bırakıyor. Risâle-i Nûr’un ifâdesi ise mesâjını daha geniş bir kitleye ulaştırmak için sâde ve anlaşılır bir dil tercih ediyor. Bu farklı yaklaşımlar, her iki metnin de kendi içinde değerli olmasını sağlıyor, ancak farklı kitlelere ve amaçlara hizmet ediyorlar.

Her iki ifâdeyi de hizmet ettikleri amaca göre analiz ettiğimizde şu sonuçlara varıyoruz:

  1. Risâle-i Nûr’un İfâdesi
    • Amaç: Genel anlamda eğitim ve bilgilendirme. Bu ifâde, daha geniş bir kitleye hitâp ederek İslâmî kavramları ve inânçları basît, anlaşılır bir dille ifâde etmeyi amaçlar.
    • Kullanım Alanları: Genel eğitim materyalleri, dinî sohbetler, günlük konuşma dili gibi daha geniş ve çeşitli ortamlarda kullanıma uygundur. Her yaştan ve her eğitim seviyesinden insanın kolâyca anlayabileceği bir dil kullanır.
  2. Diğer İfâde
    • Amaç: Sanatsal ifâde ve derîn edebî değer. Bu ifâde, dilin ve edebiyâtın estetik yönlerini kullanarak, daha derîn bir anlam ve zengin bir dil yapısı sunmayı hedefler.
    • Kullanım Alanları: İleri düzey dinî ve edebî çalışmalar, akademik metinler, Osmanlıca edebiyâtına ilgi duyanlar için yazılar gibi daha özelleşmiş ve spesifik ortamlarda tercih edilir. Bu tarz bir dil kullanımı, edebî bir zevk ve dilbilimsel bir derînlik arayan okuyuculara hitâp eder.

Her iki ifâdenin amacı, İslâmî kavramları ve inânçları ifâde etmek olsa da bunu yaparken kullandıkları yöntemler ve hedef kitleleri farklıdır. Risâle-i Nûr’un ifâdesi daha geniş ve çeşitli bir kitleye ulaşmayı hedeflerken, diğer ifâde daha dar ve spesifik bir kitleye, özellikle edebiyât ve dilbilimi ile ilgilenenlere hitâp eder.

Risâle-i Nûr’u okuyanlar ve inceleyenler onun, İslâm inâncı ve ahlâkı üzerine derîn felsefî ve teolojik konuları işlediğini görmektedirler. İslâm inâncı ve ahlâkı üzerine derîn felsefî ve teolojik konuları basît bir dil ile ifâde etmek zor bir iştir ve bunu başarabilmek büyük bir beceri ve mârifet göstergesidir. İşte bunun nedenleri:

  1. Konuların Karmaşıklığı: Felsefe ve teoloji, doğası gereği karmaşık ve derîn konulardır. Bu konular, genellikle soyut kavramları, varlık ve bilginin doğasını, ahlâk ve etik meseleleri içerir. Bu tür konuları, herkesin anlayabileceği şekilde basîtleştirmek zordur.
  2. Dilin Sınırlılıkları: Soyut ve karmaşık fikirleri, sınırlı ve somut kelimelerle ifâde etmek zordur. Basît bir dil kullanarak bu derîn kavramları açıklamak hem dilin sınırlarını zorlar hem de yazarın ifâde yeteneğini test eder.
  3. Çeşitli Okuyucu Kitlesine Ulaşma: Farklı eğitim seviyeleri, kültürel arka planlar ve dinî bilgi düzeylerine sâhip insanlara hitâp etmek zordur. Basît bir dil kullanarak geniş bir kitleye ulaşmak ve herkesin anlayabileceği bir şekilde konuları açıklamak, büyük bir iletişim becerisi gerektirir.
  4. Özün Korunması: Karmaşık fikirleri basîtleştirirken, bu fikirlerin özünü ve derînliğini korumak önemlidir. Basît dil kullanırken, fikirlerin anlamını ve gücünü kaybetmemek, dikkâtli bir dengeleme ve derîn bir anlayış gerektirir.
  5. Eğitimsel Etki: Karmaşık dinî ve felsefî konuları basît bir dil ile etkili bir şekilde ifâde edebilmek, bu konuların daha geniş bir kitle tarafından öğrenilmesini ve anlaşılmasını sağlar. Bu, özellikle eğitimde önemli bir beceridir.

Risâle-i Nûr'un bu başarısının altında yatan, bu tür zorlukların üstesinden gelme yeteneğidir. Soyut ve karmaşık konuları basît bir dille ifâde edebîlmek hem derîn bir konu hâkimiyeti hem de olağanüstü bir ifâde becerisi gerektirir. Bu yüzden, bu tür bir başarı, büyük bir mârifet ve beceri olarak kabûl edilir.

Risâle-i Nûr Külliyatının bu özellikleri birkaç açıdan önemli:

  1. Erişilebilirlik: Derîn ve karmaşık konuları basît bir dil ile ifâde etmek; bu, konuları daha geniş bir kitleye ulaştırır. Bu, özellikle dinî bilgiye erişimi sınırlı olan veya akademik jargonla âşinâ olmayan kişiler için önemlidir.
  2. Eğitimsel Değer: Basît dil kullanımı, karmaşık fikirlerin daha kolây öğrenilmesine ve anlaşılmasına imkân tanır. Bu, öğrenme sürecini kolâylaştırır ve daha etkili bir eğitim deneyimi sağlar.
  3. Dilin Gücü: Risâle-i Nûr, dilin gücünü ve ifâde zenginliğini, karmaşık düşünceleri basît terimlerle aktararak gösterir. Bu, yazarın dil üzerindeki ustalığını ve mesâjını her seviyeden okuyucuya ulaştırma yeteneğini vurgular.
  4. Fikirlerin Evrenselliği: Basît ve anlaşılır dil kullanımı, eserin evrensel bir nitelik kazanmasına yardımcı olur. Farklı kültürel ve eğitim arka planlarından gelen insanlar, eserin temel fikirlerini daha kolây kavrayabilir.
  5. Derînlik ve Sâdeliğin Birleşimi: Derîn teolojik ve felsefî konuları basît bir dil ile ifâde edebîlmek, yazarın hem konulara hâkimiyetini hem de geniş bir okuyucu kitlesine hitâp etme yeteneğini gösterir.

Risâle-i Nûr'un bu özellikleri, eserin sâdece bir dinî metin olmanın ötesinde, dilin ve ifâdenin gücünü sergileyen bir eser olmasını sağlar. Bediüzzamân Hazretlerinin bu yaklaşımı, eserlerini daha etkileyici ve ulaşılabilir kılarak, onların zamân ve mekân sınırlarını aşmasına imkân tanır.

Bazıları, “Risâle-i Nûr'da Osmanlıca ve Arapça ifâdeler bulunuyor. Bunlar gerçekten basît ve anlaşılır mıdır?” diye sorabilir. Risâle-i Nûr'da kullanılan Osmanlıca ve Arapça ifâdelerin varlığı, eserin dilini önemli ölçüde etkiler. Bunların varlığı, birkaç nedene dayanır. Bunlardan bazıları:

  1. Dilin İfâde Gücü: Osmanlıca ve Arapça, târihsel olarak İslâmî ilimler ve felsefî konularda sıkça kullanılan dillerdir. Bu dillerde, Türkçe'de doğrudan karşılığı bulunmayan veya daha derîn anlam taşıyan özel terimler yer alır. Örneğin, Cenâb-ı Hakk’ın “Rahmân” ve “Rahîm” isimleri, “Esirgeyen” ve “Bağışlayan” olarak çevrildiğinde, asıl anlamın derînliği kaybolabilir. Vâhid-i Ehad vs. gibi.

(Risâle-i Nûr'daki âyetler, Kur’ân-ı Hakîm'in en büyük mu'cizesi olan husûsiyetleri kaybettirilmeden, büyük bir san'at ve mehâretle Türkçemize tefsîr edildiği için; Risâle-i Nûr'u kadın, erkek, memûr ve esnâf, âlim ve feylesof gibi her türlü halk tabakası okuyup anlayabiliyor.)[2]

  1. Kültürel ve Târihsel Bağlam: Risâle-i Nûr, İslâm inâncı ve ahlâkı üzerine yazılmıştır, bu yüzden bu konuların târihsel ve kültürel bağlamını yansıtan dili kullanmak önemlidir. Osmanlıca ve Arapça ifâdeler, bu bağlamı daha iyi yansıtır ve eserin târihsel derînliğini artırır.
  2. Anlam Zenginliği: Osmanlıca ve Arapça ifâdeler, tek bir Türkçe kelimeyle ifâde edilemeyecek zengin anlamlar taşıyabilir. Bu dillerdeki terimler, genellikle çok katmanlı ve sembolik anlamlar içerir.
  3. Eserin Erişilebilirliği: Bediüzzamân Hazretleri, eserlerinde anlaşılabilirliği en üst seviyede tutmak için en basît ve anlaşılır Osmanlıca ve Arapça ifâdeleri seçmiştir. Bu yaklaşım, eserin daha geniş bir kitleye ulaşmasını ve okuyucuların eserin derînliklerini keşfetmelerini sağlar.
  4. Dilin Evrenselliği: Risâle-i Nûr'un dili, sâdece Türkiye'deki okuyucuları değil, geniş bir coğrafî alandaki Müslümânları da hedef alır. Bu nedenle, Osmanlıca ve Arapça terimlerin kullanımı, eserin daha geniş bir Müslümân topluluğu tarafından anlaşılmasına katkıda bulunur.

Risâle-i Nûr'daki Osmanlıca ve Arapça ifâdelerin kullanımı, bu dillerin ifâde gücü, kültürel ve târihsel bağlam, anlam zenginliği ve eserin erişilebilirliğine önemli katkılarda bulunur. Bediüzzamân Hazretleri'nin bu dillerdeki en anlaşılır terimleri seçmesi, eserin daha geniş bir kitleye hitâp etmesini sağlamıştır.

Risâle-i Nûr'daki Osmanlıca ve Arapça kelime ve kavramlar, 1970'lere kadar okunduğunda rahatlıkla anlaşılabilirdi. Ancak, günümüz insanlarının bu kelimeleri ve kavramları anlamakta zorlanmalarının çeşitli nedenleri vardır. Bu konuyu başka bir zamân detâylı olarak ele almayı plânlıyorum.

Risâle-i Nûr eserlerindeki Osmanlıca ve Arapça kelimeleri ve kavramları anlamakta zorlanan günümüz insanları için birkaç tavsiye sunabiliriz:

  1. Sabırlı ve Sürekli Okuma: Bu, anlama sürecinin temelidir. Bediüzzamân Hazretleri bile Risâle-i Nûr'ları her gün okumuş ve her okumada yeni mânâlar keşfettiğini ifâde etmiştir[3] (Daha önceki yazılarımızda bu konuya değinmiştik)[4]. Risâle-i Nûr eserlerini tam anlamıyla kavramak, zamân ve sabır gerektirir. Metinleri tekrar tekrar okumak ve üzerinde düşünmek, anlayışı derînleştirecektir.
  2. Sözlük ve Referans Kaynakları Kullanmak: Osmanlıca ve Arapça terimlerin anlamlarını öğrenmek için güvenilir sözlükler ve referans kaynaklarını kullanmak önemlidir. Bu kaynaklar, kelime ve kavramların daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur.
  3. Eğitim Programlarına ve Sohbetlere Katılmak: Risâle-i Nûr eserlerini anlamak için düzenlenen eğitim programları ve sohbetlere katılmak, bu eserlerin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur. Bu tür programlar, eserlerin içeriği üzerine rehberlik ve derînlemesine tartışma fırsatları sunar.
  4. Grup Çalışmaları ve Tartışma Gruplarına Katılmak: Risâle-i Nûr eserlerini okuyup tartışmak için kurulan gruplara katılmak, farklı bakış açılarından yararlanma ve kavramları derînlemesine tartışma fırsatı sağlar.
  5. Açıklamalı Metinler Okumak ve Videoları İzlemek: Risâle-i Nûr eserlerinin kelime ve kavramlarını açıklamaya çalışan veya şerh eden kitaplar ve videolar, zor terimlerin ve kavramların daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir. Ancak, bu açıklamaların, açıklama yapanın kendi anlayışına dayandığını unutmamak gerekir. Bu tür kaynaklar, eserleri daha iyi anlamak için birer pencere açabilir, ancak tam anlamını yansıtmadıklarını da göz önünde bulundurmalıyız. Açıklamaları okurken veya dinlerken, sâdece bu açıklamalara takılıp kalmamak, Risâle-i Nûr'un daha derîn anlamlarını keşfetmeye devâm etmek önemlidir.
  6. Dil Öğrenme: İleri düzeyde ihtisâs yapmak isteyenler için Osmanlıca veya Arapça dil eğitimi almak ve bu dillerin temel bilgisini edinmek, derîn bir anlayış kazanılmasına yardımcı olabilir.

“Felillahilhamdü velminnetü, Kur’ânın i'câz-ı manevîsinin feyziyle Risâle-i Nûr mîzanları, din-i İslâmın ve hakaik-i Kur’âniyenin meyvelerini ve neticelerini öyle bir tarzda göstermişlerdir ki; DİNSİZ DÂHİ ONLARI ANLASA, TARAFTAR OLMAMAK KABİL DEĞİL.”[5]

Son olarak Bediüzzamân Hazretlerinin Risâle-i Nûr şâheserindeki şu ifâdelere dikkâtinizi çekmek istiyorum:

  • “Kur’ân-ı Mürşîd, bütün tabakât-ı beşere hitâb eder. Kesretli tabaka ise, tabaka-i âvamdır.”[6]
  • “…ifhâm ve tâlimdeki beyânât-ı Kur’âniye o kadar hârikadır, o derece letâfetli ve selâsetlidir; en basît bir âmi, en derîn bir hakikatı onun beyânından kolâyca tefehhüm eder. Evet, Kur’ân-ı Mu'ciz-ül Beyân, çok hakaik-i gâmızayı nazar-ı umûmîyi okşayacak, hiss-i âmmeyi rencide etmeyecek, fikr-i âvamı tâciz edip yormayacak bir sûrette basîtâne ve zâhirâne söylüyor, ders veriyor. Nasıl bir çocukla konuşulsa, çocukça tâbirât istimâl edilir. Öyle de:

aa1.png

denilen, mütekellim üslûbunda muhâtâbın derecesine sözüyle nüzûl edip öyle konuşan esâlib-i Kur’âniye, en mütebahhir hükemânın fikirleriyle yetişemediği hakaik-i gâmıza-i İlâhiye ve esrâr-ı Rabbâniyeyi müteşâbihât sûretinde bir kısım teşbihât ve temsîlât ile en ümmî bir âmiye ifhâm eder.” [7]

  • “Hem umûmuna îmânın ulûmunu tâlim eder, isbât eder. Öyle ise, âvamın en ümmîsi, havassın en ehassına omuz omuza, diz dize verip berâber ders-i Kur’ânîyi dinleyip istifâde edecekler. Demek Kur’ân-ı Kerîm, öyle bir mâide-i Semâvîyedir ki; binler muhtelif tabakâda olan efkâr ve ukûl ve kulûb ve ervâh, o sofradan gıdalarını buluyorlar, müştehiyâtını alıyorlar. Arzûları yerine gelir. Hattâ pek çok kapıları kapalı kalıp, istikbâlde geleceklere bırakılmıştır.”[8]
  • “…ders-i Kur’ânın muhâtâblarından en kesretli tâife olan tabaka-i âvamın basît fehimlerini okşayan zâhirî ve basît mertebesi dâhi en ulvî tabakâyı da tam hissedâr eder.”[9]

Risâle-i Nûr da Kur'ân-ı Hakîm gibi, felsefenin varlıklar hakkında bahsettiği tarzda değil, meseleleri daha basît bir şekilde ele alıyor. Risâle-i Nûr, âvâm sevîyesinde olan kişilerin kafalarını karıştırmayacak ve yormayacak bir dil kullanarak, Kur'ân-ı Hakîm gibi konuları mümkün olan en basît şekilde anlatıyor. Bu yaklaşım, Risale-i Nur'un yukarıdaki ifadelerde vurgulanan hakikatlerin aşağıdaki ifâdelerdeki hakikatleri nasıl tasdîk ettiğini ve Risale-i Nur'un ne kadar değerli bir elmâs kaynak olduğunu bizlere gösteriyor.

ÖNEMLİ BİR NOT:

Risâle-i Nûr Kur’ân’a âit olup, MEDH Ü SENÂ Kur’ân'ın esrârına âittir.[10]

RİSÂLE-İ NÛR'U SENÂDAN MAKSADIM, Kur’ânın hakikatlarını ve îmânın rükünlerini teyid ve isbat ve neşirdir.[11]

  • “Risâle-i Nûr'un bütün eczaları, o Kur’ân-ı Mu'ciz-ül Beyân'ın cadde-i nurânîsinde birer elektrik lâmbası hizmetini görüyorlar.”[12]
  • “Risâle-i Nûr eczaları, Kur’ânın tereşşuhâtıdır.”[13]
  • "Risâle-i Nûr, Kur’ânın ve Kur’ândan çıkan bürhanî bir tefsîr olduğundan, Kur’ânın nükteli, hikmetli, lüzûmlu usandırmayan tekrârâtı gibi onun da lüzûmlu, hikmetli, belki zarûrî ve maslahâtlı tekrârâtı vardır.”[14]
  • “Risâle-i Nûr, Kur’ânın çok kuvvetli, hakikî bir tefsîridir.”[15]
  • “Kur’ândan tereşşuh eden Risâle-i Nûr…”[16]
  • “…şu dehşetli asırda, Kur’ânın bir mu'cize-i mânevîyesi olan Risâle-i Nûr…”[17]
  • “Kur’ân-ı Hakîm'in sırr-ı i'cazıyla hakikî bir tefsîri olan Risâle-i Nûr”[18]
  • “… Cenâb-ı Hakk'a hadsiz şükürler olsun ki; bu zamânın tam yarasına bir tiryâk olarak Kur’ân-ı Mu'ciz-ül Beyân'ın bir mu'cize-i mânevîyesi ve lemaâtı bulunan Risâle-i Nûr, pek çok müvâzenelerle, en dehşetli muannid mütemerridleri, Kur’ânın elmâs kılıncı ile kırıyor.”[19]
  • “.... bu zamânda küfr-ü mutlakı ve mütemerrid dalâletin inadını kıracak, parçalayacak Risâle-i Nûr'da tecelli eden hakikat-ı Kur’âniyedir.”[20]
  • “Risâle-i Nûr, Kur’ânın hakikî bir tefsîri ve hakikatının bir tercümânı ve mes'elelerinin bürhânıdır.”[21]
  • “Risâle-i Nûr doğrudan doğruya Kur’ânın bâhir bir bürhânı ve kuvvetli bir tefsîri ve parlak bir lem'a-i i'caz-ı mânevîsi ve o bâhrin bir reşhası ve o güneşin bir şuaı ve o mâden-i ilm-i hakikattan mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i mânevîyesi olduğundan…”[22]
  • “Risâle-i Nûr ise, Kur’ânın malıdır ve MÂNÂSIDIR.”[23]
  • “Risâle-i Nûr, Kur’ân'ın has tefsîri olduğundan Kur’ân'a bağlıdır.”[24]
  • “Risâle-i Nûr, Mu'cize-i Kübra-i Ahmediye (A.S.M.) olan Kur’ân-ı Azîmüşşan'dan nebean ettiği için…”[25]
  • “…umûm onların merci'leri ve menba'ları ve üstâdları olan Kur’ân, Risâle-i Nûr'a tam mükemmel bir üstâd olmuştur.”[26]
  • “…Risâle-i Nûr, Kur’ân-ı Mübîn nûrunu ve hidâyetini neşreden bir kitâb-ı mübîndir.”[27]
  • “… (Risâle-i Nûr), Arş-ı Â'zam'la bağlı olan Kur’ân-ı Azîmüşşân ile bağlanmış bir hakiki tefsîridir.”[28]
  • “…Kur’ânın en yüksek ve mübârek tefsîri bulunan Risâle-i Nûr…”[29]
  • “Risâle-i Nûr âhize ve nâkile ile mücehhez bir radyo-yu Kur’âniyedir.”[30]
  • “Risâle-i Nûr'un menbaı, mâdeni, esası da Kur’ândır.”[31]
  • “…Kur’ânın bir mu'cize-i mânevîyesi olan Risâle-i Nûr…”[32]
  • “…Risâle-i Nûr mânevî bir tefsîr-i Kur’ânî olduğu için…”[33]
  • Hakâik-i Kur’âniyenin lemaatı olan Risâle-i Nûr…”[34]

[1] - Şimdi kısaca ve âvâm lisânıyla nefsime diyeceğim. Sözler - 5 (Birinci Söz)

- Birâder, haşîr ve âhireti basît ve âvâm lisânıyla ve vâzıh bir tarzda beyânını ister isen, öyle ise şu temsilî hikâyeciğe nefsimle berâber bak, dinle. Sözler - 48 (Onuncu Söz)

[2] Şuâlar - 549 (On Dördüncü Şuâ/Risâle-i Nûr talebelerinin müdâfaâtıdır./[Zübeyr'in müdâfaâsıdır])

[3] Sungur Ağabey … şunları anlattılar: “Üstâd bir derste dedi ki: 'Ben yemîn ediyorum bu dersi yeni görmüş gibi istifâde ettim, ders aldım. Halbûki ben bunu on bin defâ okumuşum' (Buradaki sayı da çokluktan kinâye) http://www.cevaplar.org/index.php?content_view=922&ctgr_id=39

[4] https://www.Risâlehaber.com/salahattin-altundag-birinci-sozun-derinlemesine-analizi-bismillahin-evrensel-mesaji-25579yy.htm

[5] Mektûbât - 34 (Dokuzuncu Mektûb)

[6] Sözler - 243 (On Dokuzuncu Söz/On Dördüncü Reşhâ)

[7] Sözler - 389 - 390 (Yirmi Beşinci Söz/Birinci Şû'le:/Birinci Şuâ:/İkinci Sûret:/Beşinci Nokta)

[8] Sözler - 390 - 391 (Yirmi Beşinci Söz/Birinci Şû'le:/Birinci Şuâ:/İkinci Sûret:/Beşinci Nokta)

[9] Sözler - 452 (Yirmi Beşinci Söz/Emirdağı Çiçeği)

[10] Barla Lâhikası - 165 (Yirmi Yedinci Mektûb'un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihâyetidir)

[11] Mektûbât - 465 (İşârât-ı Gaybîye Hakkında Bir Takrîz)

[12] Mektûbât - 330 (Yirmi Altıncı Mektûb/Dördüncü Mebhas/İkinci Mes'ele)

[13] Mektûbât - 426 (Yirmi Dokuzuncu Mektûb/Altıncı Risâle Olan Altıncı Kısım/Beşinci Desise-i Şeytâniye)

[14] Şuâlar - 81 (Dördüncü Şuâ/Altıncı Mertebe-i Nûriye-i Hasbiye:/Üçüncü Bürhân/Üçüncü Nükte

[15] Şuâlar - 515 (On Dördüncü Şuâ/Gençlik Rehberi'nin Küçük Bir Hâşiyesi)

[16] Şuâlar - 648 (On Beşinci Şuâ/Elhüccetüzzehrâ'nın İkinci Makâmı)

[17] Şuâlar - 672 (On Beşinci Şuâ/Elhüccetüzzehrâ'nın İkinci Makâmı)

[18] Şuâlar - 675 (On Beşinci Şuâ/Elhüccetüzzehrâ'nın İkinci Makâmı)

[19] Şuâlar - 678 (On Beşinci Şuâ/Elhüccetüzzehrâ'nın İkinci Makâmı)

[20] Şuâlar - 679 (On Beşinci Şuâ/Elhüccetüzzehrâ'nın İkinci Makâmı)

[21] Şuâlar - 685 (Birinci Şuâ/İkinci Sûal)

[22] Şuâlar - 686 (Birinci Şuâ/İkinci Sûal)

[23] Şuâlar - 749 (Sekizinci Şuâ/Sekizinci Remz)

[24] Barla Lâhikası - 143 (Yirmi Yedinci Mektûb'un Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylin Nihâyetidir)

[25] Barla Lâhikası - 303 (Mektûbât'ın Üçüncü Kısmı)

[26] Kastamonu Lâhikası - 183

[27] Kastamonu Lâhikası - 188

[28] Kastamonu Lâhikası - 247

[29] Emirdağ Lâhikası-1 - 67

[30] Emirdağ Lâhikası-1 - 97

[31] Emirdağ Lâhikası-1 - 125

[32] Emirdağ Lâhikası-2 - 77

[33] Emirdağ Lâhikası-2 - 85

[34] Emirdağ Lâhikası-2 - 196

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
18 Yorum