1. YAZARLAR

  2. İsmail BERK

  3. Paris'te demir yığını: Eyfel
İsmail BERK

İsmail BERK

Yazarın Tüm Yazıları >

Paris'te demir yığını: Eyfel

A+A-

Brüksel’den Paris’e hızlı trenle bir saat 20 dakika’da gidildiğini öğrenince, yol rehberimin de tasvibi ile planlama yaptık. Güzel olan, hangi yöne ve hedefe gitmek istiyorsanız, size yetecek her düzeyde bilgi ve harita bulmak mümkün.

Ayrıca yol acemiliğinizi sağlıklı bir şekilde  ve itina ile rahatlığa dönüştüren bir “danışman”a yolda rastlayabiliyorsunuz.  İlgili olmayan direkt “Bilmiyorum” diyor. Bilense, mümkünse görsel bir malzeme ile duraktaki haritalardan veya enformasyon bürolarında şehir haritaları vererek sizi bilgilendiriyor.

Elinde kroki ile yönlendirme levhaları, metrolardaki durak belirten işaretleri ve tereddüdünüzü giderici  yönlendirme desteği alabiliyorsunuz. Doğrusu bu kadarını beklemiyordum.

Bu saiklerle planlamamızı yaptık. Sabah 07.13 treni ile hareket edip, 08.35’te Paris’e vardık. Daha önce iki-üç defa gitme fırsatı olmuştu, gitmemiştim. Çokta düşünmemiştim. Bu defa moda/edepşiken ve sanat yönüyle parlatılan ışıltılı şehri kısmen ve sınırlı  zamanda gözlemleme imkanımız oldu.

Paris’in, büyülü medeniyetin fantezi/şehvet/reklam/sanat/şöhret merkezli maddi unsurların behimi sonuçlarını yutturmaya çalışan bir yüzü var. Gösterişli tantana ile çekicilik, medeniyetin teknoloji gücüne sarılı baskın ve bireyci bir kasavetin izlerini görüyorsunuz. Eğlenen, mesai sonu içki dozajını arttıran, hayatı kendi merkezinde ve nefsinde tutan hedonizmin bütün figürlerini yansıtıyor cadde ve sokaklarda. Zevkçi yönü, batı medeniyetinin menfi yüzü aynı zamanda.

Diğer yüzü ise bilim, fen, insaniyet ve barış eğiliminde  ve düşüncesinde olan, sokağa ve sahneye yansımasa da, arayışın derinlikli ve çözümcü  buluşları ile aklın ve duygunun insani zemininde yeni buluşmalara ve sonuçlara açık, müzakereci ve sorgulayıcı bir hal. Bunların;  doğuya, İslam’a, geçmişe, tarihteki haçlı ve benzeri savaşlara, algıladıkları  ve tarihi devrelerini bildikleri Hıristiyanlığın çelişkili süreçleri üzerinde tereddütleri var, merakları söz konusu. Bilgi dağarcıkları, teslimiyete dayalı iman esasına geçmeleri için aradıkları din hassasiyetli, bir o kadarda muhakemeli gönül eri ve akıl feneri muhataplar arıyor.

Bu iki makro bakışın detaylarına inerek veri toplamaya zamanımız yetmese de, müşahedelerimiz ve Risale-i Nur’un fikri dürbünü ufkumuzun muhayyilesini bir hayli mutlu etti. Bu satırları yazarken,  Daily Telegraph gazetesinde yayınlanan araştırma bu sevincimize istatistiki destek verdi. Araştırmaya göre, geçen yıl 27 Avrupa Birliği (AB) ülkesinin nüfusunun yüzde 5’ini Müslüman oluşturuyordu. Ancak Avrupalılar arasında doğum oranının düşük olması ve Avrupa’ya Müslüman göçünün gittikçe artmasıyla bu oran 2050’de yüzde 20’ye ulaşacak. Gazete, araştırmaların 11 Eylül 2001 sonrası Avrupa’daki Müslümanların radikalleşeceği korkusunun boşa çıktığını gösterdiğini de hatırlattı.

Paris,içinde akan  Seine Nehri ile etrafına yerleştirilmiş mimari ve tarihi dokusu bir stil ve geçmiş hatırlatan sanat binaları ve yönetim yapıları ile bir görsellik yakalamış. Övüldüğü kadar olmasa da, İstanbul’un muhteşemliğini hatırlattığı için kıyas imkânı verdi.

Denizlerin geçişini, kıtaların köprülenmesini sağlayan Osmanlı inşasının ve öncesi tarihi dokunun İslam’la yüzleşen ve medeniyet ivmesi kazanan İstanbul’un pazarlanabilirlik, tarihe saygı ve geçmişine bağlılık farkıyla geri mesafede kaldığı halde, Paris’in kendini “cazibeli kadın edasıyla”  çirkinken makyajladığını düşündüm.

(Avrupa medeniyetinin sembol şehirlerinden Paris’te “yükselme”nin göstergesi Eyfel’de asansöre binip, yükselmek olsa gerek. Eyfel, çevre ve ziyaretçi açısından konu bu kadar afakî. Batının afakîliği akılla, doğunun afakîliği kalple dolarsa, ikisinin beraberliğinden; ufuk için aklın idraki ve kalbin gözü açılır. 
Mevcut hali,Avrupa medeniyetinin demir-çelikle yoğrulmuş, sanayiyle şekillenmiş ve cilası, boyasıyla modifike edilmiş bir süs gelini
)

Eyfel’i bir mühendis gözüyle inceledim. Zaten bir mühendislik anıtı denilebilir. “Harikası” demek doğrusu mesleki formasyonumla kabul görmedi. Çelik konstrüksiyon anlamında, diyagonal eklemelerle ve büyük düşünülmüş bir yükseklikle dikkat çekmeyi başarmış.

Eyfel Kulesi, 1887 ve 1889 yılları arasında Fransız Devrimi'nin yüzüncü yıl kutlamaları anısına Dünya Fuarı için yapılmış. Aslen 1988 Fuarı için Barcelona'ya yapılması planlanan kule, bu fikir reddedilince Paris'te Seine Nehri'nin kıyısında Champ de Mars'da yapılmasına karar verilmiş.  300 işçinin bir araya getirdiği 18,038 parça demirden oluşturulan kule, Koechlin'in yaptığı dizaynla iki buçuk milyon perçinle birleştirilmiş.  24 metre yüksekliğindeki televizyon anteni ile birlikte kulenin yüksekliği 324 metre. Bu yükseklik yaklaşık olarak 81 katlı bir binaya eş değer. Eyfel Kulesi günümüzde  Fransa'nın en yüksek 5. yapısı. 7300 ton ağırlığındaki kule güneşle birlikte tepeden yaklaşık 18 santimetreye kadar genleşmektedir ve rüzgârlı havalarda 6-7 cm kadar yana yatmakta.

Paslanmasını önlemek amacıyla kule her yedi yılda bir boyanıyor. 50-60 ton boyanın kullanıldığı işlem sırasında kulenin tek renk görülebilmesi için aşağıdan tepeye doğru koyulaşan üç ayrı tonda boya kullanılıyor. Yapımına başlandığında Paris halkı tarafından göz zevkini bozduğu gerekçesiyle direnişle karşılaşılmış. Yapımının ardından yirmi yıl ömür biçilen kulenin, kullanım süresi dolduktan sonra sökülmesi planlandıysa da 1909'da kulenin çektiği ilgi nedeniyle bundan vazgeçilmiştir. Eyfel Kulesi şekli nedeniyle de çeşitli eleştirilere maruz kalmış. Bu yüksek kuleden atlayarak intihar edenlerin sayısı yaklaşık 400. Bu tür olayların ardından kulenin çeşitli kısımlarına güvenlik nedeniyle tel örgü ağları çekilmiş.

( Eyfelin ikinci katından kuleye bakış)

Ancak tanıtım ve ilgi odağı olma ve “satma” becerisi ile sanayi toplumun bir imalatı ve başarısı olarak görülebilir. Bu anlamda Brüksel’deki Atomium estetik ve farkındalık değeri ile daha sempatik ve coşkulu.
Klasik seriden seyir kulesi ve şehri ufuktan temaşa etme anlamında Almanya’daki Stutgart kulesi  hiçte geri değildir.

Paris’in edebiyat ve sanat ciheti, jakoben ve devletçi bir kamu yönetimi yapısı, katı ve kaotik laiklik anlayışı ile birlikte sefahat ve “edebe mugayir” edebiyatçıları ile “açıkta kalan” suretleri ve sermayeyi tüketmiş siretleri ile anlamsızlaşan ve amacını yitiren bir sanat çemberinde denize açılan acemi yüzücüler gibi bir hal var ortada.

Eyfel’le pazarlanan, su kanalları ile gezdirilen bir sanat şehrinin, banliyolarında saklı potansiyelinin sokağa döküldüğü demlerdeki seviciliği gerçekten kayboluyor gözlerde.Sarkozy’nin seçimdiği günlerde yaşanan olaylar hala gözlerimizin önünde.

Tren istasyonunda metro planına göre güzergahımı  sorduğum bir  Fransa vatandaşının  ayak üstü tanışmada “Arap mısın?” diye sorması benimde hayır “Türk” diye biten cevabımdan sonra “Ya siz” dediğimde “Arabım” deyişinin akabinde Müslüman olduğunu ve mesleğinin “IT Engineering” olması, bir gencin şahsında Fransa’da karşılaştığım anlamlı bir kesitti.
Sonra bir akşam kaldığım, önceden rezervli güvenilir ve düzgün otelin Televizyon kanallarını doğrusu Türkiye’den daha mazbut gördüm. Hele bir siyahinin eşi ve iki çocuğu ile çıktığı veya sürüklendiği bir çöl ve kaçış yolculuğu vardı ki, doğrusu anlamak için dile hacet yoktu ve insani ezikliğin, medeniyetçe hoyrat ve askerlerle çevrili yollardaki kontrol ve perişaniyetleri  ayrı bir açılım ve mesaj idi.

Kıblemi tanımlamada zorlandığım ve tahmin yürüttüğüm bir anda, önümüzdeki küçük marketten aldığım bir şeyler vesilesiyle “Merhaba kardaş” sözünün yüzüme gülen hali, kıble tarifini aldırmış ve sıcak bir sohbetin anlaşılır zemininde gıpta ettiren bir sezgiyle bizi izleyen Hindu market sahibine de sempatik gelmişti.

Zamanında kalkan trenler, dakikası dakikasına iken, gayri ihtiyari bizde, geçen yıla kadar TCDD yollarını aradığınızda “Kara tren gecikir belki hiç gelmez” müziği ile karşılanmanın verdiği geç gelme motivasyonu ve kültürümüze sinen gecikme halleri geldi aklıma. Çoğu zamanda gelir başıma, getiririm başınıza misali.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.