1. YAZARLAR

  2. Bahaeddin SAĞLAM

  3. Kur’an Varlığın Ruhu Mu, Tarihsel mi?!
Bahaeddin SAĞLAM

Bahaeddin SAĞLAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Kur’an Varlığın Ruhu Mu, Tarihsel mi?!

A+A-

Bir Giriş

Varoluş ve hayat, enerji (madde) yazılım ve gelişme sürecinden (tekâmül) ibarettir. Dinin ifadesiyle kudret, ilim ve iradeden ibarettir. Dolayısıyla varoluşta ve hayatta sonsuz bir bilinç, ruh ve bedensel oluşum söz konusudur. Din denince bu üç aşama hatıra gelir. Dinin kaynağı hayattaki bu bilinç ve ruhtur. Bu bilinç ve ruhun dindeki ismi ise vahiy, kelam ve logostur. Hıristiyanlık dininde mücessem olarak İsanın kendisidir. Bu bilinç ve ruhun elbette bir bedeni de olmalı; ona da gelenek ve şeriat denilir.

Bazen beden denilen bu şeriat şekle dönüşür; ruh ve bilinç kaybolur. Bazı düşünürler de çıkıp meseleyi ruha ve bilince yönlendireceklerine din tarihseldir deyip onu yani bedenini dışlıyorlar. Hâlbuki en çok şekle karşı gelen Hz. İsa şeklî dindarlığı ve Ferisiliği tamamen dışladığı halde ben şeriatı değiştirmeye gelmedim; ondaki ruh ve bilinci ona iade etmek için geldim, diyor. (Matta İncilinde. )

İslamiyet ise madde ve manayı, ruh ve bedeni, dünya ve ahireti bir olarak ele aldığı için yani yaz ve kışı bahar yaptığı için onda Yahudilikteki gibi şekilcilik tehlikesi fazla değildir. Fakat şekilcilik tehlikesi Müslümanlar için de söz konusudur. Nitekim Hz. İsa size komşunuzu ve dostunuzu sevin denilmiş. Ben derim ki; düşmanınızı dahi dostunuz gibi sevmezseniz tam iman etmiş olamazsınız, (Matta, 5. Bap) gibi aşırı ilkelerle ancak Ferisiliğin şekilciliğini dengeleyebildi.

İslamiyet, sırat-ı müstakim ve denge dini olmasına ilaveten ruhen min emrina (emrimizden bir ruh) (Şura 42/53) olduğu için onda şekilcilik problem olmamalı, diye inanıyorum. Fakat Hz. Peygamber Ehl-i Kitabın düştüğü bütün hatalara benim ümmetim de düşecektir; dediği gibi; (Buhari ve Müslim) bugün İslam Âlemi de Yahudiler gibi dörde bölünmüştür. Hâlbuki onlar bölünme ve birbirini dışlama ile değil de bütünlük ve tevhid ile emrolunmuşlardır. Onların şu dört mezhebi meşhurdur:

1) Ferisiler; her şeyi farz ve şekilden ibaret görenler. Ferisi farz kelimesinden gelir.

2) Sadukiler, gerçekçiler. Sıdk, gerçeklik demektir. Bunlar maneviyatı ve ahireti inkâr eden Aristokrat ve bilimciler idi.

3) Hasidiler; her şeyi sevaba yani manevi hasada göre değerlendiren halk kesimi.

4) Esseniler. Kadim tasavvuf geleneğine bağlı maneviyat ehli.. Essen yıllanmış kadim gelenek demektir. Bizdeki tasavvufa tekabül ediyor. Hz. İsa başta bunlardan idi. Yıllanmamış su tabiri (main gayr-i asin) ifadesi Kur’an 47. Surede geçiyor.

Maalesef İslam Âleminde de buna benzer bir bölünme var. Buna mukabil bazı akademisyenler din ve Kur’an tarihseldir; sadece tarihî olayları anlatır, diyorlar. Bir nevi Saduki oluyorlar. Bunlara mukabil bazıları da şekle kaçıyor; Ferisi oluyor. Demek bize lazım olan orta yoldur. Şöyle ki:

Ferisiler ve Hasidiler genelde avam oldukları veya molla seviyesini esas aldıkları için onları burada muhatap alamayız. Fakat Kur’an tarihseldir; deyip onun kelam logos ve ruh boyutunu görmeyen akademisyenlerin örnek verdiği dört-beş misali açmakta fayda var. Şöyle ki:

Birinci Misal: Kur’an tarihseldir, diyenler en çok Hz. Ömer’in Irak topraklarını ganimet olarak paylaşmamasını misal veriyorlar. Hz. Ömer “ganimetleri paylaşın” mealindeki ayete aykırı hareket edebildi, biz de istediğimiz emre muhalefet etme hakkına sahibiz diyorlar.

Evvela: Ganimeti paylaşmak Kur’anî bir emir değildir. Kur’an ganimet için savaşılmasın diye birçok tahşidat yapıyor. Özellikle Al-i İmran ve Enfal ve Haşir suresinde…

İkinci olarak: Dolayısıyla ganimeti paylaşan ayet geçici bir maslahat idi. Hz. Ömer’in gelecek nesillerin sağlıklı devamı için Irak topraklarını paylaşmaması ise daha büyük bir maslahat idi. Ki; ruh ve zihniyet olarak Kur’an, Hz. Ömer’i destekliyor.

Üçüncü olarak: Ben Haşir ve Enfal suresinin 1. ve 41. ayetinden anlıyorum ki ganimetler taşınabilir mallarda olur. Gayrı menkuller ise ganimet değildirler, enfaldirler; devletin yetkisinde kalırlar. Enfal çok büyük fazladan olan ganimetler demektir ki bunların paylaşılması emredilmemiştir.

İkinci Misal: Tarihselciler, İslam hukukunda ictihad ve neshin varlığı Kur’anın tarihsel olduğunu gösterir, diyorlar. Hâlbuki ictihad demek Kur’anın ruhunu esas almak demektir; Kur’anı çağdışı bırakmak demek değildir.

Nesih ise bir hükmün tamamen kaldırılması değildir; o hükmün maslahatı ve söz konusu olan hikmeti güncellendiğinde o hüküm yine geçerli olur. Yani nesih hükmün iptali değildir; hükmün talik edilmesidir, (askıya alınmasıdır. )

Üçüncü Misal: İslam döneminde töre cinayeti yoktu; dolayısıyla bu kavram literatüre girmedi, diyorlar. Hâlbuki Nur suresinin 1. sayfası tamamen töre cinayetinin çözümü için inmiştir.

Dördüncü Misal: Diyorlar ki başörtüsü ve kadının örtünmesi tarihseldir.

Hâlbuki örtü meselesi, bütün dinî geleneklerde ve inisiyasyonlarda var. Bediüzzaman 24. Lem’ada bu meselenin tarihsel olamayacağını açıkça ve sosyo-psikolojik gerekçeleriyle göstermiştir.

Beşinci Misal: Tarihselciler köleliği örnek veriyorlar. Hâlbuki kölelik Kur’anın getirdiği bir şey değildir. Kur’an onu kaldırmaya çalışmıştır. Dolayısıyla din ve İslamiyet kölelikten sorumlu değildir. Kölelik sosyo-ekonomik bir realite idi; İslam geldi; onu terapi etti. Çünkü tamamen kaldırılması mümkün değildi.

Evet, Kur’an ruh ve mantık (logos) olarak mahlûk değildir; Allah’ın kelamıdır; zaman üstüdür. Ondaki misaller ve dil ise tarihsel olabilir. Ama tarihselciler; Kur’anın ruhunu bilmedikleri için; adeta modernitenin kurbanı oluyorlar. Başlarını din ve şeriattan çıkarıyorlar.

Mesela tıp bugün çocukların iki yıl emzirilmelerini tavsiye ediyor. Kur’an da bunu tavsiye etmiş; emretmemiş; Hâlbuki tarihselcilere göre bu tamamen bir Arap geleneği idi.

Evet dinin şekilleri ile ilgili bazı yanlışlar var. Fakat kimse bunların faturasını Kur’ana kesmemeli. Başını dinden çıkarmamalı. Din ilerlemeyi engelleyen bir faktör değildir.

Sözü Hz. İsa’ya bırakıyorum. O şekilci ve farkına varmadan tarihselci olan Ferisilere karşı ne yaptı ise tarihselciler de öyle yapmalı. Kur’anı bırakıp moderniteye kaçmamalıdır. (Matta İncili 5. Baptan:)

17-Sanmayın ki, ben şeriatı yahut peygamberleri yıkmağa geldim; ben yıkmağa değil, fakat tamam etmeğe geldim. 18-Çünkü doğrusu size derim: Gök ve yer geçip gitmeden, her şey vaki oluncaya kadar, şeriatten en küçük bir harf veya bir nokta bile yok olmayacaktır. 19-Bundan dolayı bu en küçük emirlerden birini kim bozar ve insanlara öylece öğretirse, göklerin melekûtunda kendisine en küçük denilecektir ve onları kim yapar ve öğretirse, göklerin melekûtunda kendisine büyük denilecektir. 20-Zira size derim ki, salâhınız yazıcılar ve Ferisilerinkinden ziyade olmazsa, göklerin melekûtuna hiç girmeyeceksiniz.

21-İşittiniz ki, eski zaman adamlarına denildi: “Katletmeyeceksin” ve: “Kim katlederse, hükme müstahak olacaktır. ”[1]

22-Fakat ben size derim: Kardeşine kızan her adam hükme müstahak olacaktır ve kardeşine: Raka (köle), derse, Millet meclisinin hükmüne müstahak olacaktır ve kim: Ahmak, derse, cehennem ateşine müstahak olacaktır. 23-İmdi, takdimeni (kurbanını) mezbahta arz ederken, kardeşinin sana karşı bir şeyi olduğu hatırına orada gelirse, 24-takdimeni orada mezbahın önünde bırak ve git, önce kardeşin ile barış ve o vakit gel, takdimeni arzet. 25-Hasmınla yolda beraber iken onunla çabuk uyuş da, hasmın seni hâkime, hâkim de seni memura vermesin ve zindana atılmayasın. 26-Doğrusu sana derim: Son mangırı ödeyinceye kadar oradan çıkmazsın.

27- “Zina etmeyeceksin, ”[2] denildiğini işittiniz. 28-Fakat ben size derim: Bir kadına şehvetle bakan her adam zaten yüreğinde onunla zina etmiştir. 29-Ve eğer sağ gözün sürçmene sebep oluyorsa, onu çıkar ve kendinden at; çünkü senin için bir azandan birinin yok olması, bütün bedeninin cehenneme atılmasından iyidir. 30-Ve eğer sağ elin sürçmene sebep oluyorsa, onu kes ve kendinden at; çünkü senin için azandan birinin yok olması, bütün bedeninin cehenneme gitmesinden iyidir. 31-Ve: “Kim karısını boşarsa, ona boş kâğıdını versin, [3] denilmiştir. 32-Fakat ben size derim ki, zinadan başka bir sebeple karısını boşayan adam onu zaniye eder ve kim boşanmış bir kadınla evlenirse, zina eder.

33-Ve yine, eski zaman adamlarına: “Yalan yere and etmeyeceksin ve andlarını Rabbe ödeyeceksin, ”[4] denildiğini işittiniz. 34-Fakat ben size derim: Hiç and etmeyin; ne gök üzerine, çünkü o Allahın tahtıdır; 35-ne yer üzerine, çünkü onun ayaklarının basamağıdır; ne de Yeruşalim üzerine, çünkü o, büyük Kıralın şehridir. 36-Başın üzerine de and etmeyeceksin; çünkü sen bir tek saçı ak yahut kara edemezsin. 37-Ancak sözünüz: Evet, evet; Hayır, hayır, olsun; bunlardan ziyadesi şerirdendir.

38- “Göz yerine göz, diş yerine diş, [5] denildiğini işittiniz. 39-Fakat ben size derim: Kötüye karşı koma ve senin sağ yanağına kim vurursa, ona ötekini de çevir. 40-Ve eğer biri seninle mahkemeye gidip senin gömleğini almak isterse, ona abanı da bırak. 41-Ve kim seni bir mil gitmeğe zorlarsa, onunla iki mil git. 42-Senden dileyene ver, senden ödünç isteyenden yüz çevirme.

43- “Sen komşunu sevecek”[6] ve düşmanından nefret edeceksin, denildiğini işittiniz. 44-Fakat ben size derim: Düşmanlarınızı sevin ve size eza edenler için dua edin ki, 45-siz göklerde olan Babanızın oğulları olasınız; zira o, güneşini kötülerin ve iyilerin üzerine doğdurur ve salih olanlar ile olmayanların üzerine yağmur yağdırır. 46-Çünkü eğer sizi sevenleri severseniz, ne karşılığınız olur? Vergi mültezimleri[7] de öyle yapmıyorlar mı? 47-Ve yalnız kardeşlerinizi selâmlarsanız, fazla ne yapmış olursunuz? Putperestler de öyle yapmıyorlar mı? 48-Bundan dolayı, semavî Babanız kâmil olduğu gibi, siz de kâmil olun.

Tarihi Bir Not

İslam tarihinde Kur’an mahlûk mudur; değil midir, tartışması çok önemli bir yer tutmuştur. Mutezile mahlûktur; zamana bağlıdır; derken Ehl-i Sünnet Kur’an Kelam-ı İlahi olarak (yani Arapça telaffuzu itibarı ile değil; evrensel mana ve mesajları ile) Kur’an mahlûk değildir; zamanlar üstüdür, demişler. Nihayet İmam-Ahmed Memun zamanında bu konuda büyük işkenceler gördü. Fakat maalesef çağdaş Ferisilik olan selefiler Hanbelîler içinden çıktı. Tarihçilik akımını zahiren haklı çıkarıyorlar. Fakat gördüğümüz gibi tarihselcilik tezi bu işi zehirliyor. Çünkü onlar da modernitenin kurbanı olup başka bir yönden şekilcilik doğuruyorlar. Dinin bedenini dışlıyorlar; ruh ve bilincini ise bilmiyorlar. Evet, şehvetle bakmayan için belki başörtüsü gerekli olmayabilir. Fakat gereklidir, köpek gibi dalaşan nefislere karşı bir siperdir.

 

[1] Çıkış 20/.13; Tesniye 5/17.

[2] Çıkış, 20/14

[3] Tesniye 24/1, 3.

[4] Levliler 19/12; Sayılar 30/2; Tesniye 23/21.

[5] Çıkış 21/24; Levliler 24/20; Tesniye 19.21.

[6] Levliler 19/18.

[7] Ecnebi hâkimler olan Romalılar için vergi toplayan Yahudiler.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.