1. YAZARLAR

  2. Ediz SÖZÜER

  3. “Kur’ân, Risale-i Nur ve İzahı”nın İslamî İlimdeki Yerleri
Ediz SÖZÜER

Ediz SÖZÜER

Yazarın Tüm Yazıları >

“Kur’ân, Risale-i Nur ve İzahı”nın İslamî İlimdeki Yerleri

A+A-

“Kur’ân, Risale-i Nur ve Risale-i Nur İzahı”nın İslamî İlim Noktasındaki Yerleri

Kur’ân, Risale-i Nur ve Risale-i Nur’un izahı hakkında ve bunların herbirinin İslamî ilim noktasında sahip oldukları yerler konusunda gerçek hayattan alınan şöyle bir tespitimiz var:

Nasıl ki Kur’ân’dan direk ve şahsen anladığımız miktar ve manalara kıyasen, Risale-i Nur vasıtasıyla Kur’ân’ı çok daha iyi ve fazla ve farklı mana açılımlarıyla anlamamız mümkün oluyor. Hâlbuki bu, Risale-i Nur’un Kur’ân’dan daha üst bir metin olduğundan kaynaklanmıyor. Kendi kabiliyetimizin azlığından kaynaklanıyor.

Aynı şekilde, Risale-i Nur’u da bir izah metniyle (veya sözlü izahlar vasıtasıyla) kendi başımıza anladığımızdan daha iyi bir düzeyde anlamak mümkün oluyor. Hâlbuki o izah metni veya anlatım, Risale-i Nur’dan daha iyi ve üst seviyede olduğu için bu durum gerçekleşmiyor.

“Okuyan kişinin Risale-i Nur’dan kendi başına anladığı miktar” ile, “izah metninin anlattığı miktar” arasındaki farklılıktan dolayı bu oluyor.

Yani Risale-i Nur ile izah metnini karşılaştırmayacaksınız. Aynen Kur’ân ile Risale-i Nur’u üstünlük ve yeterlilik sırasında karşılaştırmanızın doğru olmadığı gibi…

İkisini birbiriyle değil; “Kur’ân’dan bizim anlayabildiğimiz miktar” ile “Risale-i Nur’dan bizim anlayabildiğimiz (veya bize anlatılan) miktarı” karşılaştırmamız gerektiği gibi;

O okuyucunun “Risale-i Nur’dan anladığı miktar” ile “izah metninin okuyucuya anlatabildiği miktar ve manaları” karşılaştıracaksınız.

Aynı mantık çerçevesinde, Üstad Bediüzzaman’ın özlü olarak bıraktığı bazı yerlerin farklı mana açılımlarıyla genişletilebileceğine ve daha detaylı bir surette izah edilebileceğine ve mevcut izahların geliştirilebileceğine de bizzat şahit olduk.

Buna en parlak bir şahit ve misal olarak "Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur İzah Metinleri" isimli kitap çalışmamızı gösterebiliriz. Risale-i Nur çalışmalarımızın tümünü bir arada bulabileceğiniz https://yadi.sk/d/09r41tL9ecYUA adresindeki "Kitaplar (Risale-i Nur İzah metinleri)" klasöründen kitabımızı ücretsiz olarak indirebilir ve okuyabilirsiniz.

Bu türden bir izahın yapılamayacağını veya yapılmaması gerektiğini ifade etmek gerçekçi değil. Hem de bunun yapılabilmesi ve yapılması Risale-i Nur’un kıymetini düşürecek bir nokta değil. Hem bir talebenin üstadını geçmeye çalışması veya eserlerini daha iyi şekilde izah etme çabası içinde olması veya onun çalışmalarını geliştirme gayreti içinde olması, temel olarak haddini bilmezlik, sadakatsizlik veya üstadına kanaat etmemezlik olarak yorumlanmaz, bilakis ilim aşkı ve talebi olarak gayet makul ve gerekli görülür ve en azından potansiyel olarak bu ilerleme ve ilim üretimi kapısı sonuna kadar açık bırakılır.

Yoksa Üstad Bediüzzaman ve diğer islam âlimleri, önceki üstadları olan âlimlerin eserleri üstüne eser yazmayı, hatta Kur’ân ve hadisin üzerine ilim üretmeyi suç saysalardı İslamî ilim ve eser diye bir şey olur muydu?

Temel problemimiz, yaklaşım tarzının şartlı ve ön yargılı bir biçimde olmasında ve sadece anlaşılmak istendiği gibi mana verilmesinde ve tabi biraz da ezbercilik yapılmasında diye düşünüyoruz. Hâlbuki biz öyle yapmıyoruz. "Akıl ile nakil tearuz ettikleri (çatıştıkları) vakit akıl esas itibar ve nakil tevil edilir" kaidesince düşünce ve kanaatlerimizi metin ezberciliğiyle veya kendi anlamak istediğimiz manayı sadece nakle dayalı delil getirerek oluşturmuyoruz.

Öncelikle fikirlerimize yön ve şekil veren gerçek hayatın şartları, gereklilikleri ve aklî, mantıkî, vicdanî gerekçelerimiz, delillerimiz ve ortada bulunan ve görünen mevcut zarurî ihtiyaçları esas itibar alıyoruz. Daha sonra eser metnini ve naklî bilgileri (Risale-i Nur metni veya rivayet edilen hadiseler vs. ) kendi anlamak istediğimiz manaya mahkûm etmek mecburiyetine girmeden ve şartlanmaya tabi tutmadan hakperest bir şekilde anlamaya ve hem realiteye, hem metnin ruhuna ve hem de bütünselliğine uygun manalar çıkarma gayreti içine giriyoruz.

Bir söz ne makamda, ne zaman, kime ve hangi şartlarda söylenmiş veya yazılmış ve eserlerin ve eserleri telif edenin yaşadığı hayatın bütünselliği nasıldır ve genel İslamî kaideler çizgisinde verebileceğimiz mana nedir ve nasıl olmalıdır diye uzun uzun sorguluyoruz. İşte bizim izah çalışmaları hakkındaki kanaatlerimizin fikrî yapısı böyle oluşuyor ve çok sayıda süzgeçten geçiyor. Ezbere, taklide ve körü körüne Kur'ân'dan ayet iktibas eder gibi (veya fikrini teyit ettiğini düşündüğü yerden özel olarak seçerek) Risale-i Nur'dan alıntı yapmaya benzemiyor.

Bahsettiğimiz tarzda mutaassıp bir zihniyetin oluşmasına zemin hazırladığını gördüğümüz bir kaç sebebi sıralamak arzu ediyoruz.

1-Kişinin karakter yapısının genel olarak araştırmacı tarzda değil, taklitçi bir yapıya sahip olması.

2-Daha önceden mevcut bir İslamî bir altyapıya sahip olmadan, İslamiyet ve dindarlık adına ne varsa Risale-i Nur ve Bediüzzaman'la öğrenmiş olmak ve sadece bununla kalmak.

3-Risale-i Nur'la olan bağını onun müceddid olduğuna bina etmiş olmak. Böyle bir durumda sergilenebilecek aşırılıklar (şer’i ölçüler korunmazsa) öyle bir mertebeye çıkabilir ki, eserlere ve Üstad Bediüzzaman’a adeta kutsiyet atfedilerek ve "o vazifeli bir şahıs" denilerek; din adına söz söyleme ve bir şeyler yapma adına tek yetkili makam olarak bakılabilir. Yani "hayalî bir Bediüzzaman" sevilebilir. Hâlbuki bunun alt manasında "müceddidlik makamına sahip olmasaydı ama yine aynı hakikatler önümde olsaydı (hakikatı hakikat olarak görmediğim, hüsn-ü zannımı makbuliyete bina ettiğimden) böyle kıymet de vermezdim" manası açıktan hissediliyor.

Çünkü bazılarınca her teşebbüs sahibinin önüne set olarak konulmakta pervasızca kullanılabilen "kafana göre iş yapamazsın, söyleyemezsin, yazamazsın vs” tahakkümleri ve Üstad Bediüzzaman’ın "kafasına göre iş yapmadığının” sürekli nazar-ı dikkate verilmesi ve işin hakikatında kendinden menkul ve İslamın geniş dairesinde ve şeriat nokta-i nazarında sadece şahsî bir kanaatten fazla kıymeti olmayan ve akideye ise hiç dâhil ol(a)mayan subjektif ifadeler asla Kur'ân'ın (iddia edildiği gibi) cadde-i kübrasını temsil etmeye layık görünmüyor. Şunu da söylemiş olalım, bizim bu söylediklerimizi aynen Üstad Bediüzzaman da söylüyor ve şahsım nazarında onun kanaatleri benim tüm kalbimle inandığım meselelerdir. Yani bizce Tarihin en son ve büyük müceddididir. Fakat biz başka bir şey söylüyoruz. Bu kabulün şeriat nazarında şahsî bir kanaat olduğuna dikkat çekiyor ve bu kanaatin baskı ve kısıtlama unsuru olarak keyfî olarak kendi düşüncesini kabul ettirmek için yanlış yönde kullanılmasına itiraz ediyoruz.

Bahsettiğimiz taassupla ilgili çarpıcı ve somut bir misal verelim: Üstad Bediüzzaman’ın; Risale-i Nur’un Kur'an'ca makbuliyetine (şer'an ancak bir kanaat ve temenni ve talebelerini teşvik etmek için kullanılabilir kıymetteki) Kur'an'dan çıkarımlarını ve kendine mal etmeme hissiyatıyla şerefi Kur'an'a vermesini ve Risale-i Nur'un bazı yerlerinin ilham ve çoklukla da istihraç olduğu hakkındaki tabirlerinin tamamen çarpıtılarak "Risale-i Nur’un kelimeleri Kur'an tarafından belirlenmiştir" şeklinde maksadını aşan cümlelerin kurulmasını elbette tasvip edemeyiz.

Temel problemin, aklı devreden çıkarıp ezberci ve taklitçi bir şekilde veya daha da kötüsü önceden kabul ettiği düşünce ve tarza eserlerden veya naklî bilgilerden (uygun görülen yerlerinin özel olarak seçilerek) zorla delil çıkartmaya çalışmak olduğunu düşünüyoruz.

Sanki Tarihçe-i Hayat’ta veya Sözler’de Zübeyir Gündüzalp’in konferansta kullandığı ve belli bir maksadı karşılamak için kullandığı ifadeleri veya bir takriz yazarının ifadeleri şer’î bir delil kıymeti taşıyor veya aklî, mantıkî delil hükmünde bir kıymeti var veya 1400 senelik İslamî ilim anlayışını ters yüz edecek bir hüccet taşıyor.

E tabi İslamı sadece Risale-i Nur'la tanıyan biri, şer’î delili bilemeyebiliyor veya bilse de öncelik sıralamasını şaşırabiliyor. Şu duruma çok şahit oluyoruz ki, sırf kendi kanaatinin eserlere onaylatılması maksadıyla, Üstad Bediüzzaman’ın mektubunun başı ve sonu kasd-ı mahsusla kesilmiş ve sadece benimsenen kanaat desteklenmek için öylece servis edilmiş. İnsaf sahibi kim böyle bir şeyi kabul edebilir? (Bahsettiğimiz mektup, İslamî ilim kültüründe yöntemi belli olan ve bir eser üzerinde uygulanabilecek 15 ayrı çalışmanın kendilerine mahsus terimleriyle zikredilen Barla Lahikası’ndaki meşhur mektubtur. Ve bu mektubun başını ve sonunu keserek servis etmek suretiyle, izah ve şerh manasını sadece eserlerin kendi kendisine atıf yapılmakla sınırlı gösteren kanaatten bahsediyoruz. )

Dar kalıplarla bakıldığında dar manalara hapsolup kalırız da farkına bile varamayabiliriz. Tecdid adına her türlü (teferruatta bile olsa) tecdide karşı çıkmak ve ilmî bir istibdat manasına gelecek uygulamaları benimsemenin doğru bir yaklaşım olabileceğini kabul edemiyoruz. İslamın geniş dairesinde veya insanlığın karşısında böylesine kısıtlamalar nasıl ve ne şekilde savunulabilir? (Baştan söyleyelim “bu türden kısıtlamalar sadece hususîdir, nur talebelerini bağlar” diye bir gerekçeyi cadde-yi kübra olma iddiasındaki ve hususî bir meşrep, meslek değil doğrudan doğruya İslamiyetin hakikatlerini anlatan bir meslek için kabul edemiyoruz)

Düşünün bir yabancı bilim adamı Risale-i Nur’u yüksek bir ilmî kıymete haiz bir eser olarak görse ve bu eserler hakkında araştırmalar yapıp, eserlerden anladıklarını ve çıkarttıkları manaları yani kendi yorumlarını akademik bir şekilde kaleme alsa ve zamanın ve ilmin geldiği seviyeye göre mevcut izah ve yorumları geliştirme yoluna gitse bu adamın karşısına çıkıp “Siz Üstadımızdan daha iyi mi izah edeceksiniz? O kendisi en iyi bir şekilde lüzumu derecesinde her meseleyi halletmiştir” diye akademik çalışmasına mani mi olacaksınız? Böyle bir şeyin kabul edilebilirliği var mı?

Peki aynı zulüm ve saçmalık nasıl olur da bir nur talebesine reva görülecek? Bir nur talebesi neden kitap yazamayacak? Çünkü Üstad’ı zaten yazılacak bir şey bırakmamış. Ne varsa hepsini o halledip bitirmiş ve ilim kapısını kapatmış ve anahtarını da denize atmış. Eğer aklı başında ve ilme azıcık saygısı olan biri bu cümleleri tüm kuvvetiyle reddetmiyorsa burada ciddi bir problem var demektir. Bu düşünceyle Kur’ân medeniyeti nasıl kurulacak? Siz nasıl tasavvur ediyorsunuz?

Kendi başına bağımsız bir eser değil, yazılan eserlerin paralelinde izah ve şerh manasında çalışmaların bile yadırganmasını ve tasvip edilmemesini, Üstad Bediüzzaman’ın temsil ettiği yenilikçi çizgisiyle ve İslamî ilim anlayışıyla bağdaştıramayız. (Bir kısım insanların bazı hataları veya bu yönde telif edilen bazı kitaplarda kusurlar olabilir. Bu muhtemeldir. Fakat genel bir kaidedir ki, bir şeyin su-i istimali, o şeye tamamen ve mutlak şekilde karşı çıkmak için gerekçe olamaz. )

Diğer taraftan “Kur’ân müslümanları” diye tabir edilen ve Kur’ân’dan başka hiçbir kitap kabul etmeyen ve Kur’ân’ın mutlak bir şekilde yeterliliğini dava edecek kadar gerçek dışı söylemlerde bulunan bir kısım insanlar Risale-i Nur için “Kur’ân’ın okunmasına ve anlaşılmasına vesile olmak için yazıldığı iddia edildiği halde Kur’ân’a perde olduğunu ve sanki iman hakikatlerini Kur’ân’dan daha güzel ifade ediyormuş gibi servis edildiğini ve bunun aslında Kur’ân’a uygun olmayan bir çalışma olmadığını” ifade edebilir.

Fakat bizim bir Kur’ân ve Risale-i Nur talebesi olarak, yukarıda Risale-i Nur için Kur’ân hesabına söylenilmiş olan benzer sözleri, Risale-i Nur izah çalışmaları için Risale-i Nur hesabına ifade etmemizin doğru ve uygun olmayacağını düşündüğümüzü ifade etmek istiyoruz.

Çünkü nasıl ki Kur’ân’ın tefsir edilmesiyle Kur’ân’a bir yetersizlik, bir eksiklik manası atfedilmiş olmuyor. Kur’ân’ın kıymeti tefsir edilmesiyle, izah edilmesiyle düşmüyor. Bilakis onun kıymetini arttırıyor. Çünkü yapılan tefsir ve yorumlar, ortaya çıkan hakikatlı ve Kur’ân’ın ruhuna uygun manalar Kur’ân’ın malı ve meali olduğundan şeref Kur’ân’a ait oluyor.

Aynen öyle de, yazılı izah çalışmaları da Risale-i Nur'un malı ve manasıdır. Çünkü Risale-i Nur’daki hakikatleri tasdik eden, ispatlayan, ona kuvvet ve revaç verecek bir mahiyette olacaklardır. Şahısların ve şahsî kabiliyetlerin çok ötesinde bir anlam ve kıymet taşıdığına ve o kıymetin sahiplenmeye ve destek vermeye değer olduğuna inanıyoruz.

Ayrıca yazılı izah metinlerinin sözlü anlatımlara kıyasla şöyle mümtaz bir özelliği de var. Bu çok önemli. Nasıl ki Üstad Bediüzzaman Risale-i Nur'a yöneltmiş, benimle görüşmekten on defa daha fazla istifade edersiniz demiş. Çünkü yazılı metinler daha verimli, öğretici ve sistematiktir. Hem şahsa değil, hakikate bağlanmayı netice verir. Bu noktadan yazılı izah metinleri de elbette o anda ve hazırlıksız bir şekilde akla, kalbe gelen sözlü izahlardan çok daha faydalı ve tercih edilir bir metot olarak kabul edilmelidir.

Diğer taraftan yüksek kıymeti haiz bir ilmî eserin gerçek manada anlaşılması ve insanlığa mal edilmesi, çoğu zaman eser üzerinde yapılan çok yönlü çalışmalarla gerçekleşmiştir. Risale-i Nur’un daha iyi anlaşılmasına, toplumun bütün kademelerine mal edilmesine ve tesir sahasının genişletilmesine hizmet edecek izah çalışmalarının, birçok farklı mizaç ve kabiliyetteki gönüllü insan tarafından çok sayı ve çeşitlilikte ve tam bir ilmî hürriyet içinde ve hizmet hissiyatıyla ortaya koyulması gerekmektedir.

Bu yöndeki çalışmalar, samimiyetle teşvik edilmeli, ciddiyetle sahip çıkılmalı ve Risale-i Nur’larla tanışmak isteyenlere ve eserleri yeni okumaya başlayanlara Risale-i Nur’a gönül verenlerce tavsiye edilmelidir diye düşünüyoruz. Bu alanda yapılacak çalışmalar, hakikatte o çalışmayı ortaya koyanların olmayacaktır. Yani onların sırf şahsî malı ve kendi eserleri olmayacaktır. Kendi başına ortaya çıkmış bağımsız bir kitap (veya belgesel, video, film vs. ) da olmayacaktır.

Bir eserdeki mevcut hakikatleri daha iyi anlamak, geliştirmek, çözümlemek ve detaylandırmak maksadıyla başlı başına bir “ilim üretim faaliyeti” olarak izahlar ve şerhler, yani “eser geliştirme ve işleme işi”, İslâm medeniyetinde yerleşmiş ve köklü bir ilmî, kültürel gelenektir.

En yüksek bir islamî ilim numunesi olan Risale-i Nur üzerinde de böylesi ilmî, akademik çalışmalar şüphesiz gerekli ve faydalı olacaktır.

Konuyla İlgili Müracaat Edebileceğiniz Kaynak Niteliğindeki Diğer İnceleme Yazılarımız

Risale-i Nur'un Dilinin Anlaşılabilirliği ve İzah Çalışmalarının Gerekliliği

http://www.risalehaber.com/risale-i-nurun-dilinin-anlasilabilirligi-ve-izah-calismalarinin-17043yy.htm

Risale-i Nur'u İnsanlığa Mal Etme Çabası: İzah Çalışmaları

http://www.risalehaber.com/risale-i-nuru-insanliga-mal-etme-cabasi-izah-calismalari-16480yy.htm

Risale-i Nur İzah Çalışmalarının Nedeni ve Nasılı

http://www.risalehaber.com/risale-i-nur-izah-calismalarinin-nedeni-ve-nasili-16072yy.htm

Risale-i Nur İzah Çalışmalarına Farklı Bir Yaklaşım (Risale-i Nur İzah Çalıştayı Detaylı Sunum Metni)

http://www.risalehaber.com/risale-i-nur-izah-calismalarina-farkli-bir-yaklasim-16114yy.htm 

20150817-ediz-sozuer-kur’ân,-risale-i-nur-ve-izahinin-islamî-ilimdeki-yerleri.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum