1. YAZARLAR

  2. Mustafa ORAL

  3. Kulluk: Muhatabane Müebbet Muhabbet
Mustafa ORAL

Mustafa ORAL

Yazarın Tüm Yazıları >

Kulluk: Muhatabane Müebbet Muhabbet

A+A-

Aşkullah Yazıları:1

İnsanın Rabb’iyle olan ilişkisi muhatap ve muhabbet merkezinde ilerliyor.
Şüphesiz Rabb’e muhatap olmak ve muhabbet etmek birbirinden kesin çizgilerle ayrılamaz. Bunlar birbirinin mütemmim cüzü gibidir. Muhabbetsiz muhatabiyet neticesiz olduğu gibi, muhatap olmadan  muhabbet etmeye çalışmak da sonuç vermez. O halde Rabb’imizle olan ilişkimizde muhatap olmak mı, yoksa muhabbet etmek mi öncelikli olacaktır?

Kendi adıma bu meselede benim hayatımda çoğu kere geçerli olan tercihin muhatap olmadan/olamadan muhabbet etmeye çalışmak olduğunu söylemeliyim. Oysa Risale-i Nur “zeki muhataplar ister” diyerek, Risale müellifi Kulurrahman Nursi için “En zeki bir talebem, bir muhatap” diyerek beni önce zeki bir muhatap olmaya çağırıyor.

Muhatap olmak ve muhabbet etmek birbirine bu kadar yakın olduğuna, bu kadar birbirini tamamladığına göre, galiba “muhatap olmak” ve “muhabbet etmek” meselesini esaslı bir şekilde tarif etmek ve sınırlarını tespit etmek gerekiyor.
En özet haliyle muhatap olmayı Rabb’i anlamak, tanımak, rahmeti tatmak, tartmak ve tarttırmak; muhabbet etmeyi de Rabb’i sevmek, O’na muhabbet etmek olarak tarif edebiliriz.

Muhatap olmak her şeyden önce bir tefekkür halidir. Kul Rabb’ine tefekkürle muhatap olurken  bir noktadan sonra tefekkürden teşekküre geçebilir.
Muhabbet etmek her şeyden önce bir teşekkür halidir. Kul Rabb’ine teşekkürle muamele ederek teşekkürden tefekküre geçmeye çalışır.
Muhabbet iki taraflı, muhatap tek taraflıdır. Muhabbet karşılıklı olduğu müddetçe devam eder. Ama muhatap olma hali karşısındaki ona muhabbet etmese de devam edebilir.

Kulun Cenab-ı Hak karşındaki durumunu idrak etmesinde vasıtalar eser, fiil, isim, sıfat, şuun, zat olarak sıralanır. Burada muhatap zata, muhabbet isme bakar. Risalede “muhatap” ibareleri genelde “Zat-ı Hakim”, “Zat-i Hayyi Kayyum” gibi tamlamalar ile beraber geçer. Bu anlamda Risaleye göre hakiki muhabbet gayrın tasavvuruna bina edilmemeli, zatında bulunmalı ve bizzat bir hakikati mukarrere olmalı.

Kul muhatap halinde kâinata mana-i harfi ile nazar eder. Mana-i harfi ile masivaya nazar marefetullaha ulaşmaya vesiledir. Kul muhatabiyeti içeren mana-i harfi ile nazara muhabbeti de ekleyebildiğinde muhabbetullaha ulaşır.
Kul, muhatap olmaksızın muhabbet makamında nazar ederken çoğu kere mana-i ismi mertebesindedir. Şahsi kemalatı ve zati cemali ön plana çıkarır. Bu muhabbet ise muhabbetullaha vesile olmak yerine perde oluyor.

Risaleye göre muhabbet sıfatlar itibariyle olmalıdır. Mana-i ismi ile sınırlı kalmamalıdır.
Bu sıfatlar vücud, hayat, marifet, iman, beka, rahmet ve şefkat lezzetleri ile nur, basar, kelam, kerem, siret, suret hüsünleri ve kemal-i zat, kemali-i sıfat ve kemal-i ef’al olmalıdır. Muhabbete layık olan şey ancak ona gerçek anlamda muhatap olunarak anlaşılabilir. Muhatap sıfatlarla onun muhabbete layık olup olmadığını tartar.
Risaleye göre kul Rabb’ine muhatap olarak onu anlamaya ve tanımaya çalışır. Sultan-ı ezel ve ebedin tahtına yanaşıp, rahmetin şefkatiyle ve nuruyla Rabb’ine muhatap olan kişi O’na halil ve dost olur. O rahmet insanı Rabb’in huzuruna çıkarır. O’na dost yapar. O’na muhatap eder. Sevgili bir kul vaziyetini verir. Böylece Rabb’ine muhatap olan kişi ona dost ve halil olur. Rabb’ine muhabbet eden kişi de O’nun sevgilisi olur.

Cenab-ı Hak insanı kâinat  içinde hitab-ı sübhaniyesine en mütefekkir bir muhatap şeklinde yaratmıştır. Rahmet hazinelerinin müştemilatını bu muhatabiyet ile ona tattırır, tarttırır ve tanıttırır. Kendini bütün esmasıyla ona bildirir, onu sever ve onu sevdirir.

Kul Rabb’ine muhatapken “huzur”dadır. İnsan huzurda San’atkar-ı Zülcemale muhatap olup görüşürken nev-i beşer, belki kâinat  namına muhatap olan zatın geniş makamından bakar mevcudata.

Kul huzurda Hakim isminin külli hitabına muhatap olur. Zira Zat-ı Hakim insanı bütün mahlukatı içinde kendine külli muhatap ve cami bir ayna yapmıştır.
Kul huzurdaki muhatap makamında niyaz halindedir. Oysa muhabbet makamında niyazdan ziyade “naz” halindedir. Kul niyaz  etmeden, naza geçmemelidir.

Muhabbette zikr-i kalbi, muhatapta tefekkür-ü akli vardır. Kul zikr-i kalbiyi ve tefekkü-ü akliyi aynı anda gerçekleştirerek, kâinata teveccüh edebilirse “huzur”u kazanır. Kul böylece kâinat  içinde kâinat  temsilcisi olur. Doğrudan doğruya kâinatın Halik-i Zülcelaline kul, muhatap, ayna olup, ahsen-i takvimde olduğunu gösterir.

Muhatap olunmadan yapılan bir muhabbet musibet olur. Bunun en bariz misali gayr-i meşru muhabbette ortaya çıkar. Zira gayr-i meşru muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir. Eğer kulun Mevla ile olan irtibatı “Leyla” nevinden ise bir gün kendi kendine azap çektirmesi ihtimalden uzak değildir.

Muhabbet muhatabane bir marifet ile olmadığında adavete (düşmanlığa)  kalbeder. Nitekim bazen adavet şiddetli muhabbetten gelir.
Muhatap kitabi, muhabbet şahsidir. Rabb kuluna kitap (Kur’ân) ile hitap eder, onu kendine muhatap eder. Kur’ân muhatap ister. Değil mi ki “Kur’ân mütehalif, mütenevvi haletteki hadsiz muhataplarının fehimlerine münasip üsluplarda tenezzülat-ı kelamiye ile nazil olmuş”tur. Resul muhabbet ister. Değil mi ki insan sevmek ve sevilmek ister.

Muhammed (s.a.v.) ismi hakikat mesleğine mercidir ki muhabbetullahdan ziyade marifetullahtır. Muhabbetten ziyade muhataptır. Ahmed (asm) ismi tasavvuf mesleğine mercidir ki marifetullahtan ziyade muhabbetullahtır. Muhatapdan ziyade muhabbettir.
Muhatap kitabi, muhabbet şahsidir. Risale muhatap ister. Risale müellifi muhabbet ister.

İnsan ancak ruhen ulvi olduğu zaman doğrudan doğruya hitaba mazhar olur. Muhatabiyet ve hitap makamı marifetullah ile, Allah’ı bilmek ve tanımak ile kazanılır. Bunun için bütün hakiki kemalatın medarı ve esası marifetullahtır. Bunun için insan muhatap olarak marifetullahta terakki etmeye çalışır. Kul ancak Rabb’ine sevgili bir muhatap olduğu zaman marifetullahtaki muhabbetullaha ulaşabilir.

Akıl ilim, kalb feyz, ruh nur ister. Kul Rabb’ine her şeyden önce akıl ve ilim ile muhatap olur. O akıl ve ilim ameli getirir. Muhabbet kalpte doğar ve  feyiz verir. O feyz ruha isal eder ve lezzet-i ruhaniyeye dönüşür. Evet marifetullah her şeyden önce akıl ve ilim, muhabbetullah kalb ve feyiz, lezzet-i ruhaniye ise adından da anlaşılacağı üzere ruh ve nurdur.

Risale-i Nur’un mesleği bu anlamda her şeyden önce muhatabiyete dayanan marifetullahtır. Mektubat’ta “Seni (Said Nursi’yi) hacatımıza yarayacak adam zannedip ziyaretine geliyoruz. Bize alimden ziyade sahib-i kemalat lazım. Eğer hakikat-i hal dediğin gibi ise ziyaretine yanlış geldik, lisan-ı halleri diyor” diyen Risale ilk elden alim sıfatını yani muhatap olmayı önemser.

Zeyl: Rabb’imiz bize kendini tanıtmak, sevdirmek ve medh ü sena ettirmek ister. O’na muhatap olmamızı ve muhabbet etmemizi, O’nu sena etmemizi ister.
O halde  O’na layık olduğu şekilde muhatap olabilmeliyiz. Bizden istediği şekilde O’na muhabbet  ve O’nu medh ü sena edebilmeliyiz.

Sultan-ı ezel ve ebedin tahtına yanaşıp, rahmetin şefkatiyle ve şuatıyla Sultan’a muhatap, halil ve dost olabilmeliyiz. Zat-i Hayyi Kayyumun hitabat-ı sübhaniyesine bütün varlığımız ile en mükemmel şekilde muhatap olabilmeliyiz. Mabudumuza muhatap bir kul olabilmeliyiz.

Muhabbet ettiğimiz şeye muhatap olabilmeliyiz. Muhatap olduğumuz şeye muhabbet edebilmeliyiz. Zira muhatap olmak bir zaman sonra muhabbet etmeyi sonuç verebilir. Ama her muhabbet muhatap olmakla sonuçlanmayabilir.

Muhabbeti muhatabiyeti ve marifetullahı kapsayacak şekilde içselleştirebilmeliyiz. Zira Muhabbet ehli muhabbet ettiği şeyde bahaneler aramaz ve kusurlarını görmek istemez. Kemaline işaret eden zayıf emareleri kuvvetli hüccetler hükmünde görür. Daima mahbubuna taraftardır. İşte bu sırra binaen muhabbet ayağıyla Marifetullaha teveccüh eden zatların şüphe  ve itirazlara kulak vermeden, muhabbetteki vartalardan nasıl ucuz kurtulabildiklerini anlayamaya çalışmalıyız. Değil mi ki “umum meratib-i velayette marifetullahtan gelen muhabbet en mühim maye ve iksirdir.”

Zeylin Zeyli: Her ne kadar Hüsrev ağabey Üstada “Evet Üstadımız biz kendimize bakıyoruz, Risale-i Nur’a muhatap olamıyoruz” dese de, bizler Üstadın “Tuttum kendimi ona (Fütuhul Gayb) muhatap addederek o kitabı bana hitap ediyor gibi okudum.” ifadelerindeki ruh hali ile Risaleye ve Rabb’imize muhatap olmalıyız.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.