1. YAZARLAR

  2. Abdulkadir MENEK

  3. Hürriyet Rüyası
Abdulkadir MENEK

Abdulkadir MENEK

Yazarın Tüm Yazıları >

Hürriyet Rüyası

A+A-

Mardin'den üç gün boyunca devam eden bir hürriyet şölenine şahit olduk. Bediüzzman Hazretleri bundan tam yüz yirmi yıl önce bir müddet bu kadim şehirde misafir olarak kalmış ve ''Meşhur Kemal'in Hürriyeti anlattığı Rüyası'' ile uyanmıştı.

Bu öyle bir Hürriyet Rüyası idi ki, Mardin Mutasarrıfının emriyle kelepçeli olarak çıkarıldığı bu şehirden, kelepçeleri Savur Çayının kenarına fırlatmış, Allah'a abd olan bir insanın hiç bir zaman hakiki manada bir esaret ve maddi bir kayıt altına alınamayacağını fiili olarak göstermişti.

Bediüzzaman tam bir Hürriyet aşığı idi. Onun içindir ki, hürriyete her zaman ve her zeminde hararetle, gayet açık bir şekilde ve hiç bir tevile yer bırakmayacak bir netlikte sahip çıktı. Hürriyetini hiç bir makam ve mevki için rüşvet vermedi..

Kendisine yapılan ve bir faninin kolay kolay red edemeyeceği makam ve imkanları, işte bu hürriyet aşkı için hiç bir şekilde tereddüt etmeden elinin tersiyle itti. O, hürriyetini hiç bir makam ve menfaat için feda etmedi.

Uzun ve bereketli ömrü boyunca, hiç bir an tereddüt etmeden bu idealinin ve inancının peşinden yürümeye devam etti. Cizre'de, çocuk denebilecek bir yaşta,  Mustafa Paşa'nın zulmünü yüzüne karşı haykırması, bu Hürriyet sevdasının neticesi değil miydi?

Yüzlerce insan için idam kararı veren Hurşit Paşa'nın mahkemesinde, bir pamuk ipliğine bağlı gibi görünen bir hayatı feda etmekten zerre kadar çekinmeyerek, bir devrin, bir ihtilalin zulmünü yerden yere vurması, hürriyete bir ümmet namına sahip çıkmasının hamiyeti sonucu değil miydi?

İslam milletinin şeref, haysiyet ve hürriyeti için eline silahı alarak Doğu cephesinde kahraman talebeleri ile birlikte Ruslara karşı verdiği cansiperane mücadelesinde yaralandığı için Rusya'ya götürülen Molla Said, yine bu inanç ve değerlerine olan iman ve sadakati için Rus başkumandan Nikoloviç'e karşı çıkmamış mıydı?

Rusya dönüşü İstanbul'da, Dar-ül Hikmet-il İslamiye üyesi olarak çok önemli hizmetler yaptığı bir dönemde, İstanbul'un İngilizler tarafından işgal edilmesine karşı Hutuvat-ı Sitte isimli eserini neşrederek şiddetle karşı çıkarak, ''tükürün İngiliz laininin şu hayasız yüzüne'' diye haysiyetli bir muhalefet yapması, hürriyet aşkının feveran etmesinden dolayı değil miydi?

Tehlikeli yerlerde canı pahasına mücadele etmeyi bir şiar olarak kabul ettiğinden dolayı, İşgal altında bulunan İstanbul'da çalışmalar yapan, ancak ısrarlı davetler sonucu gittiği Ankara'da, kendisine yapılan çok cazip teklifleri, hürriyetini rüşvet olarak vermemek için, elinin tersiyle itmemiş miydi?

Tek partinin sürgün ve zindanlarında maruz kaldığı bütün baskı ve zulümlere karşı, hürriyetinden, Allah'a olan kulluğundan zerre kadar taviz vermeden sıradağlar kadar muhkem olan imanı ile direnen Üstad Said Nursi'nin bu destansı mücadelesinin elbette enine boyuna masaya yatırılması gerekirdi.

Risale Akademi, Akademik Araştırmalar Vakfı ve Artuklu Üniversitesi'nin beraberce düzenlediği 'İman ve Hürriyet Sempozyumu'' böyle manaları da hatıra getiren bir ortamda yapıldı.

Risale Akademi, yıllar önce başladığı bu çileli yolculuğa, önemli bazı zorluklara rağmen hiç ara vermeden devam ediyor. Dört sene önce yine Mardin'de Artuklu Üniversitesi ile birlikte ''Kürt Meselesi'' gibi en zorlu bir konu ile başlayan bu sempozyum maratonu, inşallah bundan sonra da farklı konularda ve farklı mekanlarda devam edecek.

Risale-i Nur, üzerinde daha çok sayıda bilimsel çalışma yapılması gerektiren önemli konular, şifreler ve işaretlerle doludur. Yapılan bunca çalışmaya rağmen, hala bakir bir saha olarak araştırmacıları beklemektedir. Konu üzerinde çalışmaya başlayan değerli arkadaşlarımızın görüş ve düşüncelerine şahit oldukça, bu Kur'ani hazinenin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Her yeni sempozyum ve bilimsel çalışma, konu üzerinde yapılması gereken başka çalışmalar için yeni kapılar aralamaktadır. Bunun içindir ki, Risale Akademi'nin bu konuda üstlendiği misyon, kısa vadeli bir gayret veya hevesten ibaret değildir.

Bediüzzaman Hazretlerinin, Risale-i Nurlar üzerinde yapılmasını istediği ve Nur Talebelerine tevdi ettiği vazifeler için, çok önemli bir mesafe alındığını söylememiz mümkün değildir.

Hele bu boşluktan istifade ederek Risale-i Nur'ları sadeleştirme adı altında yapılan tahribat, hala bütün cinayatıyla ve dehşetiyle ortada iken, meseleye, işin özüne ve ruhuna uygun olarak sahip çıkanların yaptığı çalışmaların çok yetersiz kaldığını söylemek durumundayız.

Bu meselede yapılması gereken çalışmalar için Risale Akademi ve Akademik Araştırmalar Vakfı'nın amatör bir ruhla ve olağanüstü bir gayretle yaptığı çalışmalar, her türlü takdirin fevkindedir. Nur ve himmet ehlinin dua ve desteklerini fazlasıyla hak etmektedir.

Bundan sonra da bu uzun ve çileli yolculuk devam edecek. İnşallah Nur Kahramanları, Nur dersanelerinde Nur derslerini bütün hızları ile devam ettirerek, muhtaç olan kardeşlerimizin ruh ve kalplerine inşirah ve huzur huzmeleri sunarken; bilimsel zeminlerde de, ehli olan bilim insanları tarafından bu konuların izah, şerh ve tahlil çalışmaları bütün güzelliği ve vakarı ile devam edecektir.

Nur, bütün insanlığın necat vesilesi ve huzur kılavuzu oluncaya kadar.......

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum