'Hür Adam'ın şefkat mesajı ve koparılan fırtına

Salı akşamı "Hür Adam Bediüzzaman Said Nursi" filminin galasındaydım.

Bu filmin tek bir yönü bile onu bayraklaştırmaya yeter.

Filmde Said Nursi'nin şefkati ve sevgisi hep öne çıktı.

Kendisini Barla'ya sürgüne götüren jandarma eri yolda bir keklik görür ve ateş eder. "Vurdum!" diye sevinç çığlığı atarken, Said Nursi askere şefkat uyarısında bulunur.

Hapishanede hücrede yatarken yanında iki faresi vardır. Ekmeğine katık olarak verilen peyniri farelerle paylaşır.

Emirdağ'da bir kalaycı dükkânının üstünde tek odalık, dökük bir evde mecburi ikamete mahkûm edilirken yanında iki de kedisi vardır.

Pencerelerden sarkan komşular Said Nursi'ye yapılan baskıları kınarken, o kucağında iki sevimli kediyle sokakta olup bitenleri sabır ve teslimiyet içinde seyreder.

Barla'da Çam Dağı'nda talebeleriyle birlikte kalırken, çobanlık yapan bir anne çocuğuyla birlikte yanına gelir. Bir bakraç süt hediye eder. Çocuk da yakalayıp kafese koyduğu bir keklik hediye eder Üstada.

Said Nursi kafes içinde hürriyeti kısıtlanan kekliğe şefkati müsaade etmez, çocuğun da gönlünü alarak kekliği hürriyetine kavuşturur.

Filmin başında sonuna kadar her konuda sevgi ve muhabbet, barış ve kardeşlik, ilim ve eğitim seferberliği yapılırken üç düşmanın varlığına dikkat çekilir:

Cehalet, fakirlik ve ayrılık...

Bu düşmanları ilim, sanat ve birlik silahıyla mağlup edilmesi gerektiği anlatılır.

***

Said Nursî'nin gözünde Türk, Kürt ayrımı yoktur. Her iki toplum da bin yıldır kardeştir ve barış içinde yaşamıştır. Onların birbirlerine kılıç çekmesine, isyan edip ayaklanmasına meydan vermemek için elinden geleni yapar.

Bunun uğruna her türlü baskıya, zulme, sürgüne, hapse, cezaya, işkenceye, acıya, ıstıraba ve zehirlenmelere tahammül eder.

O bu milletin sıhhat ve selameti, huzur ve saadeti, refah ve kurtuluşu için hayatını ve rahatını feda etmekten çekinmez.

1952'de seksen yaşına geldiği sırada maksadını ve derdini dile getirirken şöyle seslenir:

"Benim bütün hayatım böyle zahmet ve meşakkatle, felaket ve musibetle geçti. Cemiyetin imanı, saadet ve selameti yolunda nefsimi, dünyamı feda ettim; helâl olsun. Onlara beddua bile etmiyorum."

"Yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil bin Said feda olsun..."

***

Bugün film gösterime giriyor. Film daha seyirciyle buluşmadan kıyamet koparılmaya çalışılıyor. Toru topu bir sinema filmi... Bir mücadelenin perdeye aktarımı...

Bu mesajların duyurulması, bilinmesi ve yayılması istenmiyor mu? Kimden ne saklanmak isteniyor?

60, 70 senedir kitaplarda yazılan, milyonlarca insan tarafından okunan ve bilinen, yüzlerce internet sitesinde gözler önünde serili olan bazı bilgiler ve yaşanan bir hayatın bazı bölümleri senaryolaştırarak gündeme getirmek neden bu kadar büyütülüyor?

Filmi seyretmeden ahkâm kesenler, Said Nursi'nin Atatürk'le görüşmesini öne çıkararak suyu bulandırmak çabasındalar.

Hiçbir hakaret unsuru içermeden yapılan bir görüşmenin beyazperdeye yansıması neden serrişte ediliyor?

Oysa bu görüşmenin tam metni yetmiş seneyi aşkın bir süredir kitaplarda mevcut ve biliniyor. Üstelik bu sahne filmin yüzde biri bile değil...

Bu vesileyle Genelkurmay arşivi açılsa, belgeler gün yüzüne çıksa, gerçekler bütün yönleriyle görülse, kamuoyu bilgilendirilse kim ne zarar görür?

Tarihi daha ne kadar milletin gözünden kaçıracağız?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.