1. YAZARLAR

  2. Himmet UÇ

  3. Fırıncı Ağabey’in Üstad’ın evini ziyaretinden notlar
Himmet UÇ

Himmet UÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Fırıncı Ağabey’in Üstad’ın evini ziyaretinden notlar

A+A-

18 Mayıs günü ikindi namazından sonra Mehmet Fırıncı Ağabey Isparta’da Üstad’ın evi diye anılan mekana geldiler. Kapının girişindeki sağdaki odada kendisinin geldiğini bana söylediler, yanına gittim. Bir müddet önce Bitlis Günleri ve Bediüzzaman Sempozyumunda kendisi ile birlikte olmuştuk. Sempozyumun kritiğini yaptık.

Sempozyumda Üstadın temel mesailinin iman ve tevhid, ahiret olduğunu söylemişlerdi, burada da aynı şeyi teyid ettiler. Bir müddettir Isparta’da adı geçen mekanda kaldığımı söyledim bana dünyalar dolusu altın değerinde bir iltifatta bulundular. “Üstad kitabını kabul etmiş ki seni buraya kabul etmiş” dedi. “Diyarbakır’da otuz yıl çalıştıktan sonra Isparta’ya canımı kurtarmak düşüncesiyle gelmiştim, ama beni buraya getirenlerin dik durmayışı hatta komplolarla beni zaten yorgun dimağımı ve sinirlerimi iyice tahrip etmek isteyerek beni canımdan bezdirdikleri ortamda sizden Allah razı olsun” dedim. Çünkü ben ona kitabımı Mardin’de akademinin imkanları ile vermiştim.

Fırıncı Ağabey’e “ne kadar berrak bir dünyanız var, takdir etmek gibi büyük bir insanı ve Bediüzzaman özelliğine sahip olduğunuz için sizden Allah razı olsun” dedim. Ben ona Bediüzzaman’ın Fikir Sanat  Dünyası isimli kitabımı Mardin’de vermiştim. Daha sonra karşılaştığımda “Himmet kitabını anlamaya çalışıyorum” dedi. Bu da yaptığım işi -ki yirmi yıl çalıştığım bir kitap- için bu sözünü sahralar dolusu iltifat telakki etmiştim. Bir davanın sahipleri birbirini bu kadar tahrip edici oyunlara teşebbüs etmemeliler, eşeğe bile işlek diyen Fikret’e fena fani ama güzel ve baki şöyle bir sözü var diyen insanın talebelerinden birkaç şaşkın, hem şeker, hem tansiyon, hem kalp yetmezliği olan bir insanı ölümün eşiğine komplolarla getirmesi dayanılmaz bir anlayış.

Fırıncı Ağabey Üstadın evine beş defa gelmişler, onun ayrıntısına girmedi bu kısa zaman zarfında olmayacağını anladım. Bitlis Üniversitesi rektörünü çok mantıklı ve davaya sahip bir insan olarak bulduğunu ve ona Bitlis’te bir Bediüzzaman Araştırma Merkezini açmanın zorunluluğunu anlattığını tekrarladı. Üstad’ın evindeki arkadaşlar kendisine iltifatlar ettiler, çok mütevazi bir insan. Ordakilerin huzurunda çay içmekten bile rahatsız oluyor ve sürekli özür diliyordu. Ağabey biz sizin huzurunuzda içsek özür dilemeliyiz, dediler. Üstadın evine yüzlerce, binlerce insanın geldiğini anlattılar. Üstadın kaldığı mekanın büyüsü insanları kilometrelerce öteden buralara getiriyor, arkadaşlar onlara hizmet ediyor ve Bediüzzaman ile ilgili şeyler anlatıyorlar. Görünce bir kuru mekan. Hz. İbrahim’e Kabe’yi yapmasını söylerler o da kim gelecek deyince  canibi ulviden “sen yap biz göndeririz diye” hitap gelir. Tıpkı onun gibi. Bediüzzaman hala sağ ve davasını yönetiyor bizim yaptığımız ise bir fon görüntüsü, bir figuran görüntüsü.

Fırıncı Ağabey’in babası Fatih’de mütareke yıllarında medrese talebesiymiş. Bediüzzaman o mekanlara gider gelirmiş. Bir gün oğluna Mehmet Oğlum “Bu  Bediüzzaman var ya onun üzerinde alim yoktur, onun ilmi  çok yüksektir” demiş. Çünkü onda bu kanaati bizatihi gördüğü olaylar meydana getirmiş. İlk aşıyı böyle almışlar. Daha sonra bazı dini kitaplar almışlar, onlar da Allah’ın her mekanda hazır ve nazır olduğunu anlayamamış, bu meseleyi çözememiş. Kendisine Nurcular ile görüş demişler, o da o zamanın iki meşhur talebesinin evlerine gitmiş, sorular sormuş cevaplar almış, tatmin olmuş, sonra bir nefer gibi hizmetin işlerinde çalışmaya başlamış.

Teksir makinası ile basılan eserleri evlerinin bir odasında muhafaza etmişler. Ziya Arun ve arkadaşına buraya her zaman gidip gelebilmek istediğini söylemiş, kabul görünce devamlı gitmiş. Orada okumuş bilgisini ve marifetini geliştirmiş. Bir gün gittiğinde Üstad’ın iki hizmetçisinin ağladıklarını görmüş, neden diye sormuş onlar da, Mustafa Osman’ın bir sepet portakal getirip bıraktığını ısrara rağmen bırakmaktan geri durmadığını söylemişler. Üstad odasından çıktığında portakalları görünce bunlara kızmış “Burada gelen giden şeyleri kabul ederek, talebeleri dilencilik ediyor dedirteceksiniz” demiş. Öyle kızmış ki onlar da hem kovulmak hem de üzüntüden ağlamışlar. Bir müddet sonra Üstad odadan çıkarak haydi sizi Fırıncı’nın hatırına affettim yiyin ama az yiyin demiş.

Üstadla ilk tanıştıklarında fırıncı olduğunu söylemiş. Üstad ise insanlara ekmek temin etmek için çalışmanın büyük bir hayır olduğunu anlatmış. Börek ve pasta da yaptıklarını söyleyince o daha sevaplı demiş. Bir gün kendi parası ile tereyağı aldırmış ve bir miktar ona vererek kendisine bununla börek yapmasını söylemiş. Bediüzzaman böreği çok severmiş, hatta Nizamettin Nazif Tepedenelioğlu ile birlikte İstanbul’da bir mekanda börek yediklerini, Tepedenelioğlu hatıralarında anlatırmış.
Karşılaştıklarında üstad onun başını okşamış, bu yüzden aklının gittikçe ziyadeleştiğini söyledi. Daha sonra onu evinde misafir ettiğini ifade ettiler. Üstadın kaldığı evin daha sonra yıkıldığını söylediler, onların evinde kalırken eve yakın bir yeşillik mekana çok gidip geldiklerini belirtiler.

Yine Risale Akademi ve faaliyetlerini değerlendirdik. Çok yol aldığımızı kendilerinin de her halükarda faaliyetleri bizatihi gelerek desteklediğini söyledim. Üç yıllık bir zamanda Risale Akademi Türkiye’de üniversiteler muhitinde yeni rüzgarlar estirdiğini ve bulutlar doğurduğunu söyledim kabul etti. Akademi yetkililerini takdir etti.  Bitlis’te toplanan hanımlara sadece altıncı sözü bile okusanız size yeter dediğini belirtti. Ben de Resulullah (asm), ashabımın hangisinin arkasından gitseniz sizi hakikate vasleder demiş, ne kadar benzer sözler ve tutumlar.

Bana iltifat etti ve bu mekanda kalmanın faziletinden bahsetti. Ben de bir derviş fıkrası anlattım. Erzurum’da bir çocuk dergaha devam eder, eve gidip gelmeyince babası şeyhe çocuğun eve dönmesini söylemesini ister. Çocuk bir gün dergaha gelince kapının açılmadığını görür, kapının önünde uyur, gece kar yağar üstünü kar kaplar, sonra sabahleyin evin önünde bir karaltı görülür, açarlar ki çocuk uyumuş kalmış. Donmaktan kurtarmışlar, bu hem şeyhe hem anaya babaya  ders olmuş, çocuk dergahı bırakmamış. Ne sadakat. Ben de bir süre ahiretime katkı olur diye burada kaldığımı ama kovarlarsa o zaman düşüneceğimi söyledim.

Fırıncı Ağabey sağlıklı bir insan, hafızası çok güçlü mekanları olayları aynen nakledebiliyor. Yıllar geçse de o sıcaklığı bir romancı dikkati ile anlatıyor. Allah Bediüzzaman’a ve talebelerine sağlıklı durumlar vermiş. Sonra Gençlik Rehberi mahkemesinin son celsesine katıldığını söyledi, ben de nasıl bir gündü dedim. “Bahardı, güneşli bir gündü, kapılar kırıldı ama ben kırılmadım”  dedi. “Ağabey siz daha güçlüymüşsünüz” dedim. Kahve içmeye razı oldu. Üstad içtiği için ben de içeyim dedi. Biz de kahvenin geri kalan kısmını Said, Ferhat ve ben içtik, şifa olsun. Daha sonra tekrar buluşmak üzere ayrıldılar. Allah ömürlerini uzun etsin, bizi de sadakatla onların yolundan ayırmasın. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum