1. YAZARLAR

  2. Sabri ALTUN

  3. Eğitim, toplum ve intihar
Sabri ALTUN

Sabri ALTUN

Yazarın Tüm Yazıları >

Eğitim, toplum ve intihar

A+A-

YGS sınavından çıkan genç intihar etti. (Gazeteler)
 
De ki: Ey Rabbim, şeytanların vesveselerinden Sana sığınırım. Onların yanımda bulunmalarından da, yâ Rabbi, Sana sığınırım." (Mü'minûn Sûresi: 23:97-98.)
  
Cenab-ı Hak semavi kitaplarında Cennet gibi büyük bir mükâfat ve Cehennem gibi azim bir cezayı göstermekle beraber, çok ikaz, tehdit, teşvik, irşat ettiği halde, ehli iman bu kadar hidayete sebep olacak, istikamet verecek hakikatler bulunduğu halde, şeytan fikriyatının zayıf, mükâfatsız, çirkin desiselerine neden yenik düşüyor?
İman varken ve de mü’min insan Allah'a inanmışken neden bu kadar tehdide önem vermiyor?
Gerçekten çok düşündürücü değil mi?
 
İsterseniz konuyu biraz daha özelleştirelim;
Bir genç ki buluğ çağına erdikten beri bir vakit namazı kaçırmamış, çoğu mü’min’in sıkıntı çektiği sabah namazını bile kaçırmamış olduğu halde dünyevi bir sınavı kaybetmekle karşı karşıya kalınca nasıl gidip intihar edebilir?
Gerçekten bu durum da çok enteresan değil mi?
Hele intiharla ilgili şiddetli ikazlar, direk cehennem tehlikesiyle karşı karşıya kalınmasının kaçınılmaz olduğu gerçeğine rağmen bir insan, daha doğrusu mü’min bir insan nasıl canına kıyabilir?

İşte bu çarpıcı hakikatler karşısında asrımızın sahibi Bediüzzaman hazretleri de; “bir zamanlar beni çok düşündürüyordu” diyor. Sonra ekliyor: “derken bazı hakikatler inkişaf etti ve çok karanlığı aydınlattı.”
“O nur ile lillâhilhamd, hem Kur'ân-ı Hakîmin azîm tergibat ve teşvikatı tam yerinde olduğunu; hem ehl-i imanın desâis-i şeytaniyeye kapılmaları imansızlıktan ve imanın zayıflığından olmadığını; hem günah-ı kebâiri işleyen küfre girmediğini; hem Mutezile mezhebi ve bir kısım Hariciye mezhebi "Günah-ı kebâiri irtikâp eden kâfir olur veya İmân ve küfür ortasında kalır" diye hükümlerinde hata ettiklerini; anladım, Cenâb-ı Hakka şükrettim” (Lemalar:78)

Ardından insanın neden yenik düştüğünün sırlarını duyularla açıklar.
Evet, insanda çok farklı duyular mevcuttur.
Nefis, heva, enaniyet, gurur, his, kuvve-i şeheviye (Cinsi istek kudreti. Yemek, içmek, konuşmak, uyumak gibi kabiliyetler), kuvve-i gadabiye (Zararlı şeyleri defe sevk eden his ve kuvvet; öfke duygusu.)” daha da önemlisi, yine Bediüzzaman’ın dediğine göre ihtiyar ve iradeyi dinlemeyen henüz keşfedilmemiş bazı latifeler, bir de bunlarla birlikte insanın yaşadığı andaki zevk ve acıyı gelecekteki zevk acıya değiştirmeme yetisi…
Ve bütün bu duyu ve hisleri bir maestro gibi idare eden insanın en büyük düşmanı şeytan…
Yani şöyle kuş bakışı gariban insana baktığınızda bütün bunca düşmanla birlikte yaşıyor.
Zaten onun içindir ki Kur’an her daim mü’min’lerin şeytandan Allaha sığınmalarını emretmiş.

Şimdi gelelim kendisini intihar eden gence;
Girdiği sınav hayatının en büyük gayesi…
Olmak ya da olmamaktan da öteye bir şey…
Toplum olarak, ebeveyn olarak o henüz taze olan omuzlara yüklediğimiz ağır yükün altında zaten ezilmiş.
Sınavın heyecan ve korkusunu taşıyor.
Bir anda konsantre olamıyor, sıkıntıya giriyor, sorular ağır geliyor.
Çok bildiği her şey kafasında uçup gidiyor.
O bunalımdan kurtulmak için dışarı çıkıp toparlanmak istiyor.
Beyin allak bullak olduğu için vücut fonksiyonları kontrolden çıkıyor.
Zaten o durumlarda insanın karnına sancılar girer.
Baş ve diş ağrısı başlar.
Lavaboya koşuyor.
Üç dakikalık izin ister istemez uzuyor. Geri geldiğinde hoca içeri almıyor.
Ve işte ne olduysa o an oluyor.
Duyguların talanına uğruyor.
Ailesini hatırlıyor, babasının fedakârlığını düşünüyor, çevresinin kendisinden beklentilerini hesaplıyor.
Her şey silikleşiyor.
Kuvve-i gadabiye ön plana çıkıyor.
Enaniyet peyda oluyor, gurur kırıldığını haykırıyor, nefis galeyana geliyor, duygular peş peşe bombardımana başlıyor.
Ve şeytan kulağına fısıldıyor.
“Bunlara gücün yetmiyorsa kendine de mi gücün yetmiyor.”
Akıl devre dışı.
Kalp hapsedilmiş.
Allah korkusu taa en gerilerde.
Derken kuvve-i gadabiye hırs elbisesini giyiyor.
Hedef uçurumdur.
Artık dünya ile irtibat kesilmiştir.
Ve …

***

Şimdi siz söyleyin: Bu durum imansızlıktan mı yahut imanın zayıflığından mıdır?
Bence hayır!
Ne imansızlık ne de imanın zayıflığındadır.
Sadece bir anlık yenilgidir.
Öyle ki bu düşmanlara peygamberler bile zaman zaman yenilmiştir.
Öyle ise burada çıkartmamız gereken çok önemli dersler vardır.
Bir kere o genç ve taze dimağlara yüklediğimiz yükü düşünmemiz lazım. Bu çocukları nerdeyse insanlıktan çıkartmışız. Hayata adımlarını atar atmaz müthiş bir yarışa sokuyoruz.
Yahu hiç birisi çocukluğunu yaşamıyor.
Bizlerin illeri yaşlarda almadığımız sorumlulukları bu taze dimağlara yüklüyoruz. Dolayısıyla herhangi bir tökezleme hayatında büyük tahribatlara sebep oluyor.
Tabi bütün bunlara sebep olan etken ise eğitim müfredatımızdır. Tamamen çağ dışı bir sistemimiz var. Kesinlikle fıtri bir akışı yoktur. Tüm çocukları tek bir kalıba sokuyor. Oysaki insanı Cenab-ı Hak çok farklı karakterlerde yaratmıştır. Hiç birisinin siması bir başkasına benzemediği gibi, kabiliyetlerde farklı farklıdır.
Kaldı ki toplumda buna ayak uydurunca yüzlerce çocuğumuz hayata yenilgi ile başlıyor.
Yenilgilerin çoğu iç âlemlerde olduğu için bizler göremiyoruz.
Sadece işte böyle arada bir fıtrat gereği intiharlar ve krizler vesilesiyle açığa çıkanları görebiliyoruz.
O zaman da başımızı duvarlara vuruyoruz.
Sonuç itibarıyla sadece şunu söylüyorum:
Bence sadece o genç yenilmemiştir.
Biz toplum olarak yenildik.
Sistem olarak yenildik.
Eğitim müfredatımızla yenildik.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.