• Ankara8 °C
  • İstanbul16 °C
  • İzmir11 °C
  • Antalya17 °C
  • Trabzon24 °C

Cezmi HUYUT

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Davam var diyen rahata düşkün olamaz

03 Haziran 2011 07:20

Hizmet-i Kur’aniyeyi gaye edinenlerin bu gün önünde eskide çekilen sıkıntılı günlerin hiç biri kalmamıştır. Bu gün kayda değer bir mâniada kalmamıştır.
Şimdi şahane modern binalar ve hizmet mahalleri, daireler, evler her tarafta var. Fantezi var, israfa varan lüks var. Maddi imkânların hemen her türlüsü hem cemaatte hem hizmet mahallerinde var. Adeta yok yok. Maşallah mutfaklar tam takır. Bolluk var, rahatlık var, rahat olmak var.

Koca koca vilayetlerde, eskiden sağdan say beş, soldan say altı kişi var iken, şimdi hatta köylerde bile Nur davasını omuzlayıp alıp götüren 20-25 insan var. Her türlü vazifeyi omzuna alıp götürecek ve işleri hafifletecek cemaatten kardeşler var.
Ve yine en önemlisi eskide olduğu gibi nur talebelerinin ehl-i imanın, cemiyette horlanması kınanma yok, cüzzamlı muamelesi yok, çağ dışı görülme uzaydan gelmiş insan muamelesi görülme yok.

Karakol yok, hapis yok, tazyikat ve baskı yok. Kısaca eskiye göre Nur talebeleri Kur’an hizmetkârları saltanat devrini yaşıyorlar. Çok rahatlar ve çok rahat yaşıyorlar.
Ümmet-i Muhammed iyeyi sahil-i selamete çıkaracak bir sefine-i Rabbaniye’de çalışan nur kahramanlarına, atalet ve betalet batağına düşmeden şimdi çok daha ciddi ve sıkı vazifeler düşüyor.

Bu hayatın gayesini “rahatça yaşamak ve gafletli lezzetlenmek ve heveskârane nimetlenmektir” şeklinde düşünen ehli gafletin bu dehşetli hatasına düşmeden, gafleti artıran şimdiki dünyanın bu rahat nimetleri, Kur’an talebelerini rehavete, gayretsizliğe, hodgamlığa düşürmemelidir.

Rahatça yaşamayı istiyorsak hizmete koşuşturarak, nimetlerden daha çok lezzetlenmeye talip isek bu isteğimizi hizmetlerin neticesinde ki maddi manevi lezzetlere değiştirerek, gafil nefsimizin fena damgası üzerinde olan şeylere meylini, hevesini hırsını, bu serbesti zamanında birkaç kişiye daha iman hakikatlerini ulaştırma azmine ve hırsına kalp etmek hizmet adamının şiarı olmalıdır.
Kur’an talebeleri zindandan, sıkıntıdan, darlıktan toprak altından meydana çıkmışlardır. Artık taneden sümbül olma, bire karşı yedi yüz verme ve yeryüzüne yayılma vaktidir.

Şimdi bütün dünya Nurları okumaya başlamıştır ve okumaya namzettir. Bu gayetteki kemal ne kadar caziptir. Bu sahadaki faaliyet ne lezzettir. Her âli ruhun bunda hissesi olmalı ve bunda hissedarlık için çalışmaya sevk olunmalı. İşte rahatımız ve saadetimiz bu zahmetlerdedir.

Aksi halde ki rahatımız ve rahat kalmamız bilelim ki zahmete düşmektir. İnsanlık nuru hakikati beklerken rezil olan meylürrahat  ehl-i hamiyetin vasfı olamaz.
Bütün himmeti kendi menfaati olan habis ruh hali, tek başına millet olmaya namzet hamiyetli nur ehlinin damenine, harimi ismetine yanaşamaz.
Çalışkan ve çalışmayı fıtri ibadet gören ve ebedi hayatları kurtarmaya heyecanlı, fıtratı heyecanla yoğrulmuş hayattar ruh sahibi Nur talebelerinin rahatı ve lezzeti çalışmak ve hizmettedir.

Ey, bin seneden beri İslâmiyetin bayraktarlığını yapan bir milletin torunları olan cengâver ruhlu kardeşlerim, neme lazımcılık belasından kurtulan hamiyetli nur kahramanları, tahkiki iman kuvvetinden gelen bir cesaretle, Çanakkale’de ki gibi, avcı hattındaki nurani vazifeden asla çekilmeyen ve bir adım geri atmayan kahraman ecdadımız gibi hizmet-i Nuriye de sebatkâr olalım.

Hizmette devam edersem ve bu şekilde ölürsem şehidim, kalırsam talebey-i ulumum, Kur’anın, İmam-ı Ali’nin (RA) ve Şahı Geylaninin (RA) iltifatına mazharım,  bu şeref bana yeter demeli ve hizmete koşuşturmalıyız.
Öyle ise ey çalışmanın ve hizmeti imaniyenin hayatın zevk ve lezzeti olduğunu bilen ve bu dünya dar-ül hizmettir, mükâfat yeri değildir hakikatını ruhunda yerleştiren ağabeyler ve kardeşler, şimdi önünüz açıktır ve sizlere çelme takacak ve sizi tutacak süfyani bir bent yoktur.

Nur seli, bendini ve engelini aşmış ve bostanı gülistan ovasına çıkmıştır. Sel olup akması ve önündeki sefahet ve rezalet-i medeniyyeyi silip süpürmesi ve âlem-i İslam bostanını ve yer yüzünün bağıstanını sulaması ve yarı yeri gülistana çevirmesi vakti gelmiştir.
Önümüzde bir cennet vatan ve hak ve hakikate muhtaç necip bir millet ve yaralı ve sahipsiz ve öksüz Millet-i İslamiyye ve koca talihsiz hamisiz bir dünya var.
Uçurumdan bile düşerken “ davam” diyen şefkat ve gayret kahramanı Bediüzzamanın şefkatli, gayretli, gayyur, fedakâr talebeleri, insanlık, fitne-i ahir zamanın dehşetli yangını söndürecek ve kendilerini kurtaracak sizleri bekliyor.

YORUMLAR
Tek başına millet olmak..
Ozi
Cezmi Hocam pek doğru söylediniz! İnsanlar doğar, büyür, yaşlanır ve ölür bu ilahi bir kanundur. Bence ideolojilerde,fikirlerde sistemlerde gece ve gündüz gibi değişime uğrarlar. Üstad hz.leri her kıştan sonra bir bahar vardır der. Şu bir gerçek ki Mazide serpilen Nur Tohumları Şuan sümbül vermiş Nur Hizmeti En yakışıklı ve Genç dönemini bulunduğumuz zaman içersinde yaşamaktadır. Bize düşen bu genç kuvvetimiz ve enerjimizle elimizden geleni yapmaktır. Çünkü İMAN vazifesi; imanda devamlılığı ve bize emanet edilen nefsimizi her daim kontrol altına almak için olmazsa olmazlardandır ve bir fırsattır. İman hizmeti vazifesi ile vazifelenen kişide sorumluluk bilinci, isar hasleti, uhuvvet hisleri galeyana gelip nefsi istekleri bir kenara bırakması gösteriyor ki Biz iman hakikatlerine, uhuvvete, muhabbete,ittihada ve tesanüde azami riayet edip muhtaçlara bu hizmeti götürmeliyiz. Son söz üstad'dan: Kimin himmeti, milleti ise ; O, Tek başına bir Millettir.
07 Haziran 2011 Salı 15:57
KARİKATÜR
IŞİDi yönlendiren parmak
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Risale Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0.312.492 06 88 / Faks : | Haber Yazılımı: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA
Web Hosting Sağlayıcı:    Kaliteweb Hosting