1. YAZARLAR

  2. Ramazan BALCI

  3. Cunta’nın eski sürümü, Alevileri Nur Talebelerine düşman etmek istedi
Ramazan BALCI

Ramazan BALCI

Yazarın Tüm Yazıları >

Cunta’nın eski sürümü, Alevileri Nur Talebelerine düşman etmek istedi

A+A-

Cunta’nın eski sürümü, Alevileri Nur Talebelerine düşman etmek istedi

Osmanlı Devleti’nin kaybedilmesi öncelikli olarak mümin insanının kaybedilmesinden kaynaklanmıştı. Çeşit çeşit istibdatlar zamanla insanlarda teşebbüs ruhunu öldürmüş, bilimsel çalışmaların maddi alemle bağlarını koparmıştı. Fert ve devlet arasında yaşanan sorunlar iki-üç asır boyunca çözüme bağlanamamıştı.
Bu derin fakat yavaş işleyen çözülme uzun süre tesirini göstermediyse de zamanla toplumun bütün bağlarını çözecek, Avrupa’nın açıkça üstün geldiği dönemde toplum büyük ölçüde imanını kaybedecekti. Cihan harbine girildiğinde genel manzara bu şekildeydi.

ÖNCELİK İMANINI KAYBEDEN İNSANI GERİ KAZANMAK

İmam Bediüzzaman ihya hareketini başlattığında bu temel sorunların farkındaydı.
Toplumun gevşeyen bağlarını onaracak, fert ve devlet arasındaki ilişkiler için bir model sunacak, en önemlisi bilim ile din / din ile maddi alem arasındaki ilişkileri anlaşılabilir bir şekilde ifade edecekti. Bu çalışmalar zor olmakla birlikte imkansız değildi. Tarihte örneği bilinen bir çok ihya hareketi bunu başarmıştı.
Önceliği imanını kaybeden insanı geri kazanmaya verdi. Tefekkür sisteminin ana ekseni bunun üzerine kuruluydu. Bu kazanıldıktan sonra ikinci adımda toplumun gevşeyen bağları onarılacaktı.

Bu açıdan Uhuvvet Risalesi/ kardeşlik bildirgesinin büyük önemi vardı. Mü’min olmayı kardeş olmak sayıyordu. Kainat sistemini kardeşliği netice verecek bir model olarak görmüş, aynı ayı ve güneşi paylaşan insanların başka şekilde hareket edemeyeceğini ısrarla vurgulamıştı. İmam Nursi’nin kardeşlik adına ortaya koyduğu esaslar, değil insanları birbirine bağlamak, belki ayları güneşleri birbirine bağlama kudretine sahipti.

HİÇBİR ALEVİNİN İMAM NURSİ’NİN ÇAĞRISINA İLGİSİZ KALMASI DÜŞÜNÜLEMEZDİ

İmam Nursi özelde daha farklı bir soruna el attı. İslam tarihinin en köklü meselesiydi bu. Alevi-Sünni çatışması.
Üstad fikir dünyasında Alevilere tanıdık gelecek bir çok unsuru kullanmıştı. Hakikat mesleğinde üstadı Hz. Ali idi. Risale-i Nur’un bütün hakikatlarını Üveysî bir tarzda O’ndan ders almıştı. Risale-i Nur, İmam Hasan’ın yarım kalan hilafet mesleğini tamamlayacaktı. Zeynel Abidin (ra) hususi virdi olan Cevşenül Kebir’i dualarının esası yapmış, Risale-i Nur’un bir çok hakikatının bu duadan alındığını açıklamıştı. Bütün bu vurgular gerçek bir ehl-i beyt sevgisi ile birleşince hiçbir alevinin İmam Nursi’nin çağrısına ilgisiz kalması düşünülemezdi.

Mü’minler arasında hiçbir ayrılığa tahammül edemeyen, ehl-i imana gelen bütün darbeleri göğsünde hisseden o şefkatli İmam, ayrılığa, düşmanlığa sebep olacak davranışlardan kaçınmaları için talebelerini uyarıyor, “Ehl-i Beyt sevgisini meslek yapan Alevîler ne kadar ifrat da etse, Râfızî de olsa; zındıkaya, küfr-ü mutlaka girmez” diyordu.

EY SÜNNİLER VE ALEVİLER!

Temel sorunlarda anlaşma zemini gösterdikten sonra  aradaki ihtilaftan düşmanlık üretebilecek çevrelerin varlığına dikkat çekmiş “Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu manasız ve hakikatsız, haksız, zararlı olan çekişmeyi aranızdan kaldırınız. Yoksa şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen dinsizlik cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip ezmesinde kullanacak. Bunu mağlub ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan kardeşliği ve birliği emreden yüzer esaslı ilahî bağ aranızda varken, ayrılık düşüncesi veren küçük mes'eleleri bırakmanız elzemdir.”   (1)

İmam Nursî ırkçılıkla mücadele ettiği kadar mü’minler arasındaki fikir ayrılıkları ile de mücadele etmiş, ittihad-ı İslamın yolunu açacak bir tefekkür sistemi inşa etmişti.
Bu girişi Alevilerin ‘İmam Nursi’nin mezarına yapılan çirkin saldırıyı kınamaları ve derin devletin sakladığı mezar yerlerinin açıklanmasını’ istemeleri üzerine yazmak zorunluluğu hissettim. Kaderin garip bir cilvesi, İmam Ali’den (r.a) itibaren “derin devletler” aynı silsileden büyük imamların mezarlarını hep yok ede geldiler. İmam Nursi de mensubiyetini bildirdiği bu silsilenin kaderini paylaştı. Şimdi O’nun mezarını istemek işi de Alevilere nasip oldu.

Aleviler hakkında bu denli şefkatli olan bir Üstadın çağrısı o dönemde niçin karşılık bulmadı? Bunun cevabı aşağıda aktaracağım alıntıda gizli:

İmam Nursî, özü itibarıyla bir kardeşlik destanı olan davasını insanlara ulaştıracak vasıtalardan bilinçli bir şekilde mahrum bırakılmıştı. Ayrıca Türk milletini meydana getiren unsurların kardeşliğine temelden karşı olan komiteler, O’nun hakkında her türlü iftirayı en acımasız bir şekilde yapmaktan geri kalmadılar. Bu iftiraların boyutunu anlamak için senatoda yapılan bir tartışmanın ilgili bölümünü aktarıyorum:

“Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına
Kutsal inançlar yoluyla yaratılmakta olan bölünme ve aykırılık, mezhep çatışması halinde, yaygınlık kazanmıştır bugün. Büyük ulusal sakıncalara kaynak olacak nitelikte bulunan  bu durumu, lâik cumhuriyet ilkeleri ışığında, gerçekçi bir inceleme konusu yaparak, kamu oyunu da aydınlatmak suretiyle, toplumsal davranışlarımız yönünden, ortak yargılara varılması, olağanüstü önem taşımaktadır.
Belirttiğimiz gerekçe ile, Cumhuriyet Senatosunda «Türkiye'de, din yoluyla girişilen bölücülüğün ve yıkıcılığın incelenmesi ve bu konuda etkili  olacak bir politikanın tesbitine yardımcı olması amaciyle bir genel görüşme açılmasını arz ve teklif ederiz”.

KÖR CEHALET, AMANSIZ DÜŞMANLIK VE İFTİRA ÇILGINLIĞI

Teklifin görüşülmesi sırasında Milli Birlik Grubu adına söz alan  Ahmet Yıldız şunları söyledi.:
“Sayın Başkan, …
Sayın arkadaşlarım durumu  kötüleştirmede en önemli etkenlerden biri de, Türk toplumunun, özellikle aydınlarımızın değil, mezhep ve tarikatlar hakkında çok az şey bilmeleridir. Bu ölçüde bilgisizlik her türlü yıkıcılığı ve bölücülüğü çok kolaylaştırır. Gerçeğin bilinmediği ortamlar propagandalara çok elverişli olur. Yersiz suçlamalar, dayanıksız iddialar ve din adına işlenen büyük günahlar hep din perdesine bürünerek ondan güç alabilmektedir. Bâzı örnekler sunacağız, din adına söylenmiş lâflar : “Alevî kâfirdir. Sünni Alevî ile evlenemez. Nurcu yalnız nurcu ile evlenir. Nurcular yalnız cennetliktir. Reform ve devrim dinsizliktir. Türkiye Cumhuriyeti yalnız İslam’a değil ahlâka da aykırı bir yapıdır.” Din adına söylenmiş bunlar. “Batılılık gâvurluktur. Dünya mutluluğu haramdır.” (Gürültüler.) “Nurcular kardeştir. Nurcu olmayan yabancı ve sapıktır. Bunlara karşı amansız savaş gerekir.” Daha neler neler. Kitapların sayfalarını da verebilirim, ama uzun zaman almasın diye teferruata girmiyorum. Hattâ halkta da bunlara inanan birçok kimseler bulunabilir.

“Alevîlerin 22 fırkaya bölünmesi yalnız dinsel inançlardan doğan bir bölünme değildir. Kurucusunun ruhu bir halifesine geçip devam edecektir diyerek kurduğu s..,  sonsuzluk niteliği kazandırmak isteyen Türk düşmanı nurcu üstadın hâlâ arkasından giden insanların bulunduğu bir ülkedeyiz. Peygamberin gölgesi yoktur diyen üniversite diploması bulunan Parlâmento üyelerinin yaşadığı Türkiye’mizde olayları hafife almanın vebali çok ağır olur. Arapça vacip, Kürtçe caiz, Türkçe lâzım. Türkçe sakın okumayın kafanız karışır, diyenin müritlerinin ortamı ne hale getirmiş olduklarını görüyorsunuz.

Bugünkü çatışmanın esas konusuna geliyoruz. Bir Alevî - Sünni çatışması değildir, bir Alevî - Nurcu çatışması olduğuna ilişkin sayısız belirtiler vardır. Geçmişimiz ve kaderimiz bir olan öz kardeşlerimizi Kürtlük yoluyla bizden ayırıp yurdun bağrına hançer saplamak isteyen birinin arkasından gidenlerin Türk oğlu Türk aynı Tanrı ve Peygambere inanan kimseleri Alevîlik altında saldırıya hedef almalarına elbette müsaade edilemez.

Bugün Türkiye'de  politikaya  en çok dalan, en yoğun bir politik çaba gösteren nurculuktur arkadaşlarım. Şâfi ve Nakşi karması bir yoldan gelerek ömrü boyunca Türk düşmanlığını huy edinen Kürt Said öldükten sonra en büyük fenalığı yapmayı başarmıştır bugün.
Bakınız arkadaşlarım kendisine gökten yeni kutsal kitap indiğini, vahiy geldiğini, mucizeler gösterdiğini, gaipten,  haberi  olduğunu İkinci Dünya Savaşına girmemizi  önlediğini ve geleceğinin de Kuran'da yazılı bulunduğunu iddia eden bir insanın arkasından gidenler hâlâ Müslümanız diyebiliyorlar.
Yüce dinimize ve ulusumuza karşı plânlanan bu komplo Sünni Alevî kışkırtıcılığında da ele-başlığını yapıyor. Bugün bir nurcu bulamazsınız ki, bu kışkırtmada bulunmasın.”  (2)

Yukarıdaki satırların devamını yazmaya elim varmadı. Daha önce  bu  kör cehalet, amansız düşmanlık ve iftira çılgınlığı, cinnet halini almış Türk tarihine emsalsiz bir kara leke olarak geçecek olan “mezarında yatan bir masuma” taarruz etme cinayetine yol açmıştı. Değişen bir şey yoktu işte!
Bütün hayatını Osmanlı unsurlarının kardeşliğine, her türlü anarşinin önlenmesine, İslam’ın siyasete alet edilmemesi için siyasetin terk edilmesine, İslam aleminin esaretten kurtulması için ekonomik ve bilimsel kalkınmanın teşvik edilmesine, İslam toplumum içinde yaşayan hiçbir cemaatin ve ferdin dışlanmamasına, Nur Talebelerini kitapla baş başa bırakıp, tarihte ilk defa yerine halife bırakmayan bir imamın ilk örneğini vermesine rağmen Üstad’ın bu kadar ölçüsüz bir şekilde maksadının aksi ile itham edilmesinin başka bir anlamı vardı.

CUNTA ALEVİLERİ RİSALE-İ NUR’DAN KOPARMAK İÇİN

Eserlerini Türkçe yazan bir insanın talebelerine Türkçe öğrenmeyin demeyeceğini bile düşünemeyen bu ölçüsüz düşmanlığın ası sebebi, Nur Risalelerinin Alevi Sünni kardeşliğini gerçekleştirme potansiyeli taşımasıydı. Bu kardeşlik sağlandığında cuntacılar milleti birbirine düşüremez ve bir daha ebediyen iktidara gelemezlerdi. Bu yüzden sahiplendikleri bütün devlet imkanlarını Alevileri Risale-i Nurlardan uzak tutmak için kullandılar.

Türk milletinin kardeşliğine en büyük zararı darbeci cuntalar verdiler. Alevileri İslam’ın ve ehl-i beyt imamlarının gerçek mirası olan Risale-i Nurlardan koparmak için yapılan iftiralar anlaşıldığında, memleketin büyük dertlerinden biri daha çözüme kavuşmuş olacaktır. Diğer unsurlarla birlikte Alevi- Sünni kardeşliğini sağlama potansiyeline sahip yegane eser, Nur Risaleleridir. Bu eserlerde Alevileri rahatsız edecek bir yön mevcut değildir.

Alevilerce gündeme getirilen mezar yerinin belirlenmesi talebi, bu yakınlaşmanın bir aracı sayılmalıdır. Aksine bu talebi reddetmek, zulmünü mezarında yatan masumlara kadar ulaştıran bir cuntanın yaptıklarını, 50 yıl sonra sessizce onaylamak anlamına gelecektir. Bugün toplumun ulaştığı irfan seviyesi, Üstadın vefatından önce –mezarının gizlenmesi için-  dikkat çektiği sakıncaları geride bırakmıştır. Belki de imzasına ‘yıkık bir mezarım ki ….’diye başlayan o çok şefkatli Üstad, kendine yapılacak zulümleri görmüş ve talebelerini böyle bir bahane ile teselli etmek istemiştir. Eğer bu teselliyi yapmamış olsaydı onu candan ileri seven talebeleri 50 yıl bu zulmü her hatırladıkça göz yaşı dökeceklerdi.

DİPNOT:
1-Lem’a s. 26
2-Genel görüşme önergesi Milli Birlik Grubu adına Fahri Özdilek; Haydar Tunçkanat          Ahmet Yıldız, Sezai Ozkan, Vehbi Ersü ve Kâmil Karavelioğlu  tarafından verilmişti. Yıldız’ın bu konuşmasından sonra hükümet adına söz alan Fethî Tevetoğlu, aynı zamanda hükümeti yıpratmayı hedef alan bu önergenin reddedilmesini istedi.  “Muhterem arkadaşlar açıkça belirteyim ki, biz Türkiye'ye ve Türk halkına her gün bir kara yafta takmak veya yapıştırmak, bir kara leke sürmek isteyen zihniyetin karşısındayız... (A. P. sıralarından bravo sesleri) Bakınız Anayasamı¬zın 19 ncu maddesi ne diyor : «Herkes, vicdan ve dinî inanç ve kanaat hür¬riyetine sahiptir. Kamu düzenine veya genel ahlâka veya bu amaçlarla çıkarılan kanunlara aykırı olmayan ibadetler,  dinî âyin  ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katıl¬maya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Kimse, dinî inanç ve kanaatlerin¬den dolayı kınanamaz.”
Hakikaten sandık başı nedir bilmeyen arka¬daşımızın «Sandık başına gidenlerin niteliğine bakarsanız» diye Türk halkına hakikaten bura¬da benim anladığım mânada hakaret etmeye hakkı yoktur arkadaşlar…” yapılan oylama sonrasında önerge 38’e karşılık 77 oy ile reddedildi. Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi 1/36 12 .7. 1966 Salı

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum