1. YAZARLAR

  2. M. Rıza DERİNDAĞ

  3. Batının İslamı yanlış takdimi: İdeolojik faktörler
M. Rıza DERİNDAĞ

M. Rıza DERİNDAĞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Batının İslamı yanlış takdimi: İdeolojik faktörler

A+A-

İslam batı dünyasının çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş batıl sistemlerine ve laik mimsiz medeniyetine karşı alternatif bir medeniyet sunuyor. Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin 12.Söz ve Eski Said eserlerindeki medeniyet tezlerine bu bahsi havale edip son devri konumuz olan islamifobia noktai nazarından irdeleyelim. Batının son 15 senedeki gelişmeleri dikkate aldığımızda, İslam'a karşı alakası 70’li yılların ortalarına rastlar. İslami hayat tarzının bu yıllarda müslüman topluluklar arasında hızla benimsenmeye başladığı Batı Toplum Bilimcilerinin dikkatini bir hayli çekmişti. İslam toplumlarında ciddi bir uyanış hamlesi nazara çarpıyordu. Bu sadece şahsi hayatlardaki değişimi değil fakat sosyo politik hayatıda içine alan bir değişimdi.

Bu elbetteki Batı dünyasını ve o dünyanın İslam dünyasındaki temsilcilerini hayretler içerisinde bırakıyordu. Asrın başında İslam devletini taru mar etmişler, kukla yönetimleri iktidarlara taşımışlar, sünneti seniyyeyi ve desatiri şeriatı hükümetler eliyle ve kanun zoruyla icraat sahasından kaldırmışlar, dahası var mı; hilafeti kaldırtmışlardı… ve 30’lu yıllarda batı liberalizminin galibiyetini ve İslamın (kapalı kapılar ardında da olsa) ebediyyen mağlubiyetini ilan etmişlerdi.

Daniel Lerner o senelerde kaleme aldığı Geleneksel Toplumun Ölümü isimli kitabında Ortadoğu toplumunda İslam başlıklı bir kısmı anlatır ve der ki, "ister batıdan olsun ister doğudan, modernleşme heryerde aynı basma kalıp zorluklarla karşılaşır, fakat geleneksel İslam anlayışı rasyonel ve positivist yeni modern ruh karşısında tamamen müdafaasızdır." Heyhat bu gafil bilmiyordu ki İslamı öldürdük dedikleri aynı senelerde İslam Türkiye’de bir ihya hareketiyle bin seneden beri olmadığı derecede kuvvet ve şehametle sahai vücuda çıkıyordu…

Fakat 80’li yıllara gelindiğinde İslam Batıda ve ilim çevrelerinde çok farklı ele alınmaya başlandı. İslamın İslam toplumlarında ve hatta batı ve doğuya doğru yeni açılımında iddialı medeniyet anlayışıyla ortaya çıkışı Akademik çevrenin İslam anlayışını değiştirdi. İslam ölmek üzere olan tarihe mal olmuş bir inanç sistemi olarak değil fakat heybetli bir kuvvet ve batı dünyasının küresel yeni dünya düzenini tehdit eden bir güç olarak görülmeye ve tahlil edilmeye başlandı.

İşte "Tarihin Sonu ve Son Adam" isimli meşhur tezinde Francis Fukuyama’ya; “İslamın, kominizm ve liberalism gibi kendisine mahsus sistematik ve tutarlı bir ideolojisi olduğu, ahlaki kuralları, siyasi ve sosyal adalet sistemi olduğu bir gerçek. İslamın ortaya çıkışı evrenseldi. Bütün insanlığa gönderildiği ve kesinlikle bir millet veya bir toplulukla sınırlandırılmadığı kendi mensuplarınca çok iyi bilinmektedir. İslam, İslam dünyasının bir çok ülkesinde lberal demokrasiye karşı üstün gelmiş, hatta politik olarak kuvvetli olamadığı yerlerde bile liberal uygulamalara en büyük potansiyel engel hep İslam olmuştur. Soğuk savaş biter bitmez İslam Irak üzerinden 12 Avrupa ülkesine meydan okumuştur" dedirten husus İslamın bu dinamik yapısı olmuştur.

Burada her hükmünü akla tesbit ettiren İslam’ın aklın hakim olduğu istikbale hakim olacağı tezinin kuvvetine bir kez daha atıfta bulunmak isterim. Bu hakikatları gerek Hutbe-i Şamiyesinde gerekse ondan daha evvel Muhakemat'ta hususan 8. Mukaddime, 9. Mukaddimenin ahiri ve 12. Mukaddimelerde kuvvetli delillerle isbat etmiyor mu asrın vekili Üstad Bediüzzaman Said Nursi?

Fukuyama bu teziyle İslamın büyüklüğünü ilan etmiyordu, onun tezi tamamen batı dünyasına yeni bir düşman gösterme üzerine bina edilmişti. Batı küreselleşmesinin önündeki tehdit, iddialı bir ideolojik arka plan ve bütün insanlığa ulaşma hedefini kendisine gaye edinmiş evrensel bir potansiyelden daha fazla batıyı ne ürkütebilirdi?

Fukuyoma’nın bu tezine batı akademisyen dünyası duyarsız kalmadı. Entellektüeller bu teze hemen ‘’İslam demokrasi ve özgürlüklerle uymsuz bir ideolojiye sahiptir’’, ‘İslam ve demokrasi bir spektrumun farklı iki tarafını oluşturur!’ gibi tezlerle destek vermekten geri durmadılar. Arap baharı öncesi İslam alemindeki diktatörlük, ideolojik kaos ve kargaşa, Üstadın tabiriyle efkardaki fevza da bu tezlere su taşıyordu. Ne yazık ki radikal fanatik azınlık gruplar da bu tezleri destekleyici hal ve tavırlar sergiliyorlar veya daha doğru bir ifadeyle sergilettiriliyorlardı. Bu radikal grubun ellerindeki ‘bizler ancak ve ancak Allah’ın hükümlerini hüküm addeden hükümetlere boyun eğer gerisini insan yapımı şırk unsuru olarak görürüz’ başlı başına bir tartışma noktası olarak yetip artıyordu bile. Bu her ne kadar hakikatten çok uzak olsa bile vitrinde olan aktörler onlardı ve onlara karşı umumun efkarı aliyesi pek bir şey ifade etmiyordu.

(Üsküdar Üniversitesi, Risale Akademi ve Akademik Araştırmalar Vakfı tarafından düzenlenen 1. Uluslararası Lemaat Ekseninde İslamofobya Sempozyumu'na sunduğum düşünceleri aktarmaya devam edeceğim.)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum