1. YAZARLAR

  2. Nur KABADAYI DEMİR

  3. Zaman tünelindeki kayboluşumuz
Nur KABADAYI DEMİR

Nur KABADAYI DEMİR

Yazarın Tüm Yazıları >

Zaman tünelindeki kayboluşumuz

A+A-

İnsan yokluktan geliyor varlığa. Var olmak için dünyaya adım atıyor. Değerli olmak için değerli şeylerle ilgilenmesi ve kısacık ömrünü israf etmeden yaşaması gerekiyor. Fakat biz bu değerli şeyi çoğu zaman maddiyatla kıyaslıyoruz ve sınırlandırıyoruz. Maddi olan her şey değerlidir ideolojisi zamanla beyin kıvrımlarımızın arasına yerleşerek hayatımıza da nüfuz ediyor. Ve kendimiz dahi fark etmeden değersizlikler arasında kaybolup gidiyoruz.

Ruhlarımız kan ağlıyor, yüzümüzle yalancı gülücükler dağıtmaya çalışıyoruz etrafımıza. Göz kenarlarımızdaki kıvrımlar sahte gülümsemelerimizi ele veriyor.
Büyük bir boşluğun arasında yaşıyoruz. Ve bu boşluğu bir şeylerle doldurmaya çalışıyoruz. Çünkü insan, her zaman bir şeylerle ilgilenecek şekilde yaratılmış. Ama insan, gaye-i hayatını kendisine fayda vermeyecek şeylere sarf ediyor.

İnsan beyni sürekli çalışıyor. Ve çalışan beyin zamanla bir boşluğa itiliyor. İnsan, bu büyük boşluğu doldurmaya çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor; ama bir türlü olmuyor.
Kimileri içindeki büyük âlemi dolduramayınca kendisini gece âlemlerine atmaya başlıyor. Gecede akıp gitmek isterken hayatın içinden yok olup gidiyor.  Ruhundaki ve kalbindeki boşluğu ne bir içki ne de bir gece hayatı doldurabiliyor.
Hayatın bu yüzü insana fayda vermemesine rağmen televizyon dünyasındaki birçok programda hayatın gidişatını bozmaya devam ediyor. Çoğu program hayatın vahametini gözler önüne sererken insanlar gözlerini bu kötülüklere kapatarak bir yalanın içinde akıp gidiyor. Bu akıntının içinde kimileri boğuluyor, kimileri can çekişiyor, kimileri de unutulup gidiyor.

Bu kötü gidişat kalelerimizi de bir bir düşürüp, insanlar bir cehalete teslim olurken hayatın bozuk düzenine de teslim olmuş oluyor. İnsanların çoğu gözlerini hakikatlere kapatarak bir esir gibi yaşarken özgür olduklarını zannediyor.
Maddi gelirin fazla olmasıyla, insanların özgür olabileceklerinin propagandası yapılırken; bu maddi zenginliğe ulaşmak için gecelerini gündüzlerine katanlar zamanla kendilerini unutmaya başlıyor. Ve kazandıkları parayla alma eğilimleri de artmaya başlıyor. Alıyor, alıyor, alıyor ama yine de mutlu olunamıyor. İnsanlar özgürleştikçe; esirleştiklerini bir türlü göremez hale geliyor ve durum zamanla insanların psikolojik hastalıklara girmesine sebep oluyor. Kazandıkça fakirleşen insanlar, mutluluk aramak için kendilerini yaşam merkezlerine atmaya başlıyor.

Yaşanılan ortamların daha şık olması için evler küçük saraylara döndürülmeye başlanıyor. Eşyalar insana hizmet etmesi gerekirken, insan eşyalara hizmet etmeye başlıyor ve insan eşyanın kölesi haline geliyor.
Bunlar olurken onsekizbin âleme bakan kalbimiz can çekişiyor. Onsekizbin âleme bakan ruhlar ruhsuzlaştırılırken, insanlar cennet hayatını dünyaya sığdırmaya çalıştıklarından dolayı hayatın gayesini anlayamadan; özgür olarak geldiği dünyadan, esir olarak gitmiş oluyor.  İnsan bu haliyle onsekizbin âlemi değil, önünü göremez hale geliyor.

Hayatın bu yüzüne bakarken bir de diğer yüzüne de bakıyorum. Kanaat eden insanları, kalplerini doyurmaya çalışanları, gaye-i hayatı anlayarak bunun gereklerini yapmak için çaba sarf edenleri, iki gününü eş geçirmeyenleri, kendi nefsinden evvel diğer insanların nefislerini düşünenleri, şükredenleri, sabredenleri, dua edenleri, her lokmasının helâl olması için özen gösterenleri, her koşulda adaleti gözetenleri, âlemlerin Rabbi için cihanı terk edenleri görüyorum. Ne kadar huzurlular. Az bir nimet ellerine geçince bolca şükrederek o nimeti de paylaşarak mutluluğu yakalayan insanlar var. Hayatlarını sevgi ve muhabbet üzerine kurarak etraflarına güzellikler saçan insanlar. Ne mübarektir onlar. Yıkık dökük bir yerin kenarında akan şelalelerin güzelliği gibidirler. İdeolojileri az bir dünya menfaatine kanmadan ebedi bir âlem için çalışanlar. Kazançlarından dağıtanlar, özveriyle çalışanlar, yetimleri gözetenler, yaşlılara hürmet edenler ebedi saadeti kazananlar işte bunlardır.

Velhâsıl, manevi zenginlikten mahrum olan herkes kurumuş bir toprak gibidir. Toplumumuzdaki yıkımların tek çözümü kalplerimizin, ruhlarımızın, akıllarımızın gıdasını vermekten geçiyor. Yaratılışımızdaki harikalıkları görerek yaşamak duasıyla. Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum