1. YAZARLAR

  2. Mustafa ORAL

  3. Barla’da İkinci Asr-ı Saadet
Mustafa ORAL

Mustafa ORAL

Yazarın Tüm Yazıları >

Barla’da İkinci Asr-ı Saadet

A+A-

Bediüzzaman’ın Entelektüel Hayatı-12

Efendimiz için sahabeler ne anlam ifade ediyorsa Üstad için de Barla Sıddıkları aynı anlamı ifade eder. Farklı yaşlardan, mesleklerden, meşreplerden, eğilimlerden, eğitimlerden, kültürlerden müteşekkil bu nurani ve ruhani silsile gerçekten de Barla’daÜstad ile birlikte insanlığa ikinci bir asr-ı saadet yaşatır.Üstad onların yüksek ruhlarında  Ebubekirlerin, Ömerlerin, Osmanların, Alilerin suretlerini ve siretlerini görür. Sahabelerde tecelli eden esma-i hüsnanın en azam mertebelerini ilk önce onların nurani yüzlerinde okur.

Üç yüz sene sonra gelmesini beklediği Saidleri, Hamzaları, Ömerleri, Osmanları, Tahirleri, Yûsufları, Ahmedleri… Süleymanlar, Muhacir Ahmetler, Hulusiler  olarak Barla’da bulur.

“Gerçi ben ispat edemiyorum; ama atalarım Isparta’dan İsparit nahiyesine gitmiş” diyen Bediüzzaman Barla’da kah ensar, kah muhacirdir. Barla’nın bir yüzünde Mekke’yi, bir yüzünde Medine’yi yaşar.

Çağın Ebu Eyyübel Ensarisi Muhacir Hafız Ahmet

Üstad Barla’da muhacir gibi karşılanır. İçinde sahabe saffeti, Ebu Eyyübel Ensari ruhunu taşıyan Macaristan Muhaciri Hafız Ahmet açar evinin ve kalbinin kapılarını Bediüzzaman’a. Muhacir Hafız Ahmet zamanın ensarı, Ebu Eyyüb-el Ensari’si olur. Bir gece Üstadın kendini kaybedercesine yaptığı zikirlerle, dualarla, tazarularla uyanan Hafız Ahmet, başına devlet kuşu konduğunu daha o gün fark eder. “Eğer bu zat bizden razı olmadan Barla’dan ayrılırsa Rabbimizin yüzüne bakamayız” diyerek eşiyle birlikte dünyadan ellerini eteklerini çekerek Üstadın hizmetine verirler kendilerini. 

İşte, baştan başa iman hakikatleri ile dopdolu Risaleler ilk önce Üstadın medresesinin bitişiğindeki Yokuşbaşı Camiinin imamı Muhacir Hafız Ahmet’in Ebu Eyyübu andıran o ensar kalbinde telif edilmeye başlar. İmam hakikatleri ilk önce bir imamın kalbinde neşredilmeye başlar. Eğer Muhacir Hafız Ahmet’in Ebu Eyyub’u andıran o ensar, o imam ruhu olmasaydı iman hakikatleri ile dopdolu Risaleler bu kadar güzel yazılamazdı.       

Çağın mihrabının ve minberinin mimarı Barlalı Mustafa

Bilecik’te bir çınar ağacı vardır.1299 yılında şanlı Osmanlı bu çınardan doğmuş, buradan haykırmıştır dünyaya. Bu ses üç kıtaya yayılmıştır. Çınar ağacının üzerine otuz devlet kuşu yuva yapmıştır.

Bu çınardan bir de Barla’da, Yokuşbaşı Mescidinin başında vardır. Üstad bu çınarın üzerine Mustafa Çavuş’a “Yıldız Sarayına değişmem” dediği bir köşk yaptırır.  Yokuşbaşı Mescidi bir cami olur, etrafında bütün kainatı cem eder. Çınar ağacı Mekke misal bir mihrap, üstündeki köşk Medine misal bir minber olur.

Çınar ağacında bütün kainat namaza durur Üstadın arkasında.

Çınar ağacındaki köşkünden haykırır dünyaya.

Yazdığını yaşayan, yaşadığını yazan, ilim ile ameli ihlaslı bir şekilde mezceden Üstad, çınar ağacının üzerindeki köşkte sabahlara kadar Rabbini sena eder.Her gece kainat sabahlara kadar Barla’da Üstad ile birlikte Rabbini sena ve semaa eder. Dünya sabahlara kadar çınar ağacından yükselen Üstadın duaları, tazarruları, niyazları ile cezbeye gelir.

Çınar ağacı yapraktan ellerini açar. Üstad ile sabahlara kadar dua eder. Üstad geceleri ağacın yapraklarına, münacatlarını, zikirlerini yazar. Sabah olunca bunları Kader, Haşir, Muciza-tı Ahmediye isimleri altında defter yapraklarına döker. Çınar, risaleler olarak yapraklarını döker.

Üstadın geceleri zikirlerle ve tefekkürlerle, gündüzleri şükürlerle ve teliflerle geçer. Dünya zikir ve fikrin şükür şeklindeki meyvesi Risaleler ile kendine gelir. Nursuzluktan ve ruhsuzluktan bunalan dünyaya Risaleler ile nur ve ruh üflenir. Eğer o ihlaslı Mustafa Çavuş o çınara köşkü kurmasa çınar ağacının bir yaprağı, İhlas Risalesinin bir sayfası, bu filmin bir karesi boş kalırdı. 

Susuzluktan kırılan dünyaya Risaleler ile can suyu verilir

Üstad, Barla’daki evinin önündeki Yokuşbaşı Çeşmesinden abdest alır. Parmaklarının arasından sızan sularla Nur’dan bir pınar olarak kainat okyanusuna su taşır. Mübarek avuçlarından ab-ı hayat misali şerha şerha nur içirir insanlığa. Susuzluktan kırılan dünyaya Risaleler ile can suyu verilir.

Bir yanı seyyid, bir yanı şerif olan Bediüzzaman için Barla bir Medine, bir Ravza-i Mutahhara olur. Ravza’daki Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ruhu Bediüzzaman’ın salavatlarından  Barla’ya hayat üfler. Barla’ya Ravza’dan güneş doğar. Barla nurunu Ravza’dan alır. Seyyid ruhlu Şamlı Hafız Tevfik, şerif ruhlu Re’fet Barutçu gibi Barla Sıddıklarının ali ruhlarında yazılır Allah Resülüne ve onun maddi ve manevi neslinden  gelenlere duyulan o sonsuz muhabbeti  ve muhatabiyeti anlatan Risaleler.  Risalet-i Ahmediye, Minhac-ı Sünnet, İhbar-ı Gaybiyye, Mirkat’üsSünne ve Tirkaku’l Mari’l Bid’a, Mu’cizat-ı Ahmediye ve Mirac-ı Nevebi risaleleri ile insanlık Peygamberimizin miracına çıkar, onunla halleşir, ona halini arz eder, muhabbetini takdim eder.

Yağmurlar içre telif edilen Risale Mu’cizat-ı Ahmediye

Nisan ayında Bediüzzaman o seyyid ruhlu Şamlı Hafız Tevfik ve şerif ruhlu Re’fet Barutçu ile birlikte Barla Dağlarına çıkar. İhlaslı Barla Dağları için tezekkür, tefekkür ve tenezzüh vaktidir. Yağmur Mikail’in arş emrini beklemektedir. Dağ gibi üç yüreğin arşında rahmet bulutları balyalanmaktadır. Kalbini alemlerin merkezi yapmış, aleme, alemi-i İslam’a vurulacak darbeleri ilk önce kendi kalbinde hisseden Bediüzzaman yağmurun ayak seslerini duyar. “Toparlanın. Barla’ya dönelim”, der.

Toparlanırlar. Yola koyulurlar. Bardaktan boşanırcasına yağmurlar yağmaya başlar. Eve 15 dakikalık mesafe kalmıştır. Bediüzzaman birden “durun” der.

Şamlı Hafız Tevfik ve Re’fet Barutçu oldukları yerde dururlar. Dünya durur. Zaman durur. Zamanın saati Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi ve sellem) saati çalışmaya başlar. Mu’cizat-ı Ahmediye Risaleleri için telif vaktidir. Rahmetin tecessüm etmiş hali yağmur damlaları salavata durur. 

Üstad yağmurlara ve salavatlara şemsiye tutar. O (sallallahu aleyhi ve sellem) ezeli güneş açar. Ebedi ve edebi yağmurlar yağmaya başlar Barla Dağlarına: “Yaz kardeşim…”

Rahmet, alemlere rahmet Muhammed Mustafa’nın (sallallahu aleyhi ve sellem) harikulade hayatı yazılırken coşar. Yağmur eğri eğri düşer toprağa, Üstadın sözleri damla damla düşer sayfalara…

Şamlı Hafız Tevfik nefes nefese yazmaya başlar. Refet Barutçu sağa sola savrulan nüshaları toplar. Bir süre sonra Üstadın içindeki yağmur kesilir. Telif durur. O gün seyyid ruhlu Şamlı Hafız Tevfik, şerif ruhlu Refet Barutçu Üstadın yanında olmasaydı ihtimal ki Mu’cizat-ı Ahmediye Risalesinin bir yanı hep eksik kalırdı.

Ebubekir Ruhlu Sıddık Süleyman

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) için Mekke’de Ebu Bekir ne ise, Üstad için Barla’da Süleyman Kervancı odur. Ebu Bekir (r.a.) “Anam, babam sana feda olsun ya Resullah” deyip onunla hicret edebildiği için sıddıktır. Süleyman Kervancı 1 yaşındaki kızı damdan düşüp ölecebilecekken, lisan-ı haliyle “bütün evlatlarım sana feda olsun ya Üstadım” diyerek, kızına doğru değil de Üstadına koştuğu için sıddıktır. Ebubekir’i sıddık yapan her şeyini terk ederek, ölümü göze alarak Efendimizle hicreti, Efendimize hicretidir. Süleyman’ı sıddık yapan ise evladının, sevdiklerinin ve kendinin ölümünü göze alarak Üstadına hicreti, Üstadına hizmetidir.

Süleyman’da bu ruh olduğu için Geylani ona 8 asır önce “Süleyman’ım” diye hitap edebilmiştir. Üstad da Sıddık Süleyman’ı ve ona ait herşeyi öyle sever ki onun tarlasına “Cennet Bahçesi” der. O tarlada Cennet Risalesini telif eder.

Eğer Süleyman’ın bu sadakati olmasaydı, eğer Barla’da Süleyman, eğer Barla’da Süleyman’ın cennet bahçesi olmasaydı, eğer Barla’da Süleymanlar olmasaydı 28. Söz, Cennet  Risalesi yazılamazdı, Barla, böyle cennet asa bir bahar yaşamazdı.

Zaman’ın Hüreyre’si Mübarek Süleyman

Mübarek Süleyman, kalbinde kocaman bir fırın taşır. Yanar, yakılır. İçten içe büyüyen bir yangının tam ortasındadır. Çam Dağlarını ateşe vermek gelir içinden. İhtimal ki, “dünyası bir sepetten ibaret olan şu mübarek Üstadıma şu dünyaya çok görüyorlar” diye eseflenmektedir. Neden sonra “Seninle bu gece, dağda kalıp dua etmek istiyorum Üstadım” der.

Bediüzzaman… Garibüzzaman… Garip, fakir, hasta ve ihtiyar bir adam. Kainatlar peşinden koşmakta, o ise bütün dünyasını bir sepette taşımakta. Sepette ekmek yok denecek kadar az. Bu safi kalp adama nasıl söylemeli.

Başını kaldırır Üstad. Baş kaldırır dünyaya. İşte o an görür katran ağacının üzerindeki fırından yeni çıkmış ekmeği: Süleyman müjde. Allah bize bir ekmek gönderdi.

O ekmek Süleyman’ın kalbindeki mübarek fırında pişmiştir. Süleyman candan içeri: Üstadım bize bu ekmek helal midir?

Süleyman’ın haline hem şaşırır, hem de sevinir Üstad. Böyle takvanın zirvesindeki insanları kendisine talebe kıldığı için Rabbine şükreder.

Üstad Adem peygamberden eşyanın esmasının dersini almıştır. Barla’nın ruhunu tımar eder. Dağına, taşına, çeşmesine, tarlasına, kedisine, köpeğine, çoluğuna, cocuğuna, küçüğüne, büyüğüne ruhundan bir ruh üfler, kendinden bir ad verir. Santral Sabriye nur iskele memuru, Hafız Ali’ye gül fabrikası, Hüsrev’e nur fabrikası, der.

Süleyman’ın kerametteki rızkı bile sorgulayan bu mübarek halleri kalbine dokunur Üstadın ve ona da yeni bir ad verir: Mübarek Süleyman.

“Süleyman’ın bu hali var ya” der “onun bu hali on yıl Risaleye hizmet etmiş kadar değerli.”

Evet, eğer Süleyman olmasaydı, İktisat Risalesinde bir sayfa, soframızda bir ekmek hep eksik olacaktı.

Çam Dağı bir cephe, Çam Dağı bir postane

Çam Dağı önce bir cephe, ardından Postane olur Albay Hulusi ile Üstada. Hulusi’nin sahabe misal halleri “Hayatım rabbani bir mektuptur. Kardeşlerim olan zişuura kendini okuttur”, demektedir.

Hulusi’nin gözlerinde kainat ilmini okur Üstad. Onun gözleriyle, onun kalbinde yeşeren ucu hakikatin künhüne erecek sorularla bakar kainata. Onun gözlerinden süzülen yaşlarla 33 adet mektup yazar dünyaya.

Eğer Hulusi’deki bu cesaret ve kahramanlık olmasaydı Küçük Sözler’de anlatılan askerler ve nurani ordu olmazdı. Hulusi’nin Çanakkale Gazisi o cesur gözleri olmasa, onun ilimle dopdolu gönlü olmasa Küçük Sözler ve Mektubat bu kadar güzel olmazdı.

Ruhunda Hasan Bin Sabit’i taşıyan Barlalı Şair Ahmet Galip

Barlalı Ahmet Galip, öğretmen, şair, alim ve hattat bir adamdı. Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazardı. Bunlardan bazıları Risalelerde yayımlanmıştı.

Eğer Ahmet Galip olmasaydı, hikmet, ahenk, edep ve hakikat dolu 17., 18. ve  32. Söz, 4. ve 6. Mektup risaleleri, Siyah Dutun Bir Meyvesi ve Yıldızname yazılamazdı. Risalelere Niyaz-i Mısri, Fuzuli, Şüleyman Çelebi, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Abdülkadir Geylani, İmam Busayri, Kuss b. Saide, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Mevlana Cami, Sa’di-i Şirazi ve Hafız-ı Şiraz gibi şairlerin şiirlerinin yanına Ahmet Galip’in şiirleri konulmasaydı bu ebedi Risale destanının bir mısraı hep eksik kalırdı.

Bileğinin “hattı” ile Risaleler yazan Hüsrev Altınbaşak

Hüsrev, bileğinin “hattı” ile Üstada Barla’da şakirt olur. Hüsrev’in hattı olmasaydı Tevafuklu Kur’an ve onun tefsiri Risaleler bu kadar kolay kalbe bildirilmezdi. Risalenin hattı ve hatırı bu kadar güzel olmazdı. İnsanlar bu kadar çok Risale’ye bağlanmazdı.

Eğer Husrev olmasaydı “Siz olmasaydınız biz ne yapardık Üstadım” diyen biri olmazdı. Buna mukabil “Asıl siz olmasaydınız, ben ne yapardım” diyen bir Üstad ve onun Nur Risaleleri olmazdı.  

Filmin başkahramanları Barla Sıddıkları

Barla Sıddıkları olmasaydı, kim inanırdı Üstada. Yüzer yardımcı, dost ve talebeyle Van’da ve İstanbul’da yapılan hizmetin yüz misli 8-10 kişi ile Barla’da yapılmışsa, bu gün bu Nur Risaleleri 60 dünya diline çevrilmişse bunun en önemli vesilesi Risalelerin telifine ruhaniyatları ve hayatları ile başkoyan Barla Sıddıklarıdır.

Evet, bu filmin kahramanları Barla Sıddıklarıdır. Onlar “Sadakte” dediler. Barla  Rahlesinde, Kur’an’ı, Peygamberimizi, kainatı, insanlığın vicdanını okudular. Yaşayan birer Risale oldular. Hayatları ile Risaleye şahitlik ettiler. Bu ezeli hakikatleri Üstadları ile birlikte kainata ilan ettiler. Bu ebedi Risale destanını Üstadları ile birlikte yazdılar.

Evet, Barla Sıddıkları olmasaydı bu filmin birçok karesi, bu Risalelerin bir çok sayfası, bu ebedî ve edebî destanın bir çok mısraı boş kalırdı. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum