Düşünce tatile çıkarsa...
Birileri bizim adımıza düşününce, yeterli mi? Yoksa ihtiyacımıza uygun birlikte mi düşünmeliyiz?
Ortak irade, payına düşen hakkı kullanıp, düşüncesini ifade edenlerin mi hakkı? Yoksa, temsilin teslim almaya dönüştüğü bir irade ve kanaat gaspı mı?
İmanlı hürriyet, kamil insan dokusuna rahat, doğru ve müzakereye açık bir düşünce zeminini sağlar.
Zihni melekeler, fikir kalitesi ile gelişir. Düşünmek, insaflı tenkit ile hakikati rendeçler. Doğru destek, hakikate şevk verir. İnsanlık mirası, akıl ve vicdanın insaf merceğinden görünen düşünceyi billurlaştırır.
Günlük düşünme pratiklerimiz, muhakeme kapasitemiz ve muaheze kültürümüz buna ne kadar uygun? Yeterince düşünce üretebiliyor muyuz? Düşüncelerimiz ne kadar özgür ve kapsayıcı? Birleştirici mi, ayrıştırıcı mı?
Ya da düşünmeyi tatile çıkarıp, düşünme ve muhakeme tembelliği yapıp,“Başkası düşünsün, birileri düşünmüş” demek, baskıya/dayatmaya prim vermek değil mi? Düşünce ataletinin hayata/aksiyona kast eden sorumluluk zaafı, insanı alışkanlıklarının esiri yapmaz mı? Beraberinde telkinlerin akla ve kulağa uymayan kısımlarına tevil getirmek, şahsi tutumların dayatmalarına fırsat vermez mi?
Bu durum, çaresizlik/düşünememe kuyularına düşmekten farksızdır. Sonra da “Kuyudan nasıl çıkarız?” ile birbirine davetiye çıkaran yanlışlar yumağında boğulur gider.
İstibdada/dayatmaya hizmet etmek, niyette olmasa bile fiili olarak, başına yorgan geçirip, doğruyu duymaktan rahatsız olan veya iç baskıdan bunalıp kendini sindirme ve yanıltma pozisyonuna sarılanların halini hatırlatır. Nefsin hilesine kanan, egonun gurur madeninden beslenen gıdaları ile yaşamaya çalışır. İnisiyatifsizlik, bu sevimsiz hallerin tercümesinden başka bir şey değildir.
İşte inisiyatif almak, sivil inisiyatif geliştirmek, darbelerle bugüne gelmiş bir ülkede, darbeye, darbenin türevlerine, yandaşlarına, hasmından rahatsız olup zalime göz kırpan ikircil ruhlara ve cümle baskılara karşı sivil kalma iradesidir.
Kabilecilik, hep kendi tarafını haklı görür ve reislerinin imtiyazlı düşündüklerine inanır/inandırılır. Dolayısıyla kabile, “güçlü” bildiğine kendini teslim etmekten gelen beraberliğe anlam yükler. Böylece düşüncenin türbülansı, tefekkürün huzur ve sükunetini bozar.
Hakkaniyet ise, sadece vicdanın sesiyle hareket etmek ve bunu sesli ifade etme ahlakını göstermektir. İnsaf ise, üstünlüğü doğru yerde aramaktır. Doğrunun yanında yer almak, “Hak daima üstündür” prensibinin tercihidir. Dava hak, vesileler yanlış olduğunda, vesileleri gözden geçirmek ise hakkın gereğidir. Bunu başarmak, inisiyatiftir.
Türkiye, devlet karşısında halkın, rejim karşısında toplumun, dayatmalar karşısında bireyin inisiyatif alma sürecini yaşıyor. AB bunu hızlandırırken, içerdeki sıkışmalar, statükonun cinnet hali ve “Halkçılarla ırkçılar”ın ittifakı karşısında, ayrışmanın/saflaşmanın sosyolojik değerleri oluşmaya başladı.
İki taraf var: Demokrat olanlar ve olmayanlar. Bu tasnif partiler düzeyine indirgenmeyecek kadar esastandır ve doğru bir gidişin tercümesidir. Demokratlar ve demokrat olmayan bir çok grup, parti, topluluk ve STK kendi kolonisinin deşifresine doğru gidiyor.
Toplum ve devlet şeffaflaştıkça, ayrışmalar ilkeler bazında derinleşecek. “Ama, fakat, zaten” deyip cümlenin doğrusunu katleden tanımsız tevillerden uzak durdukça, ilkeli ve insani duruşu olan sade/yalın/rahat davranış ve düşünceler itibar görecektir.
İnsani hürriyet ve hak anlamındaki demokratlık, inisiyatif kullanmayı bilen bireyin entelektüel sermayesidir. Demokrat olmak, sadece siyasi bir mesele değildir. Olaylar, kişiler, yaşananlar ve beklentiler karşısında haklı tarafta ve hakkın yanında şartsız durma insaniliğidir. Sürdürülebilir demokrasi, hak ve hürriyetler bu eksende gelişir.
İnsani inisiyatif olmadan, İslami söylem veya dava temsili de sıkıntılı hal alır. İnsani inisiyatif, mazlumdan yana, doğrudan taraf olurken adrese göre hareket etmemektir. Irk, din, dil, sınıf, yandaş v.s. ırkçılığına ve grup taassubuna girmemektir.
İnsani inisiyatif, İslam’a giden yolun yapı taşlarıdır. İnsaniyetin inkişafı İslamiyet’le şereflenecektir. Dünya insanlığını buna hazırlamak, ülkemizden ve öncesi kendimizden başlayarak inisiyatif almayı öğrenmekle, bunu yaşamakla ve başını kaldırıp şahsiyetine davası için saygı duymakla olur. Aksi halde “Saldım çayıra Mevlam kayıra” olur. Bediüzzaman’ın deyimiyle, “mamehuran hırsızlarına karşı çobana güvenmek yerine herkes bizzat sürüsüne sahip çıkacak.”
İrade hızsızları, hak gaspçıları ve mutluluğumuzu çalanları demokratik tavırla terbiye etmek, darbecilerin/kaosçu geleneklerin ve çatışmacı mizaçların etkisizleşmesi, topyekun ortak hukukun inisiyatif almasıyla mümkündür.
İnsani inisiyatif, partilerin, hükümetlerin ve belli toplulukların ihale edilmiş yedek hafızalarla yürüyecek bir konu değil. İnsani inisiyatif, yanlışı gördüğü an, “kalbiyle/diliyle/eliyle” kademeli olarak tavır koyma usul ve ahlakıdır. Hiçbir ahlak suskunluğu bu anlamda meşru gösteremez.
“Ekmeksiz yaşarım hürriyetsiz yaşayamam” diyen Bediüzzaman’ın, hürriyetler ve haklar için mücadele verdiği bir ülkede, bütün hak mecraların dinamosu olan bu ifade, ruhunu ruhunda yaşattığı akil vicdanlarla cesareti cisimleştirir ve hakikatte zamanı öğütür.