1. YAZARLAR

  2. Ediz SÖZÜER

  3. Allah’ın adını almak: Birinci söz üzerine izah denemeleri
Ediz SÖZÜER

Ediz SÖZÜER

Yazarın Tüm Yazıları >

Allah’ın adını almak: Birinci söz üzerine izah denemeleri

A+A-

Allah’ın adını alarak O’na bağlanmak ve O’nun emri ve himayesi altına girerek, yaptığı bir işi O’nun adına yapmak demek olan “Bismillah”, aynı zamanda yaratılmış tüm canlı ve cansızların manen söyledikleri bir kelimedir.

Mahlûkatın kendi başlarına asla yapamayacakları ve altında ezilecekleri büyük vazifeleri çok kolaylıkla ve mükemmelen ifa etmelerinden, Allah namına hareket ettikleri anlaşılmaktadır.

Risale-i Nur’un Sözler isimli eserinin Birinci Söz’ünde dünya neden bir çöle benzetilmiştir? Çöl, bir mahrumiyet yerini, ihtiyaçlarımızı teminde zorluk çekeceğimiz ve savunmasız olarak tehlikelere açık bulunduğumuz bir ortamı hayale getirmektedir. Dünya çölünde de, insan maddi ve manevi birçok ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli zorluklarla ve engellerle karşılaşır. Hayatını tehdit eden çok sayıda tehlikeler içindedir.  

İhtiyaçlarımızı imkânlarımızla, muhtemel tehditleri kudretimizle kıyasladığımızda, her insanın “çok aciz ve çok fakir” olduğu görünür.

Bu en zengin ve kudretli kişiler için de öyledir. Küçük bir mikrop o kudretli insanı öldürebilir ve en zengin olduğu söylenen bir şahıs bile, kısacık bir hayatta ancak sınırlı ölçülerde sahip olduğu imkânlardan yararlanabilir. Mesela, ne kadar zengin olursa olsun, yiyebilecekleri ancak midesinin alabileceği kadardır ve bunu da sınırlı bir zamanda yapabilecektir.

Hâlbuki insanın o derecede geniş ve asla tok olmayan ve doymayan maddi ve manevi bir açlığı vardır ki, bu dünya o ihtiyacı ve istekleri karşılamaya ve onu tatmine asla yetmez. Bunu herkes kendi nefsinde çok açık hisseder. Zaten ölüm, zengin-fakir, güçlü-güçsüz herkesi eşitler.

İhtiyaçlarını karşılamada ve zararlardan korunma noktasında herkes ölüm karşısında mağlup düşer. Hiç kimse hayatını (bu dünyada) gerçek anlamda kurtaramaz.

Böyle bir dünyada, kulluğun iki temel kavramı karşımıza çıkıyor: Acizliğini ve fakirliğini hissederek, kudretinin ve imkânlarının yetersizliğinin farkına varmak. Ve sonra da, hem zarar verecek her türlü tehlikeden koruyacak kadar kudreti nihayetsiz, hem de her ihtiyacı karşılayabilecek kadar büyük bir rahmet zenginliğine sahip olan dünyanın hâkimini aramak, bulmak ve ona bağlanarak, O’nun kudretine dayanmak ve O’nun rahmetinden yardım istemek. İşte haddi ve nihayeti olmayan bir kudret ve zenginlik kaynağı budur.

Bir devlet memurunun veya askerin, kendi başına yapamayacağı işleri yapabilmesinin sırrı nedir? O kişinin devletle “ilişiği”dir. O’nun “adına” hareket etmesidir. Tanımadığımız hatta belki bize düşman olanların bulunduğu bir ortama, o insanların tanıyıp korktukları ve yanlarında itibarı olan birinin selamını götürerek gittiğimizi düşünün. Tavırları nasıl bir anda değişir, bilirsiniz.

Şimdi de, aslında gerçek mahiyetini bilmediğimizden yabancısı olduğumuz ve tanımadığımız ve bize düşman gibi görünen dünyadaki her zorlu hadiseyi, her hastalığı, her musibeti, onların çok da iyi tanıdıkları ve bildikleri ve kendilerini idare eden Allah’ın “selamını” götürerek karşıladığınızda, o hadiselerin ne şekil alacaklarını, nasıl da vaziyetlerini ve size karşı olan tavırlarını değiştireceklerini hayal edin.

Risale-i Nur’un Birinci Söz’ünde yer alan “bir tek adamın gelip bütün şehir ahalisini zorla bir yere götürüp işlerde çalıştırması“ benzetmesi ile inanılmaz bir hakikat anlatılıyor dikkat edilirse. Bir küçük tohum, kendi içinden çıkacak ağacın oluşum sürecinde ne kadar çok şeye muhtaçtır. Kendisine lazım olan topraktaki türlü çeşit maddeler, su, güneş, ısı-nem dengesi gibi bir sürü şey. Tüm bunların belli ölçülerde bir araya gelmesi ve belli bir düzen içinde o çekirdek için çalıştırılması gerekiyor ki, çekirdek ağaç olabilsin.

Şimdi o çekirdeğin bu neticeyi verebilmesi için, etrafındaki tüm eşyayı ihtiyacı miktarında kendine çekmesi,  oluşumu için gerekli konumu almaları için yönlendirmesi ve onlara hükmederek emrinde çalıştırması gerekmiyor mu?

 Denilirse ki: “Olur mu hiç öyle şey.  Çekirdek de, her şey de, birbirinden habersiz olarak tesadüfen hareket etmektedirler”.

 İşte o zaman sorulur ki: Ne zamandan beri tesadüfen hareket eden maddeler, “ölçülü kullanılacak bir gücü, şuurlu bir tercihi ve bilerek yapmayı gerektiren karmaşık bir dizaynı” meydana getirebilir kabiliyete sahip oldular?

Şuursuz bir nesne, ne zamandan beri şuurlu iş yapabilir oldu? Bilerek iş yapmaktan aciz bir tohum, ne zamandan beri kimyager bir bilim adamı oldu? Hiçbir zaman böyle bir şey olmadı. Siz, bir uçağın veya bir tablonun kendi kendine oluştuğunu hiçbir zaman düşünmezsiniz. Çünkü sanatlı bir eser sanatkârı, karmaşık bir cihaz bir mühendisi gerektirirdi.

Tabiattaki durum bundan farklı mıydı? Hayır. Sadece, perde arkasında olduğundan görünmeyen,  gizli bir işleyicinin ilim, irade ve kudretinin eserlerini seyrediyordunuz. Durum bundan ibaretti. Tıpkı resmi çizen eli görmenize mani olan bir perde arkasından görünen fırçanın resmettiği tabloyu, eli görmüyorsunuz diye “Vay canına! Bu resmi fırça yapıyor” demediğiniz gibi. Tabiatta görünen sebepler ve atomların hareketleri, sadece kudret kaleminin ucundaki mürekkebin noktalarıydı. Zaten, ressam da tablonun içinde, boyaların arasında aranmazdı.

Hakikat böyle olduğu içindir ki, bitki kökleri havada yayıldığı gibi, sert taş ve toprağın içinde de aynı kolaylıkta yayılıyor ve hatta taşı delip geçebiliyor ve havanın sıcaklığına rağmen yaprakları yaş kalabiliyor, bir kudret mucizesi gerçekleşiyor.

Etrafınıza dikkatli bakın. Normal şartlarda vücuda gelmesi mümkün görünmediği halde, meydana gelen ve varlığı mucize olan ne çok şey vardır. Madem etrafımızda her şey, yaptıkları işler ve bizlere takdim ettikleri nimetlerle manen “Bismillah” diyorlar. Biz de insan olarak, bu hakikatlerin farkında olduğumuzun bir işareti olarak  “Bismillah” demeliyiz.

Nimeti verene aracılık eden sebeplere ve tabiata teşekkür ve minnet edip de, nimeti asıl göndereni unutmak gibi bir ahmaklık durumuna düşmemek için.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.