1. YAZARLAR

  2. Mustafa ÖZCAN

  3. Allah matematiksel kesinliktir
Mustafa ÖZCAN

Mustafa ÖZCAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Allah matematiksel kesinliktir

A+A-

Bu kainat hayal değilse (ki, değil) sani-i alem de hayal  ötesi bir gerçektir. Biz varsak Allah da var. Düşünüyorsam o halde varımın devamı şöyle olmalıdır: Varsam o halde Tanrı da var. İngiliz fizikçi, gökbilimci ve matematikçi Sir James Hopwood Jeans’ın ‘yaratıcı ve sani-i alem matematiksel kesinliktedir’ diye ifadesini okuyunca bu satırlar aklıma düştü.  Merhum Muhammed  Esed ‘Islam And The Siprit of Our Time/ İslam ve günümüzün ruhu’ başlıklı yazısında  ünlü fizikçi ve gökbilimci Sir James Hopwood Jeans’dan İngilizce ibaresiyle şu cümleyi aktarıyor: ”God is a mathematical necessity/ Allah matematiksel  bir zorunluluktur.”

Hasan el Benna’nın damadı Said Ramazan bir dönem kaldığı İsviçre’de Batı’nın idrakine hitap eden Al Müslimun adıyla bir dergi yayınlıyor. Genel olarak Araplara ve Müslümanlara hitap etse de (Arapça-İngilizce) Batı kafasını da ihmal etmeyen kaliteli bir dergi. Bu derginin Ocak 1962 tarihine ait sayısını karıştırırken söz konusu İngiliz fizikçinin bu sözleriyle karşılaştığımda, çok çarpıcı geldi. ‘Allah şiddeti zuhurundan gaip’ olduğundan dolayı onun ispatı için delil aramak şüphecilerin işi olmakla birlikte günümüzün en önemli afetlerinden birisi ateizm felaketidir. 

Lübnanlı hem siyaset adamı hem de bir dönem Trabluşşam Müftüsü olan Nedim Cisr günümüzde en büyük cereyanlardan birisinin dinsizlik ve ateizm/ilhad olduğunu parmak basmaktadır. Dolayısıyla bu cereyanla mücadele gereği afak ve enfüsteki delilleri  paylaşmak ve ibraz etmek gerekiyor. İngiliz büyük fizikçi kaderin bir cilvesi olarak Müslümanlar vasıtasıyla Kur’an’la da tanışıyor. Bu makta ve kesiti Hindistanlı allame Vahidüddin Han,  El İslam Yetehadda/İslam Meydan Okuyor  kitabında aktarıyor. Bu anlatılanlar İngiliz fizikçinin insafına da delalet ediyor. 

İslam Meydan Okuyor adlı şaheserinde Hindli allame Prof. Vahidüddin Han şöyle yazıyor; “Dr. İnayetullah Han el Maşriki anlatıyor: “1909 yılının günlerinden bir Pazar günüydü. Bir ihtiyacım için evden çıkmıştım. Bir de karşımda-Cambiridge Üniversitesi profesörlerinden-Sir James Jeans’ı gördüm. İncil ve şemsiyesi koltuğunun altında olduğu halde kiliseye gidiyordu. Ona yaklaşarak selam verdim, bana cevap vermedi. Ona tekrar ikinci bir defa selam verince, bana; “Benden ne istiyorsun?” diye sordu. Ona; “İki şey istiyorum beyefendi! dedim. Birincisi, yağmurun bu şiddetine rağmen, şemsiyeniz neden koltuğunuzun altında duruyor?” Sir James gülümseyerek derhal şemsiyesini açtı. Devamla ona dedim ki, ikincisi de sizin gibi dünya çapında söz sahibi bir bilgini kiliseye gitmeye sevk eden şey ne olabilir?” Sir James bu sualim karşısında kısa bir duraklamadan sonra şöyle dedi; “bugün bana gel de akşam çayını bende içelim.”

Akşamleyin evine gittiğim zaman saat tam dörttü. Lady James çıktı. Sir James’in beni beklediğini haber verdi. Onun odasına girdiğim zaman, karşısındaki küçük masada çay takımlarının hazırlanmış olduğunu gördüm. Profesör ise fikirlerine dalmış düşünüyordu.

h4100119-james_jeans_british_physicist-spl1.jpgBenim varlığımı hissedince; “bana sorunuz neydi” diye sordu ve benim cevabımı beklemeden, semavi cisimlerin yaradılışından, onlardaki müthiş sistemlerden, aralarındaki korkunç uzaklık ve farklardan, bu cisimlerin maceralarından, yörüngelerinden, çekimlerinden ve akıllara durgunluk veren ışık tufanlarından bahseden bir konferans vermeye başladı ki, ben o anda kalbimin Allah’ın azamet ve heybetinden titrediğini hissediyordum. O anda Sir James ise, Allah’ın korkusundan başındaki saçlar diken diken olmuş, gözlerinden yaşlar boşanmış ve elleri tir tir titriyordu. Bir ara durdu ve şöyle devam etti; “İnayetullah, dostum! Allah’ın yaratmış olduğu bu güzelliklere bir göz attığım zaman, Allah’ın celalinden vücudum titremeye başlar. Allah’ın huzurunda eğilerek ona; “Allahım ne büyüksün” diye seslendiğim zaman da, benim şu varlığımım her parçasının bu duada beni desteklediğini görüyorum. İşte o zaman ben, büyük bir huzur ve saadet hissediyorum ve benim bu saadetimin diğer insanların saadetinden bin defa daha üstün olduğunu hissediyorum. Aziz dostum İnayetullah Han! Şimdi kiliseye neden gittiğimin sebebini anladın mı?”

İnayetullah Han devamla şöyle diyor; “Bu konferans benim aklımın içinde büyük bir tufan koparmıştı. Ona şöyle dedim;

Beyefendi, bana anlatmış olduğunuz bu ilmi tafsilat, beni cidden tesir altına bıraktı ve bu münasebetle, Kur’an’ın ayetlerinden biri hatırıma geldi, müsaade edersiniz onu size okuyayım. Başını evet der gibi salladı ve “büyük bir memnuniyetle” dedi. Ona şu ayet-i kerimeyi okudum;

"Allah'ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece biz onunla, renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah yollar (kıldık). İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır."(Fatır Suresi:ayet:27-28)

Sir James bunları işitince birden şöyle haykırdı; “Ne diyorsun? “Allah korkusunu, Allah saygısını kulları içinde ancak bilgili olanlar duyar, ancak Allah’ı bilenler o saygıyı hisseder” öyle mi? Bu müthiş, aynı zamanda çok garip ve cidden acayip! Benim elli yıldır devam eden uzun araştırma ve tecrübelerim sonucunda keşfettiğim şey, Hz. Muhammed’in önceden haber verdiği şeyler arasında mıdır? Bu ayet hakikaten Kur’an’da var mı? Eğer öyleyse Kur’an-ı Kerim’in Allah tarafından indirilmiş bir kitap olduğuna dair şahitlik ettiğimi yaz.”

Sir James burada hemen ilave ediyor;

“Hz. Muhammed ümmi idi, okuma yazma bilmiyordu. Bu yüzden onun bu sırrı kendi kendine keşfetmesi de mümkün değildi. O halde bu sırrı ona bildiren Allah’tır. Bu çok müthiş, çok garip ve cidden acayip bir şey. (http://www.cevaplar.org/index.php?content_view=2011&ctgr_id=61)”

Kader de matematiksel kesinliktedir!

Kaderiye ve Mutezile’den beri onların yolunu tutan bazı aklı evveller kaderi inkar cihetine yönelmişlerdir. İnsanın hürriyeti ile yaratıcının faalün lima yürid olması  arasında bir denge arayan kelamcılar hem cebrin hem de hürriyetin bir vakıa olduğunu söylemişler ve bunu şöyle bir terkiple izah etmişlerdir. İnsanın hürriyeti kaderi zımninde ve çerçevesindedir.  Hürriyet ve özgürlük kader sınırlarının dışına taşamaz. Bu Mutezile ve Kaderiye’nin öngördüğünün hilafınadır.  Bugün başka bir sürpriz daha aktaracağım. Türkiye’de ve dünyada Tanrı Yanılgısı kitabıyla anılan ve tanınan Richard Dawkins sıkı bir Hıristiyan çıktı.  Aynen Ernest Renan gibi. Ernest Renan gibi o da Müslümanlarla ilahiyat konularını çok tartışıyor.  Renan gibi mucizelere ve harikulade hallere inanmıyor.  Kendisini ‘laik bir Hıristiyan’ olarak tanıtıyor. Ve küçüklüğündeki kilise ve dini merasimleri özlediğini ve onlara nostalji duyduğunu ifade ediyor. Hatıratını tanıtmaya Londra’ya geldiği bir sırada kaderi büyük bir mıknatısa benzetiyor. İnsan onun çekim alanından uzaklaştığında mıknatıs yeniden harekete geçerek kendisini olması gereken hizaya veya noktaya çekiyor. Kaderin çizgisinden sapmak yok. Kaderin matematiksel bir kesinlikte olduğunu ifade ediyor.  Tek kelime ile yazgıya inandığını ifade ediyor. (http://www.elaph. com/Web/News/2014/5/908539.html )

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum