Salahattin ALTUNDAĞ

Salahattin ALTUNDAĞ

Nûrların İzinde: Abdullah Yeğin'den Nûr Talebelerine Rehberlik Ettiği Yol

(Bu satırları kaleme almak için belirlediğim 07 Temmuz 2023 târihinden bu yana birkaç gün geçmiş bulunuyor. Ancak ne yazık ki bir haftadır sürmekte olan rahatsızlık dalgaları, yazarlık serüvenime biraz ara verme gerekliliğini berâberinde getirdi. Bu durum, yazımın beklenenden daha uzun sürede tamamlanmasına sebep oldu. Bu bekleyişin oluşturduğu her türlü olumsuzluk için içtenlikle özür dilerim.)

07 Temmuz 2023 tarihinde, Risâle Haber'in değerli sayfalarında, yaşamıyla bir öğreti sergileyen ve izinden gidilecek bir model olan Hazret-i Üstâdımız Bedîüzzamân Said Nûrsî'nin en yakın talebelerinden biri olan merhum Abdullah Yeğin ağabeyin, sanki bir vasiyetnâme niteliği taşıyan, 11 maddelik kıymetli tavsiyeleri tekrar gün yüzüne çıktı.

Bu vasiyetler, Bedîüzzamân Said Nûrsî'nin mânevî değerlere, bilgece bir yaşam tarzına ve etik bir duruşa önem veren öğretilerini yansıtmaktadır.

Her madde ahlâkî değerler, kişisel ve mânevî gelişim üzerine dururken aynı zamânda talebeler arasındaki birlikteliği, saygıyı ve anlayışı teşvîk eder. Bu prensipler, insanların bir arada yaşayabilmesi, birbirlerine yardımcı olabilmesi ve aynı zamânda bireysel ve toplumsal düzeyde mânevî hedeflerine ulaşabilmesi için çok önemlidir.

Özellikle vurgulanan bir tema, öz-disiplin ve alçakgönüllülük üzerinedir. Bu, Nûr Talebelerin kendilerini başkalarından üstün görmemeleri ve öğrenmeye, büyümeye ve hizmet etmeye açık olmaları gerektiğini anlamına gelir. Ayrıca, Nûr Talebelerinin odak noktasının Risâle-i Nûr'daki yüksek mânevi hakikatler olduğu ve bunun ötesindeki konulara fazla zamân harcamamaları gerektiği belirtiliyor.

Yani, bu vasiyetler, ahlâkî değerlere, bilgelik ve anlayışa dayalı bir toplum oluşturmayı teşvîk ederken, kişinin kişisel ve mânevî gelişimine de yardımcı olmaktadır. Tüm bu prensipler ve değerler, sâdece Nûr Talebeleri için değil, aynı zamânda etik ve ahlâkî bir yaşam tarzını benimsemek isteyen herkes için de geçerli ve değerlidir.

Rahmetli Abdullah Yeğin ağabeyin “ricâ” diye adlandırdığı ve âdeta bir vasiyet nev’inden olan 11 maddelik tavsiyeleri şöyle başlamaktadır:

“Haddim olmayarak kardeşlerim dinlerse onlardan ‘ricâ’larım var. Dershânelerde duran kardeşlerime ricâ ve istirhâmımı, dikkat edilecek hususları bildiğim kadar yazacağım”

Rahmetli Abdullah Yeğin Ağabey'in bu sözlerini "ricâ" olarak adlandırması, onun hem alçakgönüllülüğünü hem de Nûr Talebelerine olan sevgi ve saygısını yansıtır. "Ricâ" ifâdesi, öğüt verme ve taleplerde bulunma durumunun “bir zorunluluk” ya da “emir olmadığını”, daha çok “bir öneri” ya da “dilek” olduğunu belirtir. Bu da Yeğin Ağabey'in Nûr Talebelerine yönelik derin saygısını ve onlara karşı nezâketini gösterir.

Ayrıca "ricâ" kelimesi, dilimizde bir istek ya da arzû ifâde eder ve genellikle bir eşitlik ve karşılıklı saygı çerçevesinde kullanılır. Yeğin Ağabey'in bu terimi kullanması, Nûr Talebelerinin birbirleriyle olan ilişkilerinde eşitlik ve saygının önemini vurgular. Onun bu ifâdesi, Nûr Talebelerinin birbirlerine karşı olan tutumlarında hoşgörü ve saygıya dayalı bir yaklaşım sergilemeleri gerektiğini hatırlatır.

"Ricâ" kelimesi, genellikle bir diğer kişinin özgür irâdesine saygı gösterirken kullanılır. Bu, Yeğin Ağabey'in Nûr Talebelerinin kendi özgür irâdelerini kullanarak bu öğütleri benimsemeleri gerektiğini gösterir. Bu, öğütlerin sâdece bir zorunluluk değil, aynı zamânda kişinin kendi özgür irâdesiyle kabûl etmesi gereken bir şey olduğunu vurgular.

Bu nedenle, Abdullah Yeğin Ağabey'in bu sözlerini "ricâ" olarak adlandırması, onun alçakgönüllülüğünü, saygısını, eşitlikçi yaklaşımını ve özgür irâdeye olan inancını yansıtır. Bu da onun ahlâkî değerlere olan derin bağlılığını ve Nûr Talebelerine olan sevgi ve saygısını gösterir.

Kendisini Nûr Talebesi olarak kabûl eden ya da çevresinde bu şekilde tanınan herkesin, Hazret-i Üstâdımız Bedîüzzamân Said Nûrsî’nin rahmetli has talebesi Abdullah Yeğin Ağabey'in nurlar saçan kelimeleriyle, Nûr Talebesi olmanın asgarî gerekliliklerini içselleştirerek kendi varoluşunda derinlemesine bir inceleme yapması, zorunlu bir vecibe olmalıdır. Bu kelimeler, onlar için bir ayna olmalı ve iç dünyâlarında bir değerlendirme ve muhâsebenin kapılarını aralamalıdır.

İşte o ricâlar:

1-Risâle-i Nûr’a talebe olan ondaki hakikatleri öğrenir. Ve elinden gelse tatbike çalışır. Birinci derecede onun alâkadar olduğu îmâna kuvvet veren hakikatlerdir: Bu ilk madde, Risâle-i Nûr’a talebe olan her bireyin önüne, öncelikli olarak talebe olmanın ne anlama geldiğini, hangi sorumlulukları yüklediğini ve hangi yolculuğa çıktığını net bir biçimde koymaktadır.

Risâle-i Nûr'a talebe olan bir kişi, bu öğretilerin içerdiği hakikatleri, derinden anlamayı ve özümsemeyi hedefler. Bu, sâdece teorik bir öğrenme süreci değil, aynı zamânda pratikte uygulanabilir bir bilgi arayışıdır. Îmânın güçlendirilmesi, talebenin bu yolculuğunun en önemli amaçlarından biridir.

Bu bilgileri edinmek ve uygulamak, sâdece kişisel bir arayış değildir, aynı zamânda toplumsal bir görevdir. Nûr Talebeleri, Risâle-i Nûr'un öğretilerini içselleştirirken, aynı zamânda bu derin bilgileri yaşamlarına yansıtmak, çevrelerine sunmak ve topluma katkıda bulunmak gibi önemli bir sorumluluk da üstlenirler.

Bu yükümlülük, Nûr Talebelerinin Risâle-i Nûr'daki hakikatleri öğrenmesini ve bu bilgileri yaşamına uygulamasını içerir. Ancak bu, sâdece bilgi edinme ve aktarma süreci değil, aynı zamânda kişisel gelişim ve mânevî ilerleme sürecidir. Bir talebe, Risâle-i Nûr’un öğretilerini hayâtının her alanına entegre ederek hem kendini hem de çevresini pozitif bir şekilde etkileme kapasitesine sâhip olur. Bu, Risâle-i Nûr'un öğretilerini öğrenmenin ve uygulamanın, sâdece kişisel bir gelişim ve dönüşüm süreci değil, aynı zamânda toplum için de büyük bir değer ve fayda oluşturduğunu gösterir.

Dolayısıyla, Risâle-i Nûr Talebesi olmak, sâdece bireysel bir yolculuk değil, aynı zamânda toplum hizmetine yönelik bir çaba ve adanmışlık gerektirir. Bu durum, Nûr Talebelerinin, Risâle-i Nûr’un öğretilerini öğrenirken ve uygularken, sâdece kendini değil, aynı zamânda toplumu da dikkate alması gerektiğini vurgulayan önemli bir prensiptir.

2-Kendini beğendirmeye, insanlar içinde nüfûz sâhibi olmaya çalışmaz: Bu ikinci madde, Nûr Talebesinin karakterine dâir son derece önemli bir vurgu yapmaktadır. Bu, gönül ve ahlâk ekseninde bir çağrıdır, dünyâ ve âhiret hayâtının dengesini korumayı hedefleyen bir uyarıdır.

Nûr Talebesi olmanın kıymeti, kendini beğendirme ya da insanlar arasında etkin bir nüfûz oluşturma çabasından değil, aksine kendini, hizmet ve bilginin daha da geniş kitlelere ulaşmasına adamaktan geçer. Nûr Talebesi, kendini ve öznel arzûlarını ön plâna çıkarmamalı, bunun yerine bilginin ve hikmetin yayılması için çaba sarf etmelidir. Bu, Nûr Talebesinin alçakgönüllü olmasını ve tevâzuu göstermesini gerektirir.

Bu madde, ego ve kibir yerine alçakgönüllülüğün ve tevâzunun vurgulanmasını içerir. Ego ve kibir, bir bireyin mânevî gelişimini engelleyebilir ve onu yanıltabilir. Alçakgönüllülük ve tevâzu ise, bir bireyin içsel gelişimine ve başkalarına hizmet etme kapasitesine yardımcı olur.

Nûr Talebesi, diğer insanları etkilemek veya onların takdirini kazanmak için değil, doğruyu öğrenmek ve yaymak için çaba gösterir. Bu duruş, talebenin içinde bulunduğu topluma karşı olan sorumluluğunu vurgular ve onun, başkalarına hizmet etme ve bilgiyi yayma konusundaki kararlılığını pekiştirir.

Alçakgönüllülük ve tevâzu, bir bireyin kendisini ve başkalarını daha net ve gerçekçi bir şekilde görmesine yardımcı olur. Bu hem kişisel gelişim hem de topluma hizmet etme kapasitesi açısından son derece önemlidir.

3-Nûr Talebelerinin hepsini kendisinden üstün ve temiz bilir, riyakârlık edenleri bilse bile onların hatalarını teşhîr etmez: Bu madde, Nûr Talebesinin insana değer veren ruhunu ve bir başkasının onûr ve değerini koruma konusundaki hassâsiyetini gösteriyor. Burada, insanlar arasında düşünceli, saygı dolu ve hoşgörülü bir ilişki kurmanın önemine dikkat çekiliyor.

Nûr Talebesinin, diğer talebeleri her zamân kendinden üstün ve daha temiz olarak görmesi gerektiği ifâde ediliyor. Bu, özgüven ve saygıya dayalı bir topluluk oluşturmanın hem bireyler arasındaki bağları güçlendirmenin hem de mânevî ve kişisel gelişimi teşvîk etmenin önemli bir yolu olduğunu gösteriyor. Böyle bir yaklaşım, topluluk içinde saygıyı ve hoşgörüyü teşvîk eder, yargılama ve kınama yerine anlayış ve empatiye yer açar.

Aynı zamânda, bu madde, hataların ve kusûrların teşhîr edilmesinin önüne geçer. Bu, toplum içinde bir başkasının hatalarını teşhîr etmek yerine, onların hatalarını gidermeye yardımcı olmayı ve insanlar arasındaki birlikteliği ve karşılıklı saygıyı güçlendirmeyi hedefler. Bu, her bireyin değerini ve onûrunu koruyan bir duruşu temsîl eder.

4-Risâle-i Nûr’da bahsi geçmeyen şeylerle uğraşmaz, başka mevzûlarla alâka peyda edip onlara vaktini sarfetmez. İlk tanıdıklarına îmânî bahisler okuyabilir: Bu madde, bir Nûr Talebesinin zamânını ve enerjisini neye harcaması gerektiğine dâir değerli bir rehberlik sunar. Risâle-i Nûr'un sunmuş olduğu hakikatler ve konular, bir Nûr Talebesinin en temel odak noktasını oluşturmalıdır. Bu, bir Nûr Talebesinin değerli zamânını, Risâlelerin sınırlarının dışında kalan konularla geçirmemesi gerektiğine dâir bir hatırlatmadır.

Risâle-i Nûr, bu konuda mükemmel bir öğreti seti sunar; talebeleri için hem dinî hem ahlâkî hem de mânevî değerleri içerir. Bu değerler ve hakikatler, bir Nûr Talebesinin kendi inanç yolculuğunda daha sağlam adımlar atabilmesi için son derece önemlidir.

Nûr Talebesi, Risâle-i Nûr'un konularının dışındaki mevzûlara dikkati dağıtmaz. Bunun yerine, Nûr Talebesi zamânını ve enerjisini, Risâle-i Nûr'un sunduğu değerli öğretilerin öğrenilmesi, anlaşılması ve uygulanması üzerine yoğunlaştırması gerekir. Bu şekilde, talebe kendi mânevî gelişimine ve inancının derinleşmesine en çok fayda sağlayacak şeylere odaklanmış olur.

5-Kimseye tahakkümvâri hareket ederek kendisini merci yapmaya çalışmaz: Bu beşinci madde, bir Nûr Talebesinin alçakgönüllülüğünü ve liderlik anlayışını vurgulamaktadır. Bu, kişinin kendisini bir otorite veya nihâî kaynak olarak kabûl etmeye çalışmaması, bunun yerine başkalarının görüşlerine, düşüncelerine ve deneyimlerine saygı göstermesi anlamına gelir. Bu, Nûr Talebelerinin, kendi inançlarını ve fikirlerini başkalarına zorla kabûl ettirmek yerine, diğerlerine saygı gösterme ve farklılıklara tahammül etme ilkelerine dayalı bir tutum sergilemesi gerektiğini vurgular.

Kendisini bir merci ya da nihâî otorite olarak konumlandırmaya çalışmak, başkaları üzerinde hâkimiyet kurma arzûsunu gösterir. Ancak bir Nûr Talebesi, bu tür bir hâkimiyet peşinde olmamalıdır. Onun görevi, Risâle-i Nûr'un öğretilerini benimsemek ve bu öğretileri başkalarına saygı ile sunmaktır, kendisini başkalarına dayatmak ya da kendisini başkalarına karşı bir otorite olarak konumlandırmak değil.

Bu yaklaşım, bir Nûr Talebesinin kendi duruşunu ve anlayışını bir liderlik modeli olarak değil, bir öğrenci ve yol arkadaşı modeli olarak benimsemesi gerektiğini öğretir. Başkalarına hükmetme ya da onların üzerinde hâkimiyet kurma arzûsu yerine, bir Nûr Talebesi, birlikte öğrenme ve birbirine yardım etme ilkesine dayalı bir topluluk oluşturma arzûsu taşımalıdır. Bu, onun hem kendi gelişimine hem de topluluğunun gelişimine yardımcı olur.

6-Zahmetli işlere göğüs gerer, kendisi yapmak ister, yardım eden olursa kendi menfâatine değil umumun menfâatine âid ise kabûl edebilir: Bu madde, bir Nûr Talebesinin kişisel rahatlık ve menfâatlerin ötesine geçerek, topluluğun genel yararı için zorlu ve karmaşık işlerle yüzleşme arzûsu ve isteğini belirtir. Bu madde, kişisel rahatlık ve huzûr arayışının ötesine geçerek topluma hizmet etme anlayışının önemini vurgular.

Bir Nûr Talebesi, kendini zorlu görevlere adamakla, kendi kişisel menfâatleri yerine toplumun genel çıkarlarını önceliklendirebilir. Bu, başkalarına hizmet etme ve toplumun refâhını geliştirme anlayışına dayalı bir yaşam biçimidir. Bu duruş, toplum hizmetinin bir zorunluluk değil, bir onûr ve bir ayrıcalık olduğu anlayışını yansıtır.

Yardımsever olmak ve başkalarına yardımcı olmak, bir Nûr Talebesinin özünün bir parçasıdır. Kendi çıkarları yerine, başkalarının ve toplumun çıkarlarını ön plâna alır. Bu, onun birliktelik ve karşılıklı yardımlaşma değerlerini benimsediğini ve başkalarına hizmet etme konusunda aktif bir rol oynadığını gösterir. Bu duruş, kişinin topluma olan bağlılığını ve toplumun refâhına katkıda bulunma arzûsunu vurgular.

Bu madde ayrıca, talebenin başkalarından yardım almayı kabûl etme yeteneğini de öğretir. Ancak bu, sâdece kişisel çıkarlarını artırmak için değil, genel çıkarları hizmet etmek için yapılmalıdır. Bu, talebenin kendi çıkarlarının ötesinde bir vizyonu olduğunu ve bu vizyonun başkalarına yardımcı olmayı ve toplumun genel refâhını artırmayı içerdiğini gösterir. Bu tür bir duruş, bir Nûr Talebesinin etik ve ahlâkî değerlerini yansıtır.

7-Hodfuruşluk, kendini beğenmişlik, gelenlere karşı üstünlük tavrını, bilgiçlik tavrını takınmaz, böyle yapanlardan da hoşlanmaz, sâdece Allâh rızasını düşünerek, kimsenin amelini beğenmesini değil, Allâh'ın beğenmesini esâs tutar: Abdullah Yeğin ağabeyin bu ricâsı, bir Nûr Talebesinin gönül dünyâsında yankılanan alçakgönüllülük, tevâzu ve ilâhî onây arayışı gibi temel değerlerin önemini vurguluyor. Bu madde, özgüven ve bilgelikten ziyâde, Allâh'ın rızasını arama ve insanlara karşı mütevâzi bir duruş sergileme gerekliliğini vurguluyor.

Nûr Talebesi, kendini başkalarına göre üstün görmeyen, kendine hayranlık beslemeyen biri olmalıdır. Bu tür bir tavrın yerine, Nûr Talebesi, kendi bilgisinin ve yeteneklerinin bilincinde olmalı, ancak bu durum onu kibirli bir duruşa sürüklememelidir. Bilâkis, bilgi ve yeteneklerini başkalarına hizmet etme ve Allâh'ın rızasını kazanma yolları olarak görmeli ve kullanmalıdır.

Buna ek olarak, bir Nûr Talebesi, insanların onâyını veya takdirini aramaktan ziyâde, eylemlerinin Allâh tarafından kabûl görmesini hedeflemelidir. Bu, eylemlerinin ve niyetlerinin doğruluğunu ve değerini belirleyen tek ölçüt olduğu anlamına gelir. Bu duruş, Allâh'ın rızasının her şeyin üstünde olduğunu ve tüm eylemlerinin bu yüksek hedefe hizmet etmesi gerektiğini belirtir.

Abdullah Yeğin ağabeyin bu ricâsı, Nûr Talebesinin kendine aşırı bir şekilde değer atfeden veya insanlara karşı üstünlük tavrı sergileyen kişilerden hoşlanmamasını belirtir. Bu, talebenin kendi kişisel değerlerinin ve prensiplerinin bu tür bir davranışı kabûl etmediğini ve bu tür davranışların toplumun genel refâhına zarar verebileceğini anlamına gelir. Nûr Talebesi, kendi eylemlerini ve niyetlerini başkalarının beğenisinden çok, Allâh'ın rızasına dayandırmakta ve bu, onun ahlâkî ve mânevî yönlendirmesini belirlemektedir.

8-Berâber kaldığı kimselere dâima yardımcı, her hususta onların dert ortağı olmaya çalışır. Şahısları değil Nûrdaki düstûrları öğretmeye gayret eder: Bu ricâ, Nûr Talebesinin toplum içindeki rolü ve nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğine dâir derinlemesine bir bakış sunuyor. Nûr Talebesi, çevresindekilerin ihtiyâçlarına ve sıkıntılarına duyarlı olmalı, dâima yardımcı olmaya hazır bir duruş sergilemelidir. Onların hayât yolculuklarında bir yoldaş, sıkıntılarında bir dert ortağı olmalıdır.

Bu madde ayrıca, bir Nûr Talebesinin çevresindeki insanlara öğretmenlik rolünü üstlenmesi gerektiğini vurgular. Ancak bu, öğretmenliğin sâdece kişisel anlayışları ve yorumları aktarmak şeklinde değil, daha ziyâde Nûr'daki temel prensipleri ve düstûrları aktarmak şeklinde olması gerektiğini belirtir. Bu, Nûr Talebesinin, insanlara kendisini değil, Nûr'un öğretilerini ve ilkelerini model olarak sunmasını gerektirir.

Öğretmek ve yardımcı olmak, bir Nûr Talebesinin hem çevresindeki insanlara hem de daha geniş topluma karşı sorumluluklarının önemli bir parçasını oluşturur. Bu madde, bir Nûr Talebesinin öğreticilik rolünü, insanlığa sâdece bilgi aktarmak değil, aynı zamânda onlara rehberlik ederek mânevî ve ahlâkî gelişimlerine katkıda bulunmak şeklinde anlamasını gerektirir. Bu, onların kendi kişisel ve mânevî yolculuklarına değerli bir katkı sağlar ve aynı zamânda toplumun genel refâhına ve birlikteliğine de katkıda bulunur.

9-Sözü dönüp dolaştırıp îmân hakikatlerine getirir. Yüzde seksen insanlar âfakî hâdisât ile uğraştığından, gafleti arttıran mevzûları keserek, işi tatlılıkla îmân hakikatlerine getirir. Dâima dünyânın âhirete bakan vechesini esâs tutar: Bu madde, Nûr Talebesinin sözlü ve fikrî tutumunun esâsını çizer. Dile getirilen her konuşma ve tartışma, îmân hakikatlerine yönlendirilmesi gerektiğini belirtir. Bu, genellikle toplumda hâkim olan gafleti arttıran ve genellikle dünyâ ile sınırlı konuları keserek, konuşmayı tatlı bir biçimde îmânın derin gerçekliklerine yönlendirmek anlamına gelir.

Bununla birlikte, bu madde, bir Nûr Talebesinin, dünyâyı yalnızca kısa süreli bir hayât alanı olarak değil, daha çok âhiret yolculuğumuzun başlangıç noktası olarak görmesini belirtir. Bu bakış açısı, her şeyin sonlu ve geçici olduğu bu dünyâyı, ebedî ve sonsuz olan âhirete bir köprü olarak görme anlayışını yansıtır. Bu düşünce, her konuşmayı ve tartışmayı âhiret merkezli bir perspektife taşımayı ve insanların düşüncelerini âhiretin sonsuz perspektifine çekmeyi amaçlar.

Bu yaklaşımın, toplumda dünyevî endişelerle fazlaca meşgul olan ve bu nedenle âhireti göz ardı eden insanları hatırlatma ve uyanışa geçirme gücü vardır. Ayrıca, bir Nûr Talebesinin, dünyevî konuları ele alırken dahi her zamân ebediyet perspektifini koruma ve bunu konuşmalara yansıtma sorumluluğunu belirtir. Bu, insanların düşünce ve davranışlarını etkiler ve onları daha yüksek bir bilince, daha derin bir anlayışa ve daha anlamlı bir hayâta yönlendirir.

10-Berâber kaldığı kimselerden ayrılırken nereye gittiği bildirilir: Bu onuncu madde, Nûr Talebelerinin birbirlerine karşı göstermeleri gereken şeffâflık ve karşılıklı saygının önemini anlatır. Her bir Nûr Talebesi, birlikteliklerinin bir parçası olan diğerleriyle yaptığı etkileşimlerin yanı sıra, nereye gittiğini bildirmek gibi basit bir eylemin bile karşılıklı güveni ve saygıyı teşvîk ettiğini anlamalıdır.

Bu madde, Nûr Talebelerinin birbirlerinin varlıklarını, faaliyetlerini ve hedeflerini tanıma ve anlama konusundaki istekliliklerini vurgular. Kendi yollarına gitme zamânı geldiğinde bile, bir talebenin diğerlerine gideceği yeri bildirmesi, o talebenin, başkalarının merâkını ve endişesini hafifletmek için ekstra bir adım atma istekliliğini gösterir.

Ayrıca, bu ilke, bir Nûr Talebesinin kendine has saygı ve şeffâflık etiğini de gösterir. Başkalarının duygusal ve entelektüel refâhını düşünmek, her Nûr Talebesinin içinde bulunması gereken bir erdemdir. Her talebenin kendisi ve diğerleri arasındaki bağın sâdece fiziksel yakınlıkla sınırlı olmadığını, aynı zamânda duygusal ve entelektüel düzeyde de birbirleriyle bağlantılı olduğunu anlaması gerekir.

11-Kusûr görse onu tahakkümle değil lütûfla ıslâhına çalışır. Gelen misafir talebe ve sâir kardeşler dâima güler yüz ve hüsn-ü istikbâl ile karşılanır. Sorulmayan dünyevî işlerden bahsedilmez, bahsedenler olursa hatır kırmadan dinlenerek kimse gücendirilmeden ağırlanır. Menfî şeylerden bahseden olsa kibârlıkla, gücendirmeden susturulur veya ders okunmaya başlanır. Daha iyi okuyan varsa dinlemek tercih edilir: Bu son madde, Nûr Talebelerinin, başkalarının kusûrlarını ele alma ve misafirleri ağırlama şeklindeki tutumlarına ışık tutuyor. Bir Nûr Talebesinin, başkalarının kusûrlarını gördüğünde, bu hataları tahakkümle değil, lütûf ve anlayışla düzeltme çabası sergilemesi gerektiğini ifâde ediyor.

Bir Nûr Talebesinin, misafirleri ve talebe kardeşleri karşıladığında, her zamân bir gülümsemeyle, içten bir kabûl ve nezâketle karşılaması gerektiğine dikkat çekiliyor. Nur Talebeleri, içlerinden biri istenmeyen dünyevî konulara yöneldiğinde, bu kişi kibârlıkla ve zerâfetle dinlenmeli, hatırları incitilmemeli ve bu kişi, herhangi bir olumsuz durum oluşturmadan hoş bir şekilde ağırlanmalıdır.

Eğer biri olumsuz veya olumsuzluğa yol açan konulara dalarsa, bu kişi, zarâfetle susturulmalı ya da derse başlanmalıdır. Eğer toplulukta daha iyi bir okuyucu varsa, dinlemek her zamân tercih edilir. Bu, talebeler arasında saygı ve alçak gönüllülüğün sürekli olarak teşvîk edilmesi gerektiğini gösterir.

Bedîüzzamân Said Nûrsî'nin Risâle-i Nûr Talebeleri, onun öğretilerini uygulamada ve ahlâkî değerlerine uymada örnek bir duruş sergileyen özel bir topluluktur. Talebelerin yaşamları hem mânevî bilgeliklerini hem de ahlâkî değerlerini yansıtır ve bu sâyede onlar, ahlâkî değerlerin uygulanabilirliğini ve önemini gösterirler.

Hazret-i Üstâdımız Bedîüzzamân Said Nûrsî'nin en yakın talebelerinden biri olan merhum Abdullah Yeğin ağabeyin, sanki bir vasiyetnâme niteliği taşıyan, 11 maddelik kıymetli tavsiyelerinden hareketle, bir Nûr Talebesinde olması gereken asgarî ahlâkî özellikler şu şekilde özetlenebilir:

1.Öğrenmeye Açık Olmak: Nûr Talebesinin, Risâle-i Nûr’un öğretilerini öğrenmeye açık olması ve bu öğretileri hayâtının bir parçası yapmaya çalışması gerekmektedir.

2.Alçakgönüllülük ve Tevâzu: Nûr Talebesinin, kendini başkalarına üstün görmemesi, kendini beğendirme ya da popülerlik peşinde olmaması, kibirsiz ve tevâzu sâhibi bir tutum sergilemesi gerekmektedir.

3.Saygı ve Anlayış: Diğer Nûr Talebelerinin hatalarını teşhîr etmek yerine, onları kendi üzerinde görme ve hatalarını anlayışla karşılama önemlidir.

4.Odaklanma: Nûr Talebesinin, Risâle-i Nûr'un öğretilerine odaklanması ve zamânını bu öğretiler dışındaki konulara harcamaması gerekmektedir.

5.Eşitlikçilik: Kendisini merkeze koymaması ve başkalarına tahakküm etmemesi, Nûr Talebesinin eşitlikçi bir tutum sergilemesi gerektiğini gösterir.

6.Sorumluluk ve Görev Bilinci: Zahmetli işlere gönüllü olarak katılma ve yardım etme isteği, Nûr Talebesinin sorumluluk ve görev bilincine sâhip olması gerektiğini ifâde eder.

7.Dürüstlük ve İçtenlik: Hodfuruşluk ve kendini beğenmişlikten kaçınma, dürüst ve içten bir tutumu ifâde eder.

8.Yardımseverlik ve Dert Ortaklığı: Nûr Talebesinin birbirlerine yardımcı olması, dert ortaklığı yapması ve öğretme çabası, yardımseverlik ve empati özelliklerini yansıtır.

9.Dinî Bilincin Uygulanması: Îmân hakikatlerini hayâtının merkezine alması ve dünyevî işlerde bile bu hakikatleri esâs alması gerekmektedir.

10.Açıklık ve Şeffâflık: Nerede olduğunu bildirme, kusûrları lütûf ve anlayışla ele alma, misafirleri güler yüzle karşılama gibi davranışlar açıklık ve şeffâflığı ifâde eder.

Bedîüzzamân Said Nûrsî’nin sıradan bir öğretmen olmadığını, bir yaşam sanatçısı, bir ahlâkî rehber olduğunu görüyoruz. Yaydığı ışığın sâdece fikir ve düşüncelerle sınırlı olmadığını, aynı zamânda gönlün incelikleri, ahlâkî erdemler ve insanlık değerleri ile de süslendiğini biliyoruz. Nûr Talebesi Abdullah Yeğin ağabeyin Risâle-i Nûr Talebelerine sunduğu bu değerli vasiyeti ele alırken, hepimiz bir kez daha gördük ki; bu yolculuk sâdece bir bilgi edinme süreci değil, aynı zamânda karakteri şekillendiren, bizi daha iyi insanlar yapmayı hedefleyen bir disiplin süreci.

Yürünen bu ahlâkî yol, kendini ve başkalarını bir bütün olarak gören; ego, kibir ve bilgiçlikten uzak duran, alçakgönüllülüğü esâs alan bir insanî yapının izini sürer. Nûr Talebelerinin, kendini değil, Risâle-i Nûr’un öğretilerini merkeze alması; zorlu işlere gönüllü olarak katılımını; yardımcı olma, dert ortağı olma ve öğretme çabası; ve her durumda Allâh'ın rızasını esâs alarak kendisini bir eşit olarak göstermesi; bu incelememizin temelini oluşturur.

Risâle-i Nûr yolculuğunda, her birimizin her gün yaşamında uygulaması gereken ve ahlâkî olgunluğu geliştirecek bu değerler, Nûr Talebelerinin kimliğine ve karakterine derin bir anlam katıyor. Nûr Talebelerinin kendini tanımlama biçimi, onun eşsiz bir hikâyesi olması gerektiğine işâret ediyor. Bu hikâye, bir başkasının hatalarını teşhîr etmeme, berâberindekilerle dâima yardımcı olma, dünyevî işlerden uzak durma ve her konuşmayı îmân hakikatlerine döndürme gibi asgarî ahlâkî ilkelerle işlenmiş olmalı.

Nûr Talebesi olarak, dünyevî işlerden ve kişisel çıkarlardan ayrı kalmayı, kibir ve egonun ağırlığından arınmayı, kendimizden daha fazla şeyi umursamayı ve empati ve alçakgönüllülük ile hareket etmeyi öğreniyoruz. Kendi nefsimizin sınırlarını aşma ve daha büyük bir bütünün parçası olma kapasitemizi geliştiriyoruz.

Bedîüzzamân’ın, Abdullah Yeğin aracılığıyla Nûr Talebelerine aşılamaya çalıştığı bu asgarî ahlâkî değerler, gerçekte tüm insanlığın benimsemesi gereken evrensel prensipler. Kendimizi ve başkalarını geliştirmek, dünyâyı daha iyi bir yer hâline getirmek için bir rehber olarak hizmet ederler. Biz de bu değerleri takdir eder, öğretimizin bu şekilde genişletilmiş ve zenginleştirilmiş olmasından dolayı minnettarız.

Her birimiz, bu ahlâkî ilkeleri yaşamımızın her alanına taşıdığımızda, bireysel ve toplumsal düzeyde daha büyük bir değişim potansiyeline sâhip olduğumuzu görmekteyiz. Kendi iç dünyâmızda ve çevremizdeki dünyâda olumlu bir etki oluşturmak için bu ilhâm verici yolculuğa çıkmaya çağrılıyoruz. Dolayısıyla, hep birlikte bu önemli ve değerli yolculuğa devâm etmeliyiz.

Yazının İngilizcesine ulaşmak için tıklayınız

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
8 Yorum